• BIST 83.059
  • Altın 146,576
  • Dolar 3,7547
  • Euro 4,0354
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 6 °C
  • Berlin -1 °C

Zihniyet rezaleti ve skandal

Ali Bayramoğlu

Altı ay kadar önce, 6 Haziran 2014 günü, bu köşede “MİT Müsteşar Yardımcısı’nı kim dinledi?” başlıklı bir yazı yayınlandı.

O yazıda şu satırlar yer alıyordu:

“Cevat Öneş tanınan bir isim. Uzun yıllar Milli İstihbarat Teşkilatı’ında görev yapmış, istihbarattan sorumlu müsteşar yardımcısı olarak emekli olmuş biri. Son yıllarda istihbaratın demokratikleştirilmesi, Kürt sorununun çözümü gibi meselelerde görüşleri, makaleleriyle düşünce hayatına da önemli katkılarda bulunuyor.

Aradı. Savcılığa davet edilmiş, gidince kendisinin de KCK şüphelisi olarak dinlendiğini öğrenmiş.

KCK şüphelisi eski MİT Müsteşar Yardımcısı, bu konuda rapor hazırlayan polis, buna izin veren hakim...

Öneş, iki yıl kadar önce HDK’nın organize ettiği, benim de aralarında olduğum pek çok gazeteci ve aydınla katıldığı bir Kürt Meselesi Çalıştay’ından sonra çeşitli karalamalarla karşı karşıya gelmişti.

Bugün gazetesi Öneş’i KCK’lı bile ilan etmişti.

Sonrası malum...

Cevat Öneş, ‘Şikayetçi oldum, sadece bu dinleme işlemini yapanlardan değil, imkan veren herkesten’ diyordu...”

Bu şikayetin sonucunu merak ediyor musunuz?

Cevat Öneş’e tebliğ edilen savcılık kararını birlikte okuyalım:

“Müşteki Cevat Öneş hakkında ‘PKK/KCK Terör Örgütü elebaşının talimatları doğrultusunda kurulan Demokratik Toplum Kongresi içinde faaliyet gösterdiği gerekçesiyle 6 kez 3 ay süre ile iletişiminin tespitinin sağlandığının belirlendiği (...),

İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliğinin 18.04.2014 tarihli ön inceleme raporuna istinaden, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından verilen kararda müşteki Cevat Öneş’in iletişimine müdahalenin gerektiğine ve bu tedbirin uygulanmasında zorunluluk olduğuna dair yeterli gerekçenin ve istihbari bilgilerin bulunduğu, iletişimin kayda alınmasına yönelik talebin gerçekçi bir sebebe dayandığı gerekçesiyle dinlemeye yönelik şüpheliler hakkında soruşturma izni verilmediği (...)

Ön inceleme raporu ile soruşturmaya izni verilmemesine ilişkin kararın dosya içeriği ile uyumlu olduğu (...)

Şüphelilerin görevlilerine aykırı hareket etmedikleri gerekçesiyle (...) kovuşturmaya gerek olmadığı (...)

Cumhuriyet Savcısı. T.K...”

Özetle Mülkiye müfettiş raporu ve Emniyet Genel Müdürlüğü kararı, “Öneş hakkındaki terör örgütü içinde faaliyet gösterdiğine dair istihbarat var, bu rapor bu dinlemeyi zorunlu kılmıştır, dinleyen polisler görevlerini yapmışlardır” diyor...

Savcı da bu kararları onaylıyor...

Öyle bir takipsizlik kararı ki bu, Öneş’i suçluyor. PKK’yla ilişkilerinin olduğunu ima ediyor... (Öneş bu dosyadaki tek isim değil. Bir gazeteci de var. Ancak onayı bulunmadığı için adını zikretmiyorum).

Şaka gibi, ama gerçek.

Gerçek olduğu oranda da bir skandal...

MİT’in eski müsteşar yardımcısına PKK ile ilişkili demek de, böyle bir isimin PKK’yla ilişkili olduğu varsayımı da bir skandal...

Öneş, MİT’ten en üst düzeyden emekli olduktan sonra sivil sorumluluk alıp bir DTK toplantısına, bir iki Barış meclisi toplantısına katılmış, Kürt sorununun çözümüyle igili yazılar kaleme almaya başlamış ve bunlar onun devletin polisi, mülkiye müfettişi, savcısının gözünde şüpheli olmasına yetmiş de artmış...

Neresinden tutalım?

Öyle bir zihniyet egemen ki bu ülkede, devlet aktörleri, bürokratlar, devlete fayda ideolojisiyle yetişmiş, koşullanmış yargıçlar, savcılar söz konusu olduğunda, ülkenin ağır hastalığı partizanlık meselesi bile relatifleşebiliyor, kim sorusu anlamsız hale gelebiliyor. Bu zihniyet zaman zaman cemaatçiyi, hükümetçiyi, diğerlerini eşitliyor.

Bu garip dosyanın böyle bir boyutunun olduğu muhakkak...

Ancak çok da naïf olmaya gerek yok.

Öneş 18 ay süreyle dinlenmiş.

Ne zaman?

Oslo tartışmalarının yapıldığı, MİT’in cemaat tarafından sıkıştırmaya çalışıldığı ve 7 Şubat 2012 operasyonu günlerinde...

Belli ki, barış işlerine burnunu sokan emekli bir müsteşar yardımcısını operasyonla bağlantılandırmak için, malzeme toplamak için birileri 18 ay Öneş’in görüşmelerini kaydetmiş...

Kendi kanısı da bu...

Savcının, adliyenin bu boyutun üzerine gitmesi, soru sorması, önüne konan iki rapora bakarak karar verme dışında soru sorması gerekmez mi?

Yargıç, savcı, yazar, çizer, muhalif, madalyonun bu yüzünü görmezden gelmek olabilir mi?

NOT: Cevat Öneş’in bu konuyla ilgili açıklamasını yarın yayınlacağım.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89