• BIST 97.726
  • Altın 145,622
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 20 °C

1 Kasım seçim sonuçları neyi gösteriyor?

Mustafa Özçelik

1 Kasım seçimleri, beklentilerin  aksine sürpriz  rakamlarla sonuçlandı.  Kesin olmayan sonuçlara göre AKP %49.5, CHP 25.4, MHP %11.9, HDP %10.7 lik bir sonuç elde etti. HDP ve MHP’de  düşme, AKP’de ciddi bir yükselme  görülürken, CHP hemen  hemen aynı kaldı.

Peki  ne oldu da 5 ay içinde bu farklı tablo ortaya çıktı?

Öncelikle 7 Haziran seçimleri ile ilgili birkaç not düşmek gerekmektedir.

7 Haziran seçimlerinde  HDP’nin  ‘’Türkiyelilik’’ söylemine rağmen, Kürtler,  ‘’Kürtlük vicdanı’’ olarak tanımlanabilecek  bir bilinçle  HDP’yi  %13.2 lik bir oyla ödüllendirdiler, kredi verdiler.  Tahminlere göre Bu sonuçta  %1.5  gibi  ‘’Kürt olmayan’’ bir oy vardı.

HDP’nin bu oy oranına ulaşmasında  Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve  AKP’nin Kürtleri  rencide eden söylem ve tutumlarının önemli bir katkı sunduğu genel  kabul gören ortak bir görüştür. Bir diğer önemli etken, seçimlerden hemen önce, Diyarbakır’da meydana gelen patlama  olmuştu. Patlama neticesinde zirveye çıkan ‘’Kürtlük duygusu’’ sandığa  AKP’ye tepki olarak akmıştı.

Başkanlık hesapları için HDP’nin baraj altında kalmasını alenen isteyen AKP’nin  adeta tahrik ettiği barajı aşma hedefi,  7 haziran seçim sonuçlarını belirleyen  ögelerden bir diğeriydi.  HDP’nin baraj altında kalması  durumunda  Erdoğan’ın başkanlık sistemine geçeceği  gerçekliği,  bundan ürken önemli bir kitleyi motive etti ve  HDP’ye oy vermeye yönlendirdi.

Erdoğan ve AKP’nin sıkıntısı sadece Kürtler değildi; kabul etmek gerekir ki oldukça geniş bir cephe, AKP’nin ve özellikle de Erdoğan’ın sınırlanması konusunda zımnen görüş birliği içindeydi. Gülen Cemaati, askerler, değişik medya ve sermaye grupları da yine AKP’ye tutum almışlardı.

Dahası var: AKP’nin ilk yıllarında,  Erdoğan’a ciddi destek  veren ABD  ve bir çok  batılı devletlerin , Erdoğan’ın izlemiş olduğu rijit siyaset nedeniyle Erdoğan ve AKP’den hoşnutsuz oldukları açıktı.

 Bütün bunlara, yeniden savaş ihtimali karşısında  Kürdistan ve Türkiye’de toplumun en geniş kesimlerinin barış talebi eklenince,  7 hazirandaki  tablo ortaya çıkmış oldu.

1 Kasım seçimlerinin  gerçekleştirildiği atmosfer

Evet, 7 Haziran’da  temel olarak  bu sebepler,  AKP’ye yenilgiyi, HDP’ye başarıyı getirmişti. Ama 7 Haziran seçim sonuçları  bir ‘’zafer sarhoşluğu’’  içinde doğru analizlere tabi tutulmadı.  Şimdi 1 Kasım seçimlerinin sonuçları da sağlıklı bir analize ve değerlendirmeye tabi tutulmamaktadır.

7 Haziranda aldıkları  yenilgiyle, daha ilk günden yeni bir stratejiye yönelen Erdoğan ve AKP, 7 Hazirandan sonra bir koalisyonun oluşmaması yönünde bir tutum sergiledi ve erken seçim kararı alındı. Tek başına iktidar için çok boyutlu bir toplum ve siyaset mühendisliği ile 1 Kasım seçimleri için hazırlanan strateji, adım adım uygulamaya konuldu. Şiddeti, şövenizmi ve devlet terörünü yoğunlaştırarak, seçim ortamını sabote ederek, hem HDP’nin, hem de MHP’nin kozlarını ellerinden almaya yönelik derin bir stratejiyi uygulamaya koydular.

