• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin 9 °C

Yurtta Kürtlerle savaş, cihanda Kürtlerle savaş

Celal Başlangıç

Çatışma ve ölüm haberleri geliyor Cizre'den, Sur'dan.

10'larla başlayıp 50'lere, 100'lere çıkıyor Cizre'de üç evin bodrumunda öldürülenler.

Bir katliamı neredeyse naklen izliyoruz canlı yayında.

Yakılmış cenazeler, vücut bütünlükleri bozulmuş, uzuvları kesilmiş, koparılmış ölü bedenler karşısında herkesin kanı çekilmiş, neredeyse altı aydır Kürt illerinde süren bu katliam ablukasından öfke beyine sıçramış.

Bir yandan ülke içinde vahşet sürerken diğer yandan İŞİD gibi El Nusra gibi cihatçı çetelerle çarpışan YPG savaşçılarının üzerine sınır ötesinden bomba yağdırıyor Türkiye.

İşte böylesine ağır bir savaş tünelinden geçtiğimiz günlerde Hollanda ziyaretinden dönüyor Başbakan Ahmet Davutoğlu. Geçtiğimiz hafta sonu, 12 Şubat günü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlıyor. Yaşanan bütün bu kanlı sürecin sorumluluğunu tek başına üzerine alıyor Davutoğlu bir soru üzerine:

"6,7,8 Ekim kalkışması sonrası yaptığımız güvenlik toplantılarında, kafamın bir yerinde bunların çözüm sürecini bitirebilecekleri ihtimali güçlü bir biçimde belirdiği için, askerlerimize, polisimize talimat verdim. 'Çözüm sürecinin bitmesi ihtimaline hazırlıklı olun' dedim. Ben bir gün size 'O gün geldi' diyeceğim. O güne bütün hazırlıklarımız tamam olmalı. Bütün eksiklerinizi tamamlayın' dedim."

Davutoğlu'nun sözünü ettiği tarih 2014'ün Ekim ayı. HDP, İmralı, Kandil ve AKP devleti  arasında görüşmeler tüm hızıyla sürüyor. "Çözüm süreci"nde izlenecek yol tartışılıyor, başlayacak olan "müzakere"nin "müzakeresi" yapılıyor.

İşte bu süreçte Başbakan Davutoğlu'nun verdiği talimat "Çözüm sürecinin bitmesi ihtimaline karşı hazırlıklı" olun yolunda mıydı, yoksa çözüm sürecini bitirmeyi kafasına koymuş bir iktidar olma anlayışının "savaşa hazır olun" talimatı mıydı?

Bu sorunun yanıtını almak için gelin biz çözüm sürecinin yürüyormuş gibi göründüğü günlere,  2014'ün 25 Aralık tarihine gidelim.

O gün, emniyet amiri, 4. ve 3. sınıf emniyet müdürü olmak üzere toplam 54 emniyet personeli, Emniyet Genel Müdürlüğü binasının Y Blok toplantı salonuna davet edilir. Toplantıya Emniyet Genel Müdürü Celalettin Lekesiz, Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Gülcü olmak üzere diğer Genel Müdür Yardımcıları, Terörle Mücadele, İstihbarat, Özel Harekat, Personel, Kaçakçılık, Güvenlik, İkmal Bakim, İdari Mali İşler Daire Başkan'ları da katılır.

Devamını, bir mektupla bu toplantıyı Yeniçağ Yazarı Ahmet Takan'a anlatan (adı kendisinde saklı) Emniyet Müdürü'nün yazdıklarından izleyelim.

"Başlangıçta amacını tam kavrayamadığımız toplantı ilerledikçe katılımcılar olarak hepimiz şoke olduk. İlk oturumda Genel Müdürümüz Lekesiz ve Genel Müdür Yardımcısı Zeki Çatalkaya ile Personel, Terörle Mücadele, İstihbarat Daire Başkan'ları konuştular."

Mektubu yazan emniyet müdürünün aktarımına göre ilk oturumda özetle "Çözüm sürecinin yanlış anlaşıldığı ve devlet otoritesinin zaafa uğratıldığı, bu zafiyeti ortadan kaldırmak üzere-toplantıya çağrılan- vatan severlerin seçildiği, bizim fedakarlığımızla Güneydoğu'daki başıbozukluğun giderileceği, seçim sürecinin istenen şekilde anlatılacağı ve seçimde işbirliği içinde çalışılacağımız (ne demekse!?), Genel Müdür Yardımcısı Zeki Çatalkaya ile Terörle Mücadele, İstihbarat, Özel Harekat, Personel, Kaçakçılık, Güvenlik, İkmal Bakım, İdari Mali İşler Daire Başkan'larının bazı Şark illerini gezerek zaaf olan 54 kritik noktayı tesbit ettikleri ve bizleri buralara gönderecekleri, vatanın kurtarılmasının bizim elimizde olduğu anlatılarak bolca gaz veriliyor."

