• BIST 98.090
  • Altın 143,479
  • Dolar 3,5672
  • Euro 3,9865
  • İstanbul 18 °C
  • Diyarbakır 18 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 12 °C

"Yönetemiyorsun, öyleyse ez, parçala!"

Yavuz Baydar

Yönetemiyorlar.

Yönetemedikçe, daha çok yönetemez hale getiriyorlar.

Panikledikçe, öfkeye sardırıyorlar.

Kukla haline gelmiş bir hükümet heyetinin bakanları öyle boynu bükük, boş gözlerle, kafası koparılmış tavuk gibi oraya buraya koşuşturmakta.

Çaresizler.

Ne yapsalar terslenmek, azarlanmak, aforoz edilmek gibi bir risk, hayatlarının parçası olmuş.

Ya tam itaat edeceksin, ya da yoksun.

Aynen Stalin dönemindeki Komünist Parti içinde olduğu gibi en yakın çevreleri ispiyon, muhbir kaynıyor.

Topluma yedirilen korkunun tıpkısı onu yönettiğini zanneden partinin gözeneklerine zerk edilmiş durumda.

İçinde demokrasi şuuru, şiarı olan ne kadar eski AKP'li varsa hepsi tasfiye edildi, kenara itildi, etkisiz hale getirildi.

Kuruluş bildirgesi, programları ve vaatleri kağıt üzerinde, internet sitelerinde ne diyorsa, ta 1 Kasım'a kadar ne vaat ediyorsa, tam tersini yapmakta olan, iktidardan gitmeyeceğim diye ter ter tepimnen bir parti var artık karşımızda.

Kendisini mutlak muktedirin emir komuta zincirine halkalamış bir güruh böle parçalaya, ite kaka, eline tutuşturulan eziyet aygıtlarıyla sosyal dokuyu, beraberce yaşama ruhunu imha etmekle meşgul.

İnsanlık tarihinin en acı sayfaları mükerrer baskıya girdi çoktan.

***

Bu acı sayfaların üst başlığı, "yönetemezsen ezeceksin" der.

Bu sayfaların sonunda, sonuç bölümünde şu yazar:

"Büyük trajedi yaşandı. O ülkenin iyi insanları 'Allahınızdan bulun' diye çekip gittiler. Gidemeyenler ya direndi ya da sindirildi. Kimileri kendilerini, nedenini anlamadıkları bir şekilde dört duvar arasında, göz hapislerinde, karartılmış hayatların içinde buldu. Direnenlerin kimileri 'ya bizi sev ya terk et' diye topluca kovalandı. Sessizce, şuursuzca seyredenler de her türlü onursuzluğa razı, iki büklüm, kendilerine söyledikleri yalanlara hem kendilerini hem de çocuklarını inandırarak, inkarlarını duygusal tepkilerle başkalarına yansıtarak, boş boş yaşayıp gittiler. Onlara umut veren cesur siyasetçiler hiçbir zaman çıkmadı."

***

Ülkenizde büyüyen kargaşayla baş edemiyorsanız, hele hele ipleri başkalarına kaptırmışsanız, ayrıca kötülük denen şeyin bozuk bir iktidarın varlığına hizmet ettiği gibi bir kurnazlığın peşine düşmüşseniz, yapacağınız şey de bellidir.

Şiddeti, terörü ezememenin; kendi vatandaşlarınıza huzur içinde uyanacakları bir gün dahi yaşatamamanın bedelini, hayatında eli silah tutmamış, gözü mermi görmemiş, ama aklı ve medeni cesareti yerli yerinde olan, "öldürmeyeceksin" diye en kutsal kitapları hatırlatan insanlara ödetmeye kalkmak.

Kötülük yolculuğu budur işte.

***

Cumhurbaşkanı, Ankara'daki alçakça saldırının barut kokusu daha havada dolaşırken, 'eureka' misali, sesleniyordu dün:

"Elinde silahı olan, bombası olan teröristle, konumunu, kalemini, ünvanını, amacına ulaşabilmesi için teröriste emir verenin de hiçbir vasfı yoktur. Akademisyen olması, gazeteci olması, STK yönetici olması, aslında o kişinin terörist olduğu gerçeğini değiştirmez. Bombayı patlatan terörist olabilir, ama o eylemin amacına ulaşmasını sağlayan bu yardakçılardır. Terör ve terörist tanımını, en kısa sürede yeniden yaparak Ceza Kanunu'na almalıyız.

Bu mesele basın özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü meselesi değildir. Bu mesele artık, Kızılay'da görüldüğü gibi milletimize kast eden alçaklarla daha iyi mücadele edebilme meselesidir. Birtakım çevreler yol ayrımı durumundalar, ya bizimle olacaklar ya da teröristin yanında yer alacaklar. Ama ile fakat ile başlayan açıklamaları, teröristin yanında yer almak olarak görüyoruz."

Eski CHP'nin Şükrü Kaya ruhu, daha yakın zamanların Kenan Evren ruhunun dirilişi, mezarlardan seslenişi...

Partinin bütün programlarında yer alan vaatlerin tam tersini yaparak çivisi çıkarılan bir toplumda, bir bölge kan gölüne döner, diğer taraflarda utanç verici bir cadı avıyla ülke evladı kovalanırken, 'yönetemeyiş' hali işte sonunda bunları tekrarlatıp durur insana.

Telefonlara takılan 'otomatik cevaplama makinesi'ne dönüşürsünüz.

"Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor..."

Doğru, artık yok.

Çoktan gitti.

Belki de sizin hayal ettiğiniz yerde olmayı baştan hiç istememişti.

***

Dün bir adım daha atıldı, ve barış için imza atan akademisyenlerden üçü gözaltına alındı. Medyada barış huzur akıl ve izan çağrısı yapabilecek ne kadar 'aykırı ses' (!) varsa tek tek susturuldu, gerisi de temizlenecek. Yayın yasaklarıyla, tehdit ve gözaltılara ağırlık verilerek başta Güneydoğu, haberlerin halka ulaşması engellenecek.

Ağzını açana 'bizden değilsin, içeri' denecek.

İdam cezasını geri getirmek istiyorlar.

AİHM içtihatlarını hiçe sayarak Terörle Mücadele Kanunu'na en faşizan maddeleri yeniden monte etmeye çalışacaklar.

OHAL, sıkıyönetim yollarının taşları tek tek döşenecek.

Meclis'te kara listeler üzerinden dokunulmazlıklar kalkacak.

"Konuşmayın lan, biz yönetiyoruz" denecek.

AKP-tipi toplum, "tek tip ahali", niyet odur ki, ezme gönüllüsü bürokrasinin de topyekun desteğiyle böylece inşa edilmiş olacak.

Göreceksiniz, 2002'den bu yana insani bir yaşam için ne kadar reform adımı atıldıysa tek tek imha edecekler.

Eski işletim sistemine geri dönüyoruz.

Bize bunu reva görüyorlar.

Aslında, yönetememenin bedelini bütün topluma havale ediyorlar.

Aslında, yönetiliyorlar.

1923'ten bu yana iktidara hakim olan perde arkası güç ipleri eline aldı, farkında bile değiller.

Farkında olan da çaresiz, akıntıya kapılmış gidiyor. (Haberdar)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89