Suruç katliamı  bu strateji  için bir başlangıç oldu. Ardından  Ceylanpınar’da 2 polisi öldürmesi ve KCK’nın çatışmasızlığa son verildiğini ilan etmesi, AKP’nin yeni  gerginlik ve çatışmalı  konsepti  hayata geçirmesine   uygun bir zemin hazırlamış oldu.  Ardından Güney Kürdistan’daki  PKK kamplarına yoğun saldırılar başladı. PKK de buna karakol ve polislere yönelik saldırılarıyla cevap verdi; belli ilçelerde hendekler kazarak, ‘’şehirlerde özgür  alanlar yaratma ’’ çağrısıyla ‘’çatışmaları şehirlere kaydırma’’ yı gündemleştirdi.

AKP  iktidarı, bir yandan saldırıları yoğunlaştırırken, bir yandan da MHP’yi  aratmayan bir söylem ve siyasetle şovenizmi  geliştirdi. Türkiye’nin bir çok yerinde Kürtlerin  işyerlerine, Kürtçe konuşan insanlara, HDP binalarına sivil görünümlü paramiliter saldırılar geliştirildi. Bir çok insan katledildi.

YDG-H tarafından  hendeklerin kazıldığı yerlerde sokağa çıkma yasaklarıyla, halkımız ablukaya alındı. Açlık ve ölümle terbiye edilmeye çalışıldı. Bir çok sivil katledildi. Hendekler ve hendeklerin kazıldığı yerlerdeki YDG-H uygulamaları ve sonuçları da Türk Devleti’nin bu saldırıları kadar halkımıza zarar verdi ve biraz da AKP’nin istemiş olduğu ortamın yaratılmasına zemin hazırladı.

Saldırı ve çatışmalar yoğunlaştırıldı. Kürdistan’ın bir çok yerinde artık seçim çalışmaları için  neredeyse koşullar ortadan kalktı. Bu gerçeklik ve Kürt kamuoyundan yükselen itirazlar  nedeniyle KCK  ‘’seçimlere kadar çatışmasızlık’’ kararı almak durumunda kaldı.  Tam da bu kararın açıklandığı gün, Ankara’da 100’ü aşkın insanın katledildiği bombalı intihar saldırısı gerçekleştirildi.  Türk Devleti’nin Ankara’nın göbeğinde yapılan bu mitinge yönelik olası bir saldırıyı hesaba katan ciddi ve gerekli bir tedbiri almamış olması,  sonrasında izlediği tutum, bu saldırının Devletin bilgisi dışında gerçekleşemeyeceği  kanaatini güçlendirmiştir.

Ankara katliamı,  HDP’nin  can güvenliği sebebiyle tüm seçim mitinglerini iptal etmesine sebep oldu. Anlaşılan, katliam ve  devlet terörüyle, HDP’yi bu kararı almaya zorlamak da AKP’nin toplum mühendisliğinin bir parçasıydı; yani ya katliam ya da sessiz bir seçim çalışması. Bu fiili durum da, kitlelerin motivasyonu, heyecanı ve desteğinde olumsuz bir rol oynamıştır.

AKP ve Erdoğan  1 Kasım  seçimlerinde, Kürdistan şehirlerindeki aday listelerinde de önemli değişiklikler gerçekleştirdiler. Seçilme şansı  daha yüksek adaylarla  listelere şekil verdiler.

Milliyetçilikte MHP’nin, sosyal ve ekonomik programda da CHP’nin kimi kozlarını elinden alan AKP,  tek başına  iktidar olamaması durumunda, istikrarın sağlanamayacağı, seçimlerin yeniden tekrarlanacağı  yönünde  toplumda bir korku   yarattı. CHP ve MHP’nin  Türkiye seçmeninin gözünde  AKP’ye alternatif olamadıkları da ayrı bir gerçekliktir.

