• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 22 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 25 °C
  • Berlin 13 °C

Zarar gören, kaybeden hiç kimse yok

Vahap Coşkun

Diyarbakır’da faaliyet gösteren DİTAM (Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi), “Tigris Diyalogları” başlığı altında bir toplantı serisi başlattı. Serinin ilk konuğu, BDP Eşgenel Başkanı Selahattin Demirtaş’tı. İkinci konuk ise Adalet Bakanı Sadullah Ergin olacak. Uzun süren ve verimli geçen bu ilk toplantıda Demirtaş, sürecin gidişatına ve geleceğine dair önemli açıklamalarda bulundu.

Demirtaş, Ocak ayından beri devam eden devlet-Öcalan ve BDP-Öcalan görüşmelerinin son derece önemli olduğunu vurgulayarak başladı konuşmasına. Muhatabı doğru belirlemek ve bir masa etrafında konuşmaya başlamak değerli bir kazanımdı. Diyalogu sürdürmek ve derinleştirmek lazımdı; herkes bu süreci sahiplenmeliydi. Çünkü diyalogun bitmesinin ve masanın ortadan kalkmasının ne türlü sonuçlara yol açacağı, Oslo Görüşmeleri’nin sonrasında tecrübe edilmişti. Bir daha böyle büyük bir felakete meydan verilmemesi için herkes sürecin ilerlemesi yönünde katkı sunmaya gayret etmeliydi.

“Newroz Bildirisi, ortak mutabakatı yansıtır”

“Newroz Bildirisi”nin sadece Öcalan’ın düşüncelerini yansıtan bir metin olmadığını söyledi Demirtaş. Öcalan, Adalet Bakanlığı’na bağlı bir cezaevinde kalıyordu, mektubu kendi el yazısıyla kaleme almış, mektup Bakanlık yetkilileri tarafından BDP’ye iletilmişti. Mektubun her satırı üzerinde durulmuştu, dolayısıyla mektup sadece Öcalan’ın fikirlerini değil, devlet ile Öcalan arasındaki ortak mutabakatı yansıtıyordu. Taraflar uzlaşmaya varmışlar, ortaya bu metin çıkmıştı.

Sürecin bugün geldiği noktaya ilişkin iki önemli tespit yaptı Demirtaş: İlkin, hükümetin yaptığı önemliydi; bir siyasi risk üstlenmişti. Ama süreç doğruydu, akılcıydı, ahlakiydi. Bu sebeple vicdani olan hiç kimse hükümeti Öcalan ile görüştüğü ve süreci yürüttüğü için eleştiremezdi. Başbakan’ın süreci sahiplenmesi ve her çevreden destek istemesi de anlamlıydı.

İkincisi, bu süreçte, başta taraflar olmak üzere hiç kimse kayıpta değildi. Zarar gören kimse olmamıştı. Bir yıldır can kaybının olmaması son derece değerliydi; sürece güç ve meşruiyet katmıştı. Elbette daha iyi olabilirdi, daha hızlı yol alınabilir, daha fazla mesafe kat edilebilirdi. Bu bir yıllık zaman zarfı içinde müzakerenin zemini hazırlanmış, taraflar birbirlerine daha iyi tanıma fırsatı bulmuşlardı. Bu nedenle yapılan tüm görüşmeleri bir artı olarak değerlendirmek gerekirdi.

Gelinen aşamada artık sürecin müzakereye, derinlikli bir müzakereye, evirilmesi gerekiyordu Demirtaş’a göre. Salt vaatlerle ilerleme kaydetmek artık imkansızdı. Bunun yerine olabildiğince açık bir müzakere dönemine geçilmesi lazımdı. Müzakere için dikkat edilmesi gereken öncelikli iki konu vardı: Biri, kullanılan dildi. Tarafalar muhataplarına karşı saygılı bir dil kullanmalıydı. Öcalan’ı öcüleştiren, kamuoyundaki önyargıları keskinleştiren sıfatlardan (bölücü başı, terörist başı, bebek katili, vs.) kaçınılmalıydı.

“Boş havuzda yüzemem”

Diğer şart ise, Öcalan’ın koşullarının düzeltilmesiydi. Demirtaş, devletin, PKK’nin tüm yapılanması üzerinde en önemli aktörün Öcalan olduğunu ve Öcalan ile konuştukça netice alındığını gördüğünü belirtti. Bu halde doğru olan, Öcalan’ın daha fazla inisiyatif almasını sağlayacak koşulları yaratmaktı. Bir görüşmede Öcalan’ın kendilerine koşullarını düzeltilmesi gereğini şu sözlerle aktardığını söyledi:

“Devlet bana ‘PKK’yi dağdan indir’ diyor. PKK’yi dağdan indirmeye hazırım. Bunu yapabilirim. Ama bunun için onlarla temas kurmama, onları etkilemem ve ikna etmem lazım. Boş bir havuzda yüzemem. Havuzu su ile doldursunlar, nasıl yüzeceğimi görürler.”

Bu bağlamda Demirtaş, Öcalan’ın dış dünya ile temasının çok mühim olduğunun altını çizdi. Öcalan’ın medya temsilcileri ve akil insanlarla görüşme olanaklarının yaratılması ve böylelikle Öcalan’ın mesajlarını doğrudan kamuoyuna aktarması gerektiğini bildirdi. Demirtaş’a göre bu noktada hükümetten bu gelen sinyaller olumluydu ama tüm bunların gerçekleşip gerçekleşmeyeceği zaman içinde görülecekti.

Demirtaş, Kürt meselesini salt siyasi ve teknik bir sorun olarak görmediklerini, temelde insani bir sorun olarak gördüklerini vurguladı. “Tek bir insanımız kaybedersek dahi, çok şey kaybetmiş oluruz, çok büyük bir acıya boğulmuş oluruz. Bu nedenle sürecin devamından, masanın orta yerde durmasından başka bir seçeneğe yoğunlaşmamız gerekiyor” diyen Demirtaş, çözüm yeni bir eşitlik ve özgürlük hukukunu gerektiriyordu. Tüm hak ve özgürlükleri güvence altına alacak ve bu topraklar üzerinde yaşayan herkesi eşit kılacak bir hukuk düzeni çözümün anahtarı olabilirdi. “Ortak bir gelecek üreteceğiz. Bunun için konuşmak ve tartışmak istiyoruz. Ben bir çözüm bulacağımıza inanıyorum.”

“Bu masa devrilmemeli”

Demirtaş’ı dinlerken iki noktayı düşündüm: Birincisi, Demirtaş’ın çok net konuşmasıydı. Alttan almadı, ama provoke de etmedi, sürece ve çözüme ilişkin ne düşündüklerini sakin sakin ve tane tane anlattı. Mesela, sorunun çözümünde ayrılmanın da bir seçenek olduğunu ve Kürtlerin dilerlerse bağımsız bir devlet kurmaya haklarının bulunduğunu, ama kendilerinin tercihlerini Türkiye ile birlikte yaşamaktan yana kullandıklarını söyledi. Bazı çevrelerin ulus-devletten vazgeçmelerinin bir “geri adım” olarak nitelendirdiğini, fakat bunun gerçekte bir “ileri adım” olduğunu, Kürtlerin farklı yönetim pratikleri geliştirebileceklerini ifade etti.

İkincisi, sürece dair bugüne kadar yapılmış en pozitif konuşmasını yaptı Demirtaş. Sürecin aktörlerini elden geldiğince objektif değerlendirdi, eksilerini ve artılarını ortaya koydu, yapılması lazım gelenleri sıraladı. Ama temelde herkese düşen en önemli sorumluluğun süreci sürdürmek olduğuna işaret etti. “Ne yaparsak yapalım, sonunda gelip oturacağımız yer masadır; bu nedenle bu masa kesinlikle devrilmemeli” diyen Demirtaş’a göre, AKP’nin üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmemesi durumunda bile BDP siyasi mekanizmaları öne çıkarmalı, AKP’yi siyaseten zorlamalı ve sürecin devamını sağlamalıydı.

Bir husus giderek daha açık belli ediyor kendini: Süreç, zaman içinde kendi dinamiklerini yaratıyor ve siyasilerin hareket alanını artırıyor. Bu da bizi barışa daha fazla yaklaştırıyor; bu nedenle süreci gözümüz gibi korumalıyız. (Serbestiyet)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89