• BIST 108.410
  • Altın 143,491
  • Dolar 3,5304
  • Euro 4,1292
  • İstanbul 31 °C
  • Diyarbakır 41 °C
  • Ankara 35 °C
  • İzmir 30 °C
  • Berlin 21 °C

Yutkunma Tarihi

Ece Temelkuran

"İstenende yalnızlık ve bin meşakkat, böylesinde bir kalabalık, bir hay huy ve işte denklik, herkesle bir olma vardı." Şule Gürbüz- Coşkuyla Ölmek (İletişim Yayınları) 
***
Nihayet ben kimim ki! Kürt çocuklar için, eşitlik, adalet ve özgürlük için kalbini ve aklını yormuş biri. Oysa ne bedeller ödendi. Roboski'yi yazdım diye ödediğim bedel ne ki! Hiçbir şey. Çocuklar öldü, kadınlar ağladı, nesillerin kalbi kömür edildi. Nice kanlı tülbent yere çalındı da kavga bitmedi. O yüzden "Ben bu barışı istemem, başka barış getirin" diyecek değilim. Hadsizlik olur.

Ama şaşkınlıkla tiksinti arası bu tuhaf ve kırgın duyguyu hissetmeye hakkımız var, değil mi? Daha düne kadar "Tek bayrak tek millet" sloganı altında toplananların bugün iktidarın bir emriyle, bir folklorik hoşluk olarak barış işareti yapmasını, Kürtlerin de konjonktür gereği hoş tuttuğu yeni "vicdan prenslerini/prenseslerini", Yıldırım Türker'e, Nuray Mert'e ve bana "Kandil muhibi" deyip hakkımızda operasyon başlatanların bugün en coşkulu Kürt-dostları olmasını, olayların Nihat Doğan eksenine kaymasını, bir tane bile işkenceden geçmiş Kürt çocuğu görmemiş olanların bugün Kürt çocuklarının gözlerinden bahsetmesini, gönderilen manidar selamları, "Elhamdürillah barışı getiriyoruz" ambiansını, kurulmakta olan ittifakları, bu yeni ittifakların fabrikasyon barış söylemlerini, bölgesel değişim planı çerçevesinde imal edilen barışı, hasılı bu "hayhuyu" izlerken, hiç değilse sessizce tiksinme hakkımız var değil mi? "Biraz daha susarsak barış gelecek" mutabakatı sağlandı. Ben o mutabakata tek kelam etmem, merak etmeyin. Kan duracaksa eyvallah. Nihayetinde Türkiye tarihi bir "Yutkunma Tarihi" tarihidir.

Acı tat

Fakat birinden söz etmeme izin verin...

Diyarbakır Newroz alanında biri vardı, gördüm. "Mektup" okunurken gözleri doluyor ve durmadan yutkunuyordu. Durmadan bir şey yutuyordu. Gözyaşı akmayınca, geri yutulunca genizden tuzlu, ılık, acı bir tat geçer. Onun da genzinden böyle bir tat geçiyordu. 70'leri yutuyordu. Çırılçıplak edilen köylüleri. 80'leri yutuyordu, Diyarbakır Cezaevi'ni, JİTEM'i, asit kuyularına atılan insanları, köpek Jo'yu, ezberletilen marşları, Musa Anter'i, 90'ları yutuyordu, evinden alıp götürülüp bir daha getirilmeyen onca insanı, panzerleri, tüfekleri yutuyordu. 2000'leri yutuyordu, atılan taşları, akrepleri, gözyaşartıcı bombaları, Orhan Doğan'ı, çocuklara yapılan işkenceleri. Durmadan yutuyordu. Muktedirin gönderdiği yeni "vicdan elçileri" protokolde oturuyordu. O protokolde asıl oturması gerekenlerin hepsinin ya ölü ya -her iki tarafça- susturulmuş olduğunu biliyor, bu bilgisini yutuyordu. Çünkü artık silahlar susacaktı. Terazinin bu tarafında kan, beri tarafında genzindeki o tuzlu, acı tat vardı. O zaman elbette ki, tıpkı daha önce yüzlerce kez yaptığı gibi, yutkunacaktı. Ben işte o Kürt kardeşimin genzindeki tadı hissediyorum. Daha söyletmeyin beni.

Sustum gitti

Devir değişti. Daha da değişecek. Ortadoğu gül bahçesi olacak, altından petrol boru hatları geçecek. Sünniler Şiileri yenecek. Bu "hayhuy" içinde işte, Başbakan haklı, "Artık Kürt sorunu yok". Sadece yoksul Kürtlerin sorunu var. Pek geçer akçe değil bugünlerde biliyorum. Umurumda da değil. Ama ben onların tarafındayım. Yoksulların ve yutkunanların. Onlar bugün savaşın ve kanın durması için bütün bildiklerini yutma olgunluğunu gösteriyorlarsa... Ben kimim ki! Elbet ben de yutarım. Yuttum gitti. Sustum gitti.

  • Yorumlar 12
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89