AKP bir yandan da Kürdistan’da kendisine yakın STK ve kimi şahsiyetlerle yaptığı birkaç toplantı ile de, kaybettiği  Kürt oylarının geri alınması yol ve stratejisini oluşturmaya çalıştı.

Bu konuda  AKP’nin elini güçlendiren  önemli bir faktör de, PKK’nin şehirlerde kazdığı hendeklerin ekonomik ve sosyal yaşama  üzerinde bıraktığı olumsuz etkinin Kürt toplumunda genel bir korku ve tereddüte yol açmasıdır. Hendek kazılan ve çatışmalara sahne olan bölgelerde seçim sonuçlarının  negatif verileri  doğrudan görülmese de,  ne önerdiği net olarak anlaşılamayan bu çatışmalı ortamın,  Kürdistan ve Türkiye genelinde, Kürt kamuoyunu tedirgin  ettiği, geleceğe dönük olumlu  beklentilerinde ciddi bir kaygıya  sürüklediği bilinmektedir. Bu kaygı, özellikle  esnaf, sanayici ve  işadamlarının  HDP’ye yönelik desteğinin azalmasında önemli oranda rol oynamıştır.

HDP’nin oylarında azalmaya neden olan bir başka faktör ise, muhafazakar ve dindar Kürt seçmeninin   ‘’CHP fobisi’’ni  hesaba katmadan, CHP ile koalisyon kurabileceğini  beyan etmesidir. AKP  bu durumu gayet iyi değerlendirdi ve kendisini  terk eden  dindar Kürt seçmenin geri dönmesi için kullanmaktan geri kalmadı.

İmralı, Kandil ve HDP arasındaki görüş ayrılıkları, belirsizlikler, birbirini reddeden davranış ve siyasal yönelimler, 7 Hazirandan sonra HDP’nin 80 milletvekiline rağmen neredeyse  işlevsiz  bir duruma sürüklenmesi  de Kürt seçmeninde ciddi bir kafa karışıklığına, belirsizlik ve kaygıya yol açmıştır. İstikrar, barış ve Kürtlük vicdanı için HDP’ye yönelen AKP’nin dindar oyları, neredeyse bir boşluğa düştüler. AKP de bu kafa karışıklığını kendi lehine çeviren bir ilişki ve siyaset tarzı uyguladı.

7 Haziran  seçimlerinde HDP’ye, Demirtaş’a yoğun bir destek sunan kimi sermaye çevreleri ve medya grupları, 1 Kasım Seçimleri’nde  gözle görülür bir şekilde geri adım attılar.  Kamuoyu oluşturma , manipülasyon ve yönlendirmede ciddi bir rol oynayan  bu kesimlerin bir çok neden ile açıklanabilecek bu gevşeme  ve geri adımlarının,  1 Kasım Seçimleri’nde  HDP’nin oy kaybında küçümsenemeyecek bir etkisi olmuştur. 7 Haziran seçimlerinde ortaya çıkan koalisyon tablosu ve sonrasındaki  belirsizlik  ve daha önemlisi AKP’nin fiili  sindirme  uygulamaları, özellikle belli sermaye kesimlerinin AKP’ye karşı tutumunda yumuşamaya ve tekrar AKP’nin tek başına iktidarına yöneltmiş olabilir. Gülen Cemaati’ne yakınlığıyla bilinen sermaye gruplarına adeta el konulması,  hem diğer sermaye gruplarının daha dikkatli hareket etmesine hem de Gülen çevresinin çözülmesine neden olmuş olabilir.

Bu tablonun oluşumunda  Türk ordusunundaki  AKP’ye karşı ‘’yumuşama’’  da  rol oynamış görünüyor. 7 Haziran  sonuçlarının ‘’istikrarsızlığı’’  körükleyen içeriği, Rusya’nın bölgedeki aktif hali ve İran, Irak Suriye ile  oluşturduğu yeni konsept, Güney  Kürdistan’ın bağımsızlık yürüyüşü, Rojava Kürdistan’ının yeni gelişmelere gebe oluşu, Kuzey Kürdistan’da 7 Haziran seçimleriyle birlikte Kürtlerin ‘’devletten duygusal ve giderek siyasal kopuşu’’nun hissedilir oranda hızlanması, ekonomik istikrarsızlık vb. bir çok faktörden dolayı, Türk ordusunun   7 Haziran seçimleri öncesi AKP’ye karşı olan olumsuz yaklaşımlarını  belli oranlarda yumuşattıkları  ve önceki  rijit yaklaşımları gözden geçirmeye yol açtığı söylenebilir.

