• BIST 89.764
  • Altın 145,200
  • Dolar 3,6300
  • Euro 3,9131
  • İstanbul 11 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 20 °C
  • Berlin 7 °C

Yüzyıllık düzenin sonu

Ali Bulaç

21. yüzyıl, İslam dünyasının önüne yeni sorunlar koymuş oldu. Bunları şu başlıklar altında toplamak mümkün: 

1) “Modern zaman” kapandı, “postmodern zaman”a girilmiş oldu. Buradaki izafi zaman kavramanı sosyo-ekonomik ve kültürel-politik gücü elinde bulunduran ve geçirdiği derin iç zaafa rağmen hâlâ tarihi domine eden bir aktör olarak Batı’yı esas alarak kullanıyorum. Batı-dışı dünyada premodern ve modern zamanlar iç içe yaşanmakla beraber, hakim ve hegemonik güç Batı olduğundan, orada postmodern zamana girilmesi kademeli bir biçimde dünyanın geri kalan coğrafi bölgelerini ve modernlikle dahi tanışmamış beşeri topluluklarını da derinden etkileyecektir. Batı halihazırda gücünü küresel düzeyde ölçek büyütmekte olan modernlikten almakta, ama postmodernlikle kendini de zihni müşevveş duruma düşmektedir.

2) Askeri ve politik olarak 20. yüzyılda ideolojik farklılık temelinde dünya Batı ve Doğu- NATO ve VARŞOVA şeklinde iki ana kutba ayrılmışken kutuplardan biri dağıldı. Ancak kısa sürede, Sovyetler Rusya olarak yeniden sahnedeki yerini aldı; üstelik aralarındaki ideolojik doktrin farkından iki kampa bölünmüş olan Rusya ve Çin şimdi en azından bazı konularda -sözgelimi Suriye olayında- bir araya gelebilmekte, daha ilerisi için NATO ve AB’ye alternatif olabilecek Şanghay’da ortak hareket edebilmektedirler.

3) Dünyanın “ekonomik ağırlık dengesi” Doğu’ya, Pasifik’e doğru kaymaktadır. Bundan sonra enerji, gıda ve su kaynakları üzerinde çetin savaşlar bu havza merkezli olacak gibi görünmektedir.

4) Söz konusu parametreler “güç dengeleri”nin yeniden tanımlanmasını gerektirirken, İslam dünyası derin bir istikrarsızlık içinde bulunmaktadır ki, bu kriz yeni istikrar ve denge bulma arayışlarını olumsuz yönde etkilemektedir.

Yeni süreçte ABD Pasifik’e doğru yönelirken kendi içinde derin sorunlar yaşamaktadır. ABD ne Ortadoğu’yu belli bir istikrara kavuşturmadan ne Çin ve Rusya ile olan rekabet sürecini kendi lehine işler muhtevaya sokmadan iç sorunlarını çözebilir. Son krizin açıkça gösterdiği gibi ABD kamu harcamalarını karşılayamıyor, yeni borçlar alamıyor, aldığı borçları ödeyemiyor. Kim ne derse desin Amerikan ekonomisini besleyen krizin önemli sebeplerinden biri başta Afganistan ve Irak’ta olmak üzere İslam dünyasına karşı takip ettiği politikanın her seferinde öngörülemeyen harcamalarıdır.

Ortadoğu’da yüzyıllık düzen bozuluyor, önemli taşlar yerinden oynuyor, Tunus ve Mısır’dan başlayıp yayılan iç patlamaların tamamı “inficar”dır. Ya tsunami gibi her şeyi önüne katıp götürecekler veya bundan bir fecir doğacaktır. Ancak mevcut durumda iç patlamalar artçı depremler gibi birbirini takip etmektedir. Ortadoğu’nun kolaylıkla gözlemlenebilir manzarası üç ana hareket çevresinde şekillenmektedir:

a) Sürmekte olan askeri işgaller. ABD, İngiltere ve genel olarak NATO’ya bağlı askerler, tesisler ve üsler, kimi zaman aktif kimi zaman pasif olarak bölgeyi fiili işgal altında tutmaktadırlar.

b) Bölgede yükselen “demokratik” talebe küresel güçlerin darbelerle karşılık vermesi. “Demokrasinin yerleşmesiyle müesses bölgesel ve küresel nizamın sarsıntılara yol açmasından” ise, otokrat ve monarşik rejimlerin korunup tahkim edilmesi tercih edilmektedir.

c) Kitlesel gösteri ve sivil ayaklanmaların militarize edilerek iç savaş çıkartılmasıdır ki, Suriye’de bu denendi; Mısır’da ise İhvan Suriye tuzağının farkına varıp aynı hataya düşmedi. Şimdilik hakim güçler yeniyi kendi yörüngelerine oturtuncaya kadar eskinin devamını sağlamaya matuf “mezhep ve etnik çatışmalar”a, bölge ülkeleri arasında hasmane rekabete ve kitlesel-sivil vesayetçi antidemokratik sokak hareketlerine umut bağlamış bulunurlar. Taksim ve II. Tahrir bunun somut örnekleri oldu.

Ancak eşzamanlı patlamaların sosyal medya üzerinden ve ışık hızıyla yayılıp gayrimemnun kitleleri meydanlara dökmesi, modern zamanlardan kalma eski yapıların ve geçen yüzyıla ait politik düzenin devamını mümkün olmaktan çıkarmaktadır. Patlamalar kendi başına olumlu bir değer ifade etmiyor. Nitekim patlamalar, postmodern inficar karakterleri dolayısıyla eski düzeni derinden sarsıyor, ama yeni bir düzenin habercisi olamıyor. Ortada doğru anlaşılıp analizi yapılması gereken bir kaos söz konusudur.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89