Toplantıya katılan emniyet mensuplarına göre ortada bir çarpıklık vardı. Zaten katılımcılar toplantıdaki yöneticilerin yüzlerindeki endişeli ifadeyi de görmüştü. Bunun üzerine katılımcılardan kimi konuşulanları not etmeye, kimi cep telefonuyla ses kaydı yapmaya başlar.

Yapılacak "sıradışı görevlendirme"nin  nedenini henüz tam olarak anlayamamışlardı. Ama Genel Müdür konuşmasında bu görevlendirmenin bir-iki yıl sürebileceğini ifade edince katılımcılarda büyük bir duygusal patlama yaşanır ve oturuma ara verilir.

Hatta emniyet yöneticileri toplantı arasında çevresini saranlara gerekirse gönderilecek personele çift terfi verileceği, örtülü ödenekten ekstra maaş ödeneceği, 24 maaş taltifinin sürekli verileceğini ve geçmiş disiplin suçlarının bir şekilde temizleneceği vaadlerinde bile bulunurlar.

Toplantıyı anlatan emniyet müdürü "İşin özeti şuydu" diyor:

"Çözüm süreci çakılmıştı! Şimdiye kadar 'çözüm süreci' işe yarıyormuş gibi yaparak oy toplayan AKP, önümüzdeki seçimde milliyetçi oylarla durumu kurtarmak için kan dökmeye karar vermişti! Kurban da bizdik!

Yani anlayacağınız bu toplantıyı anlatan emniyet müdürünün ifadesiyle daha çözüm süreci yürüyor görünüyorken, 2014'ün Aralık ayında "kan dökülmesine" karar verilmişti AKP iktidarı tarafından.

Mektubu yazan emniyet müdürü toplantıya katılanların, birbirinin işiteceği şekilde sürekli aynı tepkileri verdiklerini söylüyor:

"Madem bölge bu hale geldi, şimdiye kadar neredeydiniz? Hani çözüm süreci iyi gidiyordu? Gelinen noktada devletin kazanımı nerede? Şimdiye kadar barış getiriyoruz diye oy topladınız, bundan sonra da kan dökerek mi oy toplayacaksınız? Hamasetle oy toplamak için çoluk çocuk sahibi olan bizleri mi kurban seçtiniz? Önce hukuksuz kullanılıp sonra da yargılanacak günah keçisi olarak mı seçildik? Bizi üç kuruş para ve haksız rütbe vaat ederek mi kullanacaksınız? Bizleri mitinglerde topladığınız serseri kalabalıklar gibi güdebileceğinizi mi, dolmuşa bindirip ölüme/katliama göndereceğinizi mi düşünüyorsunuz?"

Bu mektubu Ahmet Takan, Yeniçağ'daki köşesinde 25 Ocak 2015'te yayınlıyor. O tarihte ne Dolmabahçe'de "mutabakat metni" okunmuş, ne 7 Haziran seçimleri olmuş, ne HDP barajı aşmış, ne Suruç, ne Ankara katliamları gerçekleştirilmiş, ne de Ceylanpınar'da iki polis karanlık eller tarafından öldürülmüştü.

Bu mektubu okuyunca hala nasıl inanmamızı bekliyorlar Başbakan Davutoğlu'nun geçen gün Hollanda dönüşü uçakta söylediği "Çözüm sürecinin bitmesi ihtimaline hazırlıklı olun" talimatı verdiğini. Belli ki buz gibi savaş kararı verilmiş daha çözüm süreci devam ederken ve hazırlıklar daha 2015 yılına girilmeden başlatılmış.

Elbette, "Kürtlerle savaş" kararının çok önceden verildiğine ilişkin başka kanıtlar da var ortada. Tek kanıt bu mektup değil. Örneğin "Çöktürme" planı da bugün yaşadıklarımızın çok önceden verilen habercisi.

Daha "müzakere süreci" yaşanırken, daha "savaş haline dönülmeden" aylar önce yayınlanan bu mektup, ortaya dökülen "Çöktürme" gibi savaş planları da "çatışmasızlık" durumunu kanlı bir savaşa kimin dönüştürdüğünü çok net biçimde gösteriyor.

Ancak "Kürtlerle savaş" Türkiye ile sınırlı kalmıyor, sınır ötesine; Suriye'ye, Azez'e, Afrin'e taşıyor. Suriye'de cihatçı çetelere karşı savaşan Kürt savaşçıların, Demokratik Suriye Güçlerinin üzerine bomba yağdırıyor Türkiye.

Çok açık olan şu ki, artık bu devletin yaşadığı "Kürt fobisi" sınır tanımıyor, sınır ötesine taşıyor.

Gerçekler ortaya çıktıkça, halka söylenen yalanlar da, Kürt sorununa "AKP usülü çözüm"ün ana hatları da çok kesinin biçimde beliriyor.

Mevcut iktidar olma anlayışı bas bas bağırıyor sanki; "Yurtta Kürtlerle savaş, cihanda Kürlerle savaş!" (Haberdar)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89