ABD başta olmak üzere, uluslararası aktörler de, Türkiye’nin ABD ile  İncirlik Protokolünü imzalaması ve Rusya’nın aktif müdahalesiyle bölgesel konjonktürün daha da hassaslaşması  ile birlikte Türkiye’nin istikrarsızlığını kendileri için bir risk görmeye başladılar. HDP’nin baraj sorununun kalmayışıyla birlikte, Erdoğan’ın başkanlık yolunun neredeyse kapanmış olması da  ABD ve diğer aktörleri  ‘’yumuşatan’’ bir rol oynamıştır. Bütün bu etmenleri  ve 1 Kasımda da yeniden oluşabilecek bir koalisyon  tablosunun  üçüncü bir seçime yol açma riskini de dikkate alarak, 7 Haziran seçimleri öncesi  AKP’ye karşı olan rijit  tutumlar sergilenmemiştir.

7 Haziran sonuçlarının HDP’nin artık ‘’baraj sorunu’’nun olmadığını göstermesi, Kürt seçmende oluşan  ‘’HDP barajı geçsin’’  psikolojisinin gevşemesine yol açmıştır. Yine Türk seçmende HDP’nin barajı geçmesinin Erdoğan’ın Başkanlığı’nın önünü keseceği gerçekliği, belli bir Türk seçmen kesiminde HDP’ye yönelimin temel nedeniydi. Ama 7 Hazirandan sonra ortaya çıkan tablo artık bu kesimlerin kaygılarını önemli oranda giderdiği ve HDP’nin bu anlamda bir ‘’baraj sorunu’’nun olmadığı görüldüğü oranda, bu kesimlerde başka partilere kayış eğilimi güçlenmiştir.

HDP’nin 7 Haziran sonrası  sergilemiş olduğu kararsızlık da olumsuz etki yaratan bir faktör olmuştur. Seçim öncesi ‘’Seni Başkan Yaptırmayacağız’’ eksenli Erdoğan ve AKP karşıtı siyaset, seçimlerden hemen sonra, ‘’AKP ile koalisyon olabilir’’ yönündeki bir gevşemeye  dönüştü. Ardından ‘’Savaş Hükümeti’’ne bakan verildi, sonra bu bakanlar geri çektirilmek zorunda kalındı.  Bu kararsız tutumlar da  HDP’den kopuşlarda etkili oldu.

7 Haziran seçim sonuçları özellikle Kürtlerin Türk Devleti’nden duygusal kopuşlarının, vicdani tepkilerinin açık bir dışa vurumuydu. Türk devleti tarihinde, ‘’tekçi’’ siyaseti  yürüten tüm partiler ilk kez böylesi bir tepki  ile karşılaşmışlardır. Bu aynı zamanda Kürtlerin giderek Kürdistani zeminde Türk devletinden kopuşlarına önemli bir zemin hazırlamıştır. Türk partilerinin artık Kürdistan’da siyaset yapamaz bir hale gelişlerinin yolu açılmıştı. Ayrıca 7 Haziran seçimlerinde, devletle 90 yıllık bir bağımlılık ilişkisi içinde olan, bir çok aşiret ya da etkili kesim Erdoğan’a inat ve Kürtlük duygularıyla,  HDP’ye yönelmişti.  Bu tablo Türk Devleti’nin derin aklını kaygı ve korkuya sürüklemiştir. Bu nedenle de onlarca yıldır kendisiyle iç içe olan aşiret ve diğer  toplum kesimlerinin   salt ‘’Erdoğan karşıtlığı’’ nedeniyle başka yerlere kayışlarının , ‘’devletin bekası için‘’ tehlikeli olacağı görülmüş ve daha sıkı bir müdahalede bulunulmuştur.

