• BIST 82.368
  • Altın 147,517
  • Dolar 3,8222
  • Euro 4,0629
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 10 °C
  • Berlin 0 °C

Yüceliğin direk veya insan olarak tezahürleri

Ümit Kıvanç

Tacikistan dünyanın en yüksek bayrak direğini yaptırmış. Böylelikle Guinness rekorlar kitabında, amuda kalkmışken sol serçe parmağıyla en çok pizza çevirebilen adamın, üzeri arılarla kaplıyken kum havuzunda geri geri 200 metre engelli koşan kadının yanında yerini almış. Aferin.

Haberi derin bir hayal kırıklığı içinde okudum. Sanırım Bodrum Yarımadası’ndan başlayan, büyükşehirlere yayılan, ordu icadı bir seferberlikle her tarafa dev bayraklar dikmemiz, demek işe yaramadı. Oysa militaristi, beyaz Türk’ü, milliyetçi Müslüman’ı, kimse geri kalmamıştı yeri madenî direkler, göğü al bayraklarla donatmaktan.

Gerçi bunların hiç işe yaramadığını iddia edemeyiz. Meselâ ben bazen yolda yürürken “acaba hangi ülkedeyim?” diye tereddüde düşüyor, hemen etrafa bakınıyor, bu alametlerden birini görünce Türkiye’de olduğuma hükmediyordum. Sadece dev direklerde Türk bayrağı asılı olduğu için değil. Ülkenin kendisine ait olduğunu bizzat kendine kanıtlamak uğruna bunca gayret sarf eden, bizden başkası olamayacağı için.

Dev bayraklara bir nevi, turistik şehir planındaki “you are here” noktası muamelesi yaparak huzur bulabilirdim belki. Ama en olmayacak yerlerde gördüğüm her dev bayrak, bana milletçe sahip olduğumuz bilumum kompleksleri, içinden çıkamadığımız kimlik bunalımlarımızı, velhâsıl bütün patolojik sorunlarımızı hatırlatıyordu.

Diyeceğim o ki, rekor peşinde değildim yani. Tacikistan’ın bu payeye erişmesine de şaşırmadım. Böyle işlerle, yöneticileri bizimkiler gibi, Tacikistan’ınkiler gibi olan ülkeler uğraşır. Nitekim, Tacikistan galiba rekoru kırarken Azerbaycan’ı geride bırakmış. E, işte...

Bu işlerle uğraşmayı marifet sayanlar için anlamlı mesaj, haberin son cümlesinde saklı: “Bir Amerikan firması tarafından yapılan bayrak direği...”

E, güzel değil mi ama?

Bu “yönetici” haletiruhiyesini oldum olası merak etmişimdir. Hani çantasını birilerinin taşıdığı, geçerken, girerken, çıkarken herkesin çekilip yol verdiği, arabasını şoförün kullandığı, doğrudan ismiyle hitap etmenizin neredeyse imkânsız olduğu, konumu icabı asla köşedeki büfenin önünde durup iki tost söyleyemeyecek, asla kahkaha atamayacak, ilk defa duyduğu meselede bile her haltı bilir görünmesi gereken... saydırmayın işte daha fazla; yönetici diyorum. Çok merak ederim böylelerini. Bazen, etraftan gördükleri çakma saygıya bakar, o saygıya rengini veren şeyin düpedüz bir tarafın elindeki yetkiden duyulan korku olduğunu her iki taraf da bilirken bunun nasıl saygı suretinde yaşanabildiğine takılırım.

Fakat en çok merakımı uyandıran –ve belki kravat-ceketi kendinden menkul bu zevata bir nebze empati duyabilmemi sağlayan–, “bir yöneticinin 24 saati” adlı tragedyadır. Ceketi kravatı fora ettikten sonra yürüyüşleri nasıl değişir, eşlerinden kahve isterkenki ses tonları, sekretere, bir alttaki yöneticiye, müstahdeme bağırırkenkinden nasıl, ne kadar farklıdır... ister inanın ister inanmayın, vallahi de düşünürüm bunları; gözümün önünde canlandırmaya çalışırım. Yöneticilerin takınılmış ciddiyeti benim çok hoşuma gider. Karşılarındayken herkes gibi ödüm patlasa da, kendi başıma kaldığımda epey eğlenirim.

Kaymakamın ilçeye diktirdiği dev bayraktan haberdar olduğunda Vali Bey’in suratının nasıl asılacağını, hemen uygun yer bulunup daha yükseğinin dikilmesi için talimat verirken astlarının nasıl takınılmış hayranlıkla bu şahane fikri onaylayacağını tasavvur etmek hem eğlenceli hem kolaydır.

Acaba bazı insanlar sadece gün boyu bu rolü oynayabilmek için mi vali falan olur? İnanın, ilk bakışta ne kadar saçma görünse de bu mümkün.

Elbette bütün bunlar Tacikistan’ın dev bayrağı yüzünden aklıma düşmedi. Devlet Bakanı, Başbakan Yardımcısı (Bülent Arınç) ile Bursa Valisi, kız yetiştirme yurdu ve çocuk evini ziyaret ediyorlar. İçeriye ayakkabıyla girilmiyor, anlaşılan. E, herhalde çocukların sağlığı, temizliği içindir, güzel. Devlet Bakanı, Başbakan Yardımcısı, ayakkabılarını çıkarıyor, içeri adımını atıyor. Ve fakat Vali Bey ne yapıyor? Boyacıya uzatır gibi ayağını uzatıyor, bir kadın görevli yere çömeliyor, Vali Bey’in ayağına galoşlar geçiriyor!

Vali Bey eğilemiyor. Vali Bey galoşlarını kendi giyemiyor.

Yahu haydi bu tarafını anladım. Vali Bey açısından mesele belli. Fakat bu nasıl otomatik bir algılama mekanizmasıdır? Oradaki görevli, yere çömelip Vali Bey’in ayağına galoş geçirmesi gerektiğini nasıl bir anda idrak ediyor? Vali Bey demek kapıda öyle bi duruyor ki, görevliler hemen anlıyor, derhal gidip galoşları...

Yer bitti, yazı da bitti. Artık böyle: 4501 vuruş. Taraf yönetimi daha fazlasını istemiyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89