• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 15 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 17 °C
  • Berlin 1 °C

Yüksel Genç'e mektup

Ragıp Zarakolu

Yüksel Genç/Gazeteci
Kadın ve Çocuk Cezaevi
Bakırköy–İstanbul 

Sevgili Yüksel,

Dün Özgür Gündem aracılığı ile Füsun Erdoğan’a Mektup yolladım. Bugün de Evrensel aracılığı ile sana yazıyorum.

3 Mart’taki KCK/Basın duruşmasında hepinizin tahliyesini beklediğim halde, Mahkeme sadece 3 kişiyi tahliye etti. Toplu operasyon ile tutuklanan 46 gazeteciden siz 15’iniz hâlâ inatla içeride tutuluyorsunuz. Böylesine toplu gazeteci tutuklaması son kez 1925 yılında, Takrir-i Sükun sonrasında yapılmıştı. İstanbul basınının her eğilimden yayın yönetmenleri tutuklanıp Diyarbakır’a getirilerek, ‘hizaya getirildi’ ve yeni rejime biat ettirildi.

O gün bugündür, büyük basın biata devam etti.

Kürt basınına yönelik daha önce de kirli savaş yıllarında, üstelik dünya İnsan Hakları Günü’nde, yani İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin imzalandığı tarihin yıl dönümünde toplu tevkifat yapıldı 1992 aralığında. Ama o zaman bile, tutuklanan arkadaşlarımız kısa süre sonra serbest bırakıldı.

Düşünün kirli savaş yürütülen bir dönemde.

O zamandan beri birlikte gazetecilik yaptığım genç arkadaşlarım Davut’un ya da Ramazan’ın hâlâ hapiste tutulmasına isyan ediyorum. Elbette senin ve diğer gazeteci arkadaşlarım ile.

Tarafsızlığını ve yasal olarak meşruluğunu yitirmiş olan mahkemenin yapacağı tek iş sizleri toplu olarak tahliye etmekken, mahkeme heyetine yönelik RET talebiniz, bir üst mahkeme tarafından reddedildi.

RET DE RET!

Yanlışta ısrar!

Ve bir çeşit nefret yansıması…

Kim kimden nasıl ve niçin nefret duygusu besler?

Hele bu, adli bir kurumda nasıl mümkün olabilir?

Anlamak, anlayabilmek mümkün değil.

En son, gazeteye seni ziyaret için uğramış ve son kitabını almıştım 28 Ekim 2011 akşamı. ‘Barışa Tutunmak’ adlı kitabından yıllar sonra, ‘Kürt Sorunu ve PKK. Tasfiye mi, Çözüm mü’ adlı kitabını yayınlamıştın.

Belki de, tutuklanmanın asıl nedeni, bu kritik soruya yanıt aramandı.

Ve evimin bahçe kapısında, akşamleyin komşularımın gözü önünde, beni bekleyen eşime haber vermeme izin verilmeden, herhangi bir hüviyet gösterilmeden, OYAK yapımı meşhur Renault’lardan birine bindirilerek götürülmüştüm.

Komşularım beni götürmek isteyen modern, yarı bohem kılıklı gençleri çete sanıp müdahale etmeye çalışınca, “Karışmayın, bu bir terör olayı” deyince hemen uzaklaşmışlardı, korku ile…

‘Korku Cumhuriyetinde’ yaşamak böyle bir şeydi işte.

10 dakika önce, telefon ile konuştuğum yabancı bir arkadaşım, “Seni de almasınlar” deyince, “Sanmam” diye yanıtlamıştım; “Belki gazeteye yönelik bir baskı dalgası gelirse, danışma kurulunda olduğum için ifadeye çağırabilirler ancak.”

Ve 10 dakika sonra koluma girmişlerdi, evimin bahçe kapısında, yorgun bir iş günü dönüşü.

Ve tam bir ay sonra gelip sizleri aldılar gazeteden.

Oysa sen bir “barış elçisiydin”, Öcalan’ın çağrısı üzerine, 8 arkadaşın ile birlikte, “Barış ve Demokratik Çözüm Grubu ile sınırdan giriş yapmıştınız.

Ve Türkiye ordusu subayları tarafından, imzalanmış olmakla beraber, 2. Cenevre Protokolü’ne uygun olarak, saygıyla karşılanmıştınız.

Kürt Özgürlük Hareketinin Avrupa Sözcüsü Ali Sapan da, bir başka barışçıl çözüm grubuyla birlikte ülkeye giriş yapmıştı. Bu önemli barış girişimine karşı verilen yanıt hepinizi hapsetmek oldu yıllarca. Ve Türkiye, 10 küsur yılını daha yitirdi, barış ve demokrasi içinde bir toplum ve ülke hayali ile.

Kirli savaş sorumlularından olduğu iddia edilen, Hrant Dink ve misyoner cinayetlerinin azmettiricisi olarak gösterilen, ama her nedense, ‘İnsanlığa karşı işlenmiş suçların’ bir ‘zanlısı’ olarak değil de, bir darbe girişimi zanlısı olarak yargılanan General Veli Küçük’ü ‘uzun tutukluluk’ gerekçesi ile serbest bırakan aynı mahkeme, sonunda savcının bile daha az cezalandırılmasını istediği, ama heyetin inat ile ‘müebbet hapse’ mahkum ettiği Gazeteci Füsun Erdoğan’ı, ‘uzun süre hapislikten’ dolayı serbest bırakmayı REDDETTİ.

Bu da artık, ‘hak’, ‘adalet’ gibi kelimelerin anlam ve içeriğini yitirdiği andı.

Ama Allah onları asla affetmeyecek.

Eğer gerçek mümin iseler korksunlar.

Ve zaten bu ‘adil’ olamayan kararlar da, bu korkularının yansıması değil mi?

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89