7 Haziran seçimlerinden sonra Kürtlerin Türk Devleti’nden  bu kopuşunu örgütleyecek etkili bir siyasal odağın olmayışı, Kürdistani güçler açısından ciddi mesajlar içermektedir. Ama HDP, PKK, Kürtlerin vermiş olduğu bu ‘’emanet oyları, krediyi’’ ve oluşan bu kopuş tablosunu, 1 Kasım seçim sürecinde  de yine sağlıklı bir şeklide değerlendirememiştir.  7 Haziran sonrası oluşan kopuşun, ‘’Kürdistan Hemen Şimdi’’ siyasetiyle siyasal, demokratik, kültürel, idari, sosyal, diplomatik, ulusal her alanda bir eğitim ve kurumsallaşmaya dönüştürülmesi yerine, ne olduğu , neyi içerdiği HDP, PKK tarafından bugün bile tam olarak bilinmeyen bir ‘’özyönetim’’  uygulamasına gidildi. ‘’Şehirlerde özgür alanlar yaratma’’ adı altında, aslında elde edilen kazanımların tahribatına zemin hazırlayan ‘’hendek kazma’’ vb. uygulamalara gidildi. Bu siyaset aslında uzun vadede kopuş sürecini yaralayan bir rol oynamıştır.

Ama açıktır ki, daha makul, dirayetli ve siyasal çözümde ısrarlı, bir  Kürdistani parti ya da gücün seçim sahasında olmayışı  da AKP’ye dönüşte önemli bir etken olmuştur. Kitlelere güven veren bir Kürdistani partinin ,  Kürt siyasetinde önemli bir boşluğu doldurabileceği , bu seçimle bir kez daha ortaya çıkmıştır. Kararsızlaşan kitlelerin devlet partilerine yönelimi  yerine, Kürdistani zemine çekilmesi  için de bu yaşamsal bir önem taşımaktadır.

HAKPAR  1 Kasım seçimlerinde oylarını 60 binden 110 bine çıkardı. Bu  ebette ki  bir başarıdır.  Yine Diyarbakır bağımsız milletvekili adayı  sayın  Haşim Haşimi’nin tek başına Diyarbakır’da 11.500 oy alması da yine dikkat çeken bir başarıdır.  Bu sonuçlar gelecekte hepimiz için  aslında ciddi bir potansiyelin  varlığının işaretidir. Ama HAKPAR’ın  tüm Kuzey Kürdistan’da 13 bin oy alırken, Türkiye illerinde 100 bin civarında oy alması , hem HAKPAR’ın, hem de hepimizin iyi irdelemesi gereken bir durumdur.

Seçimlerden çıkarılacak  sonuçlar

Kasım seçim sonuçlarından şu sonuçları çıkarmak mümkündür

1- Seçimlerdeki  gel-gitlerin sebep ve sonuçları elbette ki önemlidir. Her kesim kendi açısından bunun değerlendirmesini yapıp sonuçlar çıkarmalıdır. Ama, seçim sonuçları bir kez daha Kürt ve Kürdistan sorununun seçimlere endeksli bir şekilde çözülemeyeceğini göstermiştir. Bu sorun parlamenter sayısına, parlamentonun ‘’vicdanına’’ bırakılamaz. Bu sorun bir ülke  ve milletin kendi geleceğini belirleme sorunudur ve dünyadaki benzer örneklerde olduğu gibi, tarafların uluslararası garantörler nezdinde yapacakları görüşme ve mutabakatlarla bu sorunun çözümü esas alınmalıdır.

