• BIST 84.208
  • Altın 147,192
  • Dolar 3,7769
  • Euro 4,0596
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 0 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin 0 °C

Zavallı insan!

Ersin Tek

Yaşadığımız bu hayatı biz mi tercih ediyoruz? Yoksa yaşamamız gereken bir hayat mı gelip bizi yakalıyor? Bilinmez. Hayat oyununa düştüğümüzün izleridir bütün bunlar. Çıkmazlar sokağıdır.

Hayat çoğunlukla iç dünyamızla sınırlı kaldığından, kendi kendimizle yaptığımız diyalogların birikmesinden öte bir şey değildir. Bu birikmelerin ürünü olan benliğimizin içine girdikçe amansız bir savaşın, apayrı bir karmaşanın olduğunu ve kavramlarla, kelimelerle tanımlanamayacak bir sonsuzluğun(belirsizliğin) varlığını hissederiz. Ve bizi bu sonsuzluğun karşısında kuşatan o derin korku…

Hayatın, insan için bir imtihan(yol) olduğunun ve bu imtihanda sevincin ve hüznün, varsıllığın ve yoksulluğun, paylaşımın ve cimriliğin, sevginin ve nefretin, insanda yarattığı varolma tutkusu, ne olursa olsun işin sonuçta insanda bitmediğini, hüznü sevince döndürenin veya sevinci hüzünlerde boğanın görünmez üst/zorunlu tercihler(ilişki ağları) olduğunu keşfediyoruz. Böylece hayatın içinde varolmanın sancılarını anlamayı, kendi lehimize dönüştürebilmenin deneyimini de yaşamış oluyoruz.

Zaman, bu deneyimlerin ruhumuzda çoğalan yankısı...

Modern insan geçmişini unutan, bugünü algılama kaygısını fazlaca taşımayan, geleceğini hiç denecek ölçüde düşünmeyen, iplemeyen, kendi gidişatını kurgulamaktan uzak, ferasetsiz ve çaresiz bir durumdadır. Bu bir abartı değil; bir gerçeklik, bir eksiklik. Kendisi gibi olmayı başaramadığı gibi, kendisine dönüşmeyi de kabullenmeyen insan huzurun açlığını, kirli ve trajik bir yolculukta seyretmekten kaçınamıyor. Gerçek diye algıladığı şeylerin tamamen alıştırıldığı şeyler olduğunu bilmiyor. Kendi sorumluluk/özgürlük bilincini felce uğratan yüzlerin/yalanların girdabından çıkmıyor, çıkmak istemiyor. Kendi ruhuna giydirilen rolün dışına çıkmaktan korkuyor. Bedeli ağır geliyor. Kendi dışında gerçekleşen ve kendisine sorumluluk yükleyen tanımla(mala)rın yükünü omuzlarında taşıyor.

Kendini nereye yerleştirdiğini bilmez bir halde, bir körlük içerisindedir insan. Huzurlu bir kıyıya vurmanın savaşındadır. Kendine karşı samimiyetini ve masumiyetini yitirmiş bir halde. Sorgulayıcı olmaktan kaçındığı ölçüde de yalana ve ezbere bulanmıştır. Zavallı insan. Yanılgı ve ayrışma noktasının ne olduğunun farkında olmadan, kendi durağanlığının, kendi doğmatizminin, kendi yalanının, kendi fitnecilerinin acımasızlığına terk etmiştir kendisini. Kaderin kirli oyununa yenik düşmüştür. Kalbinin gücüyle özgür olacağına dair inancını hepten yitirmiştir. Düşüncenin, bilginin, sosyal gerçekçikliğin gücüyle özgür olduğunu iddia eden üstadların, hocaların, aydınların, yöneticilerin ağına takılmıştır, ruhunu/kalbini bunların kötü niyetleri/gündemleri arasında kirletip eritmiştir. Kimseyi dinlemez bir durumdadır artık. Kendi bildiğini(cehaletini) okur. İdeolojilerin/üstadlarının oyuncağı olmuştur çünkü. Eziklerin rehberliğine sığınmıştır. Ne denli karaktersiz bir öykünme olduğunun farkında bile değildir. Güncelin koca boşluğunun, toplumsal dokunun, grupsal ilişkilerin kendi psikolojisi üzerinde yarattığı tahribatın büyüklüğünü görmüyor, kaybedişleri oynuyordur.

Trajedi…

İşte böyle, her bir insanın hayatı tragedyanın bir rengi ve değişmez bir kural olarak da düş kırıklığının barındırdığı hakikatin çok geç fark edilmiş yanlışlardan başka bir şey olmadığını anlıyoruz. Böylesine acılı ve uzun bir yolculuktan sonra insanın kendisini böyle keşfetmesi ne trajiktir.

Ve ölüm; trajedi dolu bu hayattan kurtuluş…

  • Yorumlar 4
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89