• BIST 97.380
  • Altın 144,344
  • Dolar 3,5577
  • Euro 3,9738
  • İstanbul 18 °C
  • Diyarbakır 31 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 23 °C
  • Berlin 19 °C

Zamanı sakın torbaya sokmayın, barış bugünden yarına bir günde gelmez!

Hasan Cemal

“Barış anlaşmasını yaparsınız, sonra onun bir süreç içinde uygulanmasına gelir sıra. Ve bu süreçte taraflar arasında güven oluşur. İrlanda’da ‘Kutsal Cuma Anlaşması’ 1998’de yapıldı. Nihai barış 2007’de, tam 9 yıl sonra geldi.” 

Tarih, 25 Temmuz 2011’di. Yer Londra’ydı. Kuzey İrlanda sorununu dinlemiştim. IRA, silahlara nasıl veda etti? Sorunun şiddetle bağı nasıl koparıldı? Barış nasıl geldi?

Ve ateşkesle, barış anlaşmasının imzalanmasıyla silahların tamamen gömülmesi arasında kaç yıl geçmişti?

Anlatan, Jonathan Powell’dı.

İngiliz İşçi Partisi’ne yakın bir diplomat ve Kuzey İrlanda barış sürecinde, 1997 ile 2007 arasındaki on yıl boyunca Başbakan Tony Blair’in sağ kolu, hatta barışın yaratıcı beyni sayılıyordu.

Blair’le IRA’nın siyasal kolu Sinn Fein arasında ‘gizli kanal’ların nasıl açıldığının ilginç ayrıntıları düşündürücüydü.

İrlanda sorununu dinliyordum ama kafamda hiç kuşkusuz Kürt sorunu ve PKK vardı.

Powell ilk olarak liderlik konusunu hayati olarak niteleyerek şöyle diyor:

“Yalnız cesaret yetmiyor, aynı zamanda sağlam bir siyasi güç lazım. Tony Blair 1997’de büyük bir seçim zaferiyle birlikte barışa soyundu.”

Erdoğan da fazlasıyla güçlü.

Üçüncü kez seçim kazandı, üstelik her iki seçmenden birinin oyunu alarak.

Peki, cesur mu?

Bu bakımdan inişli çıkışlı. Bazen çok yürekli, bazen değil. Bugün için cesur bir tavır içinde...

Powell şöyle diyor:

“Britanya ordusu IRA’yı yenemeyeceğini, IRA da Britanya ordusunu Kuzey İrlanda’dan askeri yöntemlerle atamayacağını anlamıştı.”

Barışın olgunlaşması yani...

Türkiye’de de durum özünde farklı sayılmaz.

Powell şöyle diyor:

“Barış bir süreçtir. Eğer süreç yoksa, boşluk var demektir ve bu boşluğu şiddet doldurur. Süreç varsa, umut vardır.”

Türkiye’de bunu çok yaşadık.

Süreç ne zaman kopsa, boşluğu kan ve gözyaşı doldurdu. Bu bakımdan son 16 ay çok kanlı bir örnektir.

Powell şöyle diyor:

“Ben ‘bisiklet teorisi’nden söz ederim. Bisiklete binince pedal çevirmek zorundasınızdır, yoksa yere kapaklanırsınız. Bu nedenle barış sürecine asılacaksın.”

Bu cümleyi not alırken, aklıma Türk gibi başlamak, İngiliz gibi bitirmek sözü takılıyor.

Powell, başlangıçta önkoşul koymanın hata olacağını belirtirken şu örneği veriyor:

“Muhafazakar Başbakan John Major 1990’ların başında müzakereye başlamak için IRA’nın silah bırakmasını önkoşul olarak öne sürdü. Silahların gölgesinde görüşmem dedi. Oysa silah bırakma, yani silahsızlanma en sona bırakılacak bir iştir. Karşı tarafta teslim oluyormuş gibi bir hava yaratılmamasıdır doğru olan... Önkoşullar koymak hatadır.”

Bizde önkoşullar, silah bırakmak dahil fazlasıyla var.

Powell şöyle diyor:

“Risk almadan, bedel ödemeden, taviz vermeden barış olmaz. İki taraf için de geçerlidir bu.”

Türkiye’de daha şimdiden öylesine konuşmalara, öylesine polemiklere tanık olmaya başladık ki, bu sivri dillerle barış sürecinde yol almak hiç de kolay değil.

Powell diyor ki:

“Barışa giden yolda anlaşmayı iki tarafa da satman gerekir. İki tarafın da kamuoylarını ikna etmen şarttır. İki taraf da barıştan kazançlı çıkacağına inanmalıdır.”

Böyle bir ikna edici liderlik ya da ‘devlet adamlığı’nın Türkiye sahnesinde boy gösterdiğini bugün için söyleyemiyorum.

Powell şöyle diyor:

“İngiliz basını 1970’lerde fena halde İrlanda düşmanıydı. Aslında iki taraf da öyleydi, son derece hissiydi. Ancak 1990’lardan itibaren medyanın tutumu makul ve yapıcı bir raya oturmaya başladı. Medya çok önemli. Son derece tahripkar da olabiliyor, yapıcı da...”

Bizim medyanın geçmişteki hali malum. Fakat geçmişle bugün karşılaştırıldığında, barıştan yana tutum bizde de gelişme kaydetti.

Powell şöyle diyor:

“Britanya ordusunun Kanlı Pazar katliamında, tutuklamalarda, bazı işkence olaylarında olumsuz rolü oldu. Sonra polis önplana çıktı Kuzey İrlanda’da. Bu arada unutmayın, Britanya’da ordu yüzyıllardır sivil otoriteye bağlıdır.”

Artık bizde de ordunun sesi çıkmıyor. Vaziyete sivil otorite hakim gözüküyor.

Powell diyor ki:

“1997 öncesi, yani Tony Blair’in büyük seçim zaferiyle başbakanlık koltuğuna oturmasına kadar iktidarla muhalefet Kuzey İrlanda konusunda siyah-beyaz tavırlar içinde oldular. Ancak Blair’le birlikte partizanlık sona ermeye, mesele partiler üstü kalmaya başladı.”

Bizde bu durum daha yok.

CHP’den arada bir olumlu sinyaller geliyor olsa da, liderler ağızlarını öylesine bozabiliyorlar ki...

Powell diyor ki:

“Barış bir günde olmaz. Anlaşmayı yaparsınız, sonra onun bir süreç içinde uygulanmasına sıra gelir. Ve bu süreç içinde taraflar arasında güven oluşur. En önemli konu bu güvendir.”

Bizdeki güven boşluğu çok derin.

Powell diyor ki:

“Taraflar arasında Kutsal Cuma Anlaşması 1998’de yapıldı. Harika bir anlaşmaydı. Ama nihai barış 2007’de, tam dokuz yıl sonra geldi.”

Kıssadan hisse:

Zamanı sakın torbaya sokmaya çalışmayın. Barış bir günde gelecek değildir. Böyle bir mucize reçete yok.

Önce iki taraflı ateşkes!

Yani parmakları tetikten çekmek, sonra da oturup konuşmak, meseleleri kolayından zoruna doğru zamana yayarak sabırla görüşmek, müzakere etmek...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89