2- HDP’nin kaybettiği  1 milyon oyun büyük bir kısmı AKP’ye, az bir kısmı da CHP’ye yönelmiştir. Bu tablo Kürdistani güçleri sevindirecek bir tablo değildir. Açıkçası HDP’nin ‘’kayıp oyları’’, daha iyisine gitmemiştir. Aksine  1 milyon insanın bir umut kırıklığı olarak Kürdistan özgürlük  mücadelesinde bir yara olmuştur.  Yukarıda dile getirdiğimiz bir çok faktör ve HDP,  PKK’nin yanlışlık ve belirsizlikleri elbette ki  bunda önemli bir rol oynamıştır.  Ama, kitlelere güven verici bir başka yol, kanal oluşturamayan Kürdistani siyasal güçlerin de bundaki payı gözardı edilemez.

3- Kürt ve Kürdistan sorununda olduğu gibi, seçimler ve Türkiye’deki  iktidar değişikliklerinde de  uluslararası ve bölgesel  faktörlerin rolü önemli bir etken olarak hesaba katılmalıdır.

4- 7 Haziran ve 1 Kasım seçim sonuçları da dikkate alınarak,  Kürdistan’daki  dindar kesimlerin, alevilerin, diğer etnisitelerin,  emekçi kesimlerin, köylülerin, aşiretlerin ve küçük ve orta sermaye gruplarındaki  eğilim ve  hassasiyetler, onları etkileyen faktörler, savaşın yarattığı etkileşimler  ve bir bütün olarak yaşadıkları değişimler  ciddi bir inceleme ve analize tabii tutulmalıdır. Somut veriler ışığında değerlendirmeler yapılmalı ve siyasal çözümlemeler de bu somut verilere dayandırılmalıdır.

5- Kürdistan halkının herhangi bir partiye verdiği oylar esasında ‘’emanet oylar’’dır. Kimsenin ‘’tapulu oyu’’nun  olmadığı gerçekliği kavranırsa, gelecek,  Kürdistani güçler açısından büyük imkan ve fırsatlar sunmaktadır. Kararlı, sabırlı, kitlelerle kucaklaşmayı esas alan, doğru siyaset ve doğru yöntem ve araçlarla halkımızın  ve ülkemizin özgürlüğünü yakınlaştırabiliriz. Artık,  her zamankinden daha fazla, ‘’tekçi’’ Türk Devlet partilerinin siyaseten ülkemizden tasfiye edilmesi  ve  siyasal yarışın Kürt ve Kürdistani partiler arasında cereyan edeceği yeni  bir siyaset sürecinin geliştirilmesi için yoğunlaşalım.

6- Seçim sonuçlarından hareketle, Kürtler arası düşmanlığı körüklemeye, düşünsel ve siyasal farklılıkları uzlaşmaz karşıtlığa dönüştürmeye yönelik her türlü söylem ve tutum, Kürdistan özgürlük mücadelesine zarar verecektir. 1 Kasım seçimlerindeki  1 milyonluk oy kaybından sonra, özellikle HDP’ye yakın kesimlerden AKP’ye oy veren bu 1 milyonluk kitleye karşı küfür ve hakarete varan saldırılar yapılmaya başlandı. Unutmayalım ki 5 ay önce aynı insanlar HDP’ye oy vermişlerdi.  Değişik partilere oy veren insanlarımızın Kürt ve Kürdistani partilere dönüşlerinin sağlanması için daha esnek ve sağduyulu bir davranışla, onların ikna edilmelerinin yolları güçlendirilmelidir. Tüm siyasetçi ve aydınların da bu konuda hassasiyetle davranmaları , gelecekte oluşabilecek ulusal demokratik ilişkiler açısından büyük  önem taşımaktadır.

7- ​1 Kasım seçimlerinde ortaya çıkan tablo Türk Devleti’nin ‘’tekçi’’ partilerinin %60’ı aşkın bir oran ile Kürdistan’da çoğunluk oluşturduklarını göstermektedir. HDP’nin aldığı  %40’lık oranının  içinde sorunu sadece ‘’Kürt sorunu’’  olarak gören, bir ülke ve millet sorunu olarak görmeyen ciddi bir oranın varlığı ve  ‘’Türkiyelileşme’’ siyasetinin kitlelelerin bilincindeki yansımaları da hesaba katıldığında, mevcut tablonun Kürdistani bilincin geliştirilmesi yönünde hepimizin omuzlarına büyük görevler yüklediği açıktır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89