• BIST 108.352
  • Altın 143,327
  • Dolar 3,5324
  • Euro 4,1408
  • İstanbul 30 °C
  • Diyarbakır 37 °C
  • Ankara 30 °C
  • İzmir 28 °C
  • Berlin 19 °C

Yılın son ve en güzel haberi

Roni Margulies

Yemeğin en güzel kısmını en sona saklamak gibi, yılın en güzel haberi son günlerinde geldi.

Abdullah Öcalan’la görüşmeler sürüyor. Daha açık şekliyle söylersek, devletle Kürt hareketi arasında barış görüşmeleri sürüyor.

Ve bu görüşmeler, Başbakan’ın iki gün sonra rezil olmaktan çekinmeyip kamuya rahatça açıklama yapacağı kadar ileri bir aşamaya ulaşmış durumda.

Somut sorunların pratikte nasıl çözüleceğini tartışacak ve birçoğunda anlaşmaya varacak kadar ilerlemiş durumda.

Ve süreç tam da bekleneceği gibi ilerliyor.

Hükümet sözcüleri, doğaldır ki, “Demokrasilerde çare tükenmez, ama bizde tükenir. Çaremiz kalmadı, yenildik. Bükemediğin eli öpeceksin. Biz de mecburen Sayın Öcalan ve PKK ile masaya oturduk” demiyor.

Örgüt, büyük bir hezimet yaşadı. Zafer yılı dediler ama hezimet yılı oldu. Hem kırsalda hem şehirde kaybettiler. Örgüt artık silahlı mücadeleyle bir yere varılamayacağını görüyor” diyorlar.

Lütfen kendimize hâkim olalım, “Ne hezimeti be, sizi bağıra çağıra masaya oturttular, bir yandan siyasî bir yandan silahlı mücadele vererek çaresiz bıraktılar, hem yok sayamayacağınızı hem de askerî bir çözüm bulamayacağınızı gösterdiler. Bu mu hezimet?” diye bağırma ve dalga geçme ihtiyacını bastıralım. Devletin kendi halkına ve dünyaya tafra satma mecburiyetini anlayışla karşılayalım.

Daha neler neler diyecekler. Vermek zorunda kaldıkları her şey sanki söke söke alınmış değil de kendileri ihsan etmiş gibi anlatacaklar. Türk devletinin ne kadar iyi kalpli, insancıl ve demokrat olduğunu, Kürtlerin aslında bu iyiliği hak etmediğini ama yüce devletin yücelik ettiğini anlatacaklar.

Olsun. Masaya otursunlar da, ne anlatırlarsa anlatsınlar.

“Nasıl da kart kurt sesleri çıkara çıkara geldiniz masaya!” demeyelim, “Bugüne kadar aklınız neredeydi?” demeyelim, “Bu kadar insanın ölmesine gerek var mıydı?” diye sormayalım.

Söz veriyorum, ben demeyeceğim, sormayacağım. Kürt hareketini bilmem, ama ben sormayacağım. Yeter ki bu sefer süreci sonuna kadar götürsünler.

Ama bunun karşılığında bir ufak ricam olacak.

Her seferinde olduğu gibi, bu sefer de süreci sabote edenler olacak. Sabotajı kimlerin yaptığını ben bile tahmin edebiliyorsam, sizin bilmiyor olmanız herhalde düşünülemez. Bu sefer bunu bahane etmemeniz mümkün mü acaba? Lütfen.

Bir de ana muhalefet partisinden ricam var.

Sayın Kılıçdaroğlu geçenlerde şöyle demişti:

“Eğer bir başbakan çıkıp kamuoyu önüne ‘Öcalan’la görüşülmeli’ diye bir beyan deklare ediyorsa kendisinin muhatabı artık Öcalan'dır. Ben bunu kabul etmiyorum. İçime de sindiremiyorum. Kimse kusura bakmasın.”

Önümüzdeki dönemde barış süreci ivme kazanırken Mustafa Kemal, Sabiha Gökçen, Kılıç Ali ve Şener Eruygur’la İlker Başbuğ’un sözcüsü olmayı sürdürürse CHP, Kılıçdaroğlu kusura bakmasın, kimse onu dinlemeyecek bile.

CHP’yi kimsenin dinlememesi derdim değil, ama ana muhalefet partisinin 1923 ile Silivri arasında sıkışıp kaldığı bir memlekette, hele bir de AK Parti’