• BIST 82.252
  • Altın 148,354
  • Dolar 3,8176
  • Euro 4,0790
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 3 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin -1 °C

Zekâsıyla bize benzemeyen savaş güçleri ve iletişimleri

Ersin Tek

Savaş/yıkım güçlerinin çoğu birbiri ile iletişim kurar. Ve onların bu iletişim dilini çözmek öyle kolay değildir. Çok karmaşıktır…

Yeryüzünde bu güçlerin iletişim becerilerinin çeşitliliği ve başarısı açısından Ortadoğu ile boy ölçüşecek az bölge vardır sanırım.

Son günlerde özellikle ülkenin içinde ve sınırlarının hemen dışında bu iletişim dilinin çok etkin bir şekilde devrede olduğuna tanıklık ediyoruz.

Buna rağmen, yine de bu savaş/yıkım güçlerini bütünüyle tanıyıp analiz edemiyoruz. Zorlanıyoruz. Gereğinden fazla bilgi kirliliği, soru işaretleri ve bilinmezlik var.

Çoğunlukla bu bilinmezlik yaşatıyor bu güçleri. Özellikle de toplumun büyük bir kesiminin yücelttiği kanlı bir kahramanlık bu güçlerin can damarı ve buradan besleniyorlar.

Tabi bu kadarı yetmiyor onlara. İstedikleri sonucu tam olarak elde edebilmeleri için bir de toplum içinden gizli yardımcılara ihtiyaçları var.

Bu iş için kendi kabilelerinden birilerine bakınır, onların dikkatini çekmek için şakımaya başlarlar. Bu kabile adamlarından bazıları, bu şakımanın kendilerini yüklü bir gelire götüreceğini önceden bilir. Çünkü eskiden beri böyle bir şey vardır.

Böylece bir yardımlaşma başlar. Savaş güçleri, adamların kendilerine yetişebilmesi ve işlerini kolaylaştırmaları için arada sırada durur, bekler. Bu sırada adamlar da ‘savaş güçlerin’in arkasında olduklarını belirtmelidir sürekli.

Bu adamların yapacakları işler az çok bellidir. Bu işlerin en başında ‘toplumda kaos yaratmak’ geliyor. Bunu başarabilmeleri için öncelikle kendilerine bir hedef yeri belirlemeleri gerekiyor. Hedef yeri belirledikten sonra, toplumun hafızasındaki ve yüreğindeki acıları ajite etmeye, klişe sloganlar ve gerçekleri çarpıtmakla toplumdaki farklı kimlikleri birbirine düşürmeye, kırdırmaya uğraşırlar. Savaş güçleri güvenli bir yerde bekler bu arada. Bir bakarsanız, beklenmedik bir şeyler patlak verir o hedef yerinde. Herkesin dikkati oraya kesilir. Sokaklarda öfke ve ötekileştirici salya akıtan eli sopalı tipler belirivermiştir aniden. Bu hedef yerlerindeki faşist öfke öyle saldırgan ve şiddetlidir ki dışarıya doğru taşar. Asıl amaç da budur. Dışarıya taşırmak! İzleyenleri etkilemek. İzleyenler şaşırır, düşünür. Ne oluyor? Sonrası kavga, gürültü, yıkım, ölüm ve hafızalara kazınacak acı görüntüler, acı sonuçlar…

Medya, basit bir sinir patlaması, büyük bir hoşgörüsüzlük diye yutturmaya çalışır bu yaşanılanları. Uzman denilen bazı yaratıkları ekrana çıkarır; uyduruk araştırma sonuçları ve kavramlar dillendirilir. Oysa gerçek hiç de öyle değildir! Bu, savaş/yıkım güçlerinin iletişimlerinin bir başarısıdır. En son örnekleri Zeytinburnu ve Eskişehir’de çıktı karşımıza. Aynı adamlar, aynı görüntüler ve aynı medya…

Bütün bu işlerin sonunda kendilerine düşeni yaptıkları adına adamlarına cömert bir bahşiş bırakır bu güçler ve başka bir sefere kadar yine pusuya yatarlar.

İşte bu kan emici ve yıkımdan beslenen güçlerin bizce garip, kendilerince harika sayılacak bir iletişim biçimleri var.

Ya bunların dışında ve bunlara karşı mücadele eden barış güçlerinin kendi aralarındaki iletişimi nasıl?

Ne yazık ki, barış güçleri cephesinde durum öyle harika ve iç açıcı değildir. Hele de böyle kötü zamanlarda hiç iyi değil. İletişim sıfır seviyelerindedir. Böyle olmasının sebebi de çoktur; organize eksikliğinden tutun, panikten, çaresizlikten, korkaklıktan, kötülüğün varoluşsal zorunluluğuna kadar sürüyle sebep sayabiliriz.

En önemlisi de, birden bastıran puslu havanın doğası itibariyle savaş/yıkım güçlerinin hareket alanını genişletici ve barış güçleri için ise olumlu sonuç almayı zorlaştırıcı bir özelliğe sahip olması…

Ne yapılabilir böyle anlarda?

Yapılacak şey, böyle ani tehditlere ve kaos durumlarına karşı önceden uyarı olarak çok amaçlı bir ‘tehlike çağrı sistemi’ oluşturmak.

Nasıl olacak bu sistem ve bunu kim oluşturacak?

Elbette ki; yine halkın içinden çıkmış barıştan yana cesur ‘sivil’ güçler oluşturacak. Nasıl olacağına gelince; bu tarz kaos olaylarının olduğu bölgeye, şehre, mahalleye ve orada yaşayan insanların özelliklerine uygun düşünülüp oluşturulmuş bir tehlike alarm sistemi olmalı. Doğadaki birçok hayvanın bile kendini tehlike durumlarından korumak için kullandığı alarm sistemleri var. Onların alarm sistemleri her nasılsa artık, biz insanların da kendimize özgü ve bu tehlikeli anlardan bizi haberdar edecek, tedbir almayı sağlayacak ve insanları bu kötü durumlardan en az zararla çıkarmaya yarayacak bir sistem...

Bu söylediklerimin bir abartı ve imkânsız olduğunu düşünen birileri kesin olacaktır. Unutulmamalı ki, doğadaki bütün canlı birimler birbiri ile iletişim kurmak ve ani tehlikelerden korunmak için bazı sesler çıkarır ve farklı farklı korunma biçimleri sergiler. Yani bir iletişim ve savunma biçimi söz konusudur hep. Neden biz insanların da bu tehlikeli savaş/yıkım güçlerinden korunmamızı sağlayacak bir iletişim ve savunma sistemimiz olmasın?

Doğa dediğimiz şey, iletişim ve mücadelenin adıdır. Evet, belki biz insanlar doğadaki iletişimi bütünüyle anlayacak bir algı ve bilgiye sahip değiliz daha. Ama bu, savaş/yıkım dilinin gücüne teslim olacağımız anlamına da gelmiyor. Çıplak gördüğümüz gerçek, dünyada insan tarafından yapılmış ve hâlâ yapılan en iyi şeyin yıkım işi olduğu olabilir. Fakat bu gerçeği kabullenmemiz, içselleştirmemiz gerekmiyor. Çünkü böyle bir kabulleniş bizi bu yıkıma ortak eder. Çoğu bilimsel tez, çoğu ideoloji, çoğu tarihsel kişilik bize bu yıkımın doğal ve gerekli olduğunu belletmeye çalıştı sürekli. Üstelik çok güçlü argümanları da vardı. Tabi biz de inandık, kandık çoğu kez. Tarih şahididir. Ve belki bu yüzden bir başka iletişim şeklinin ve daha iyi bir dünyayı yaratacak başka ifade çeşitlerinin olduğunu hatırlayamadık, arayamadık, es geçtik. Ama hakikat apaçıktı, gizlenemezdi. Kendini gösterecekti bir şekilde. Her şey bir yere kadardı. Bu tezlerde bitecek…

Bu kötü tezler/ideolojiler/kişiler ve savaş/yıkım güçleri her ne kadar mahir becerilere sahip olsalar da, kimse barış ve sevgi kadar gelişmiş, zengin bir dile ve beceriye sahip değildir. Bugün barışın ve sevginin dili ve becerisine sahip olacağımızın bilincine ve arayışına yakınız. Bu dile/beceriye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var çünkü. Şartlar bunu dayatıyor...

Maalesef doğanın, barışın, sevginin ve daha güzel bir dünyanın yolu bize büyük ölçüde kapalı kalmaya devam edecek uzun bir süre daha ve belki de biz hiç göremeyebiliriz de o güzel günleri ama gören birileri mutlaka olacak…

Bu yüzden pes etmek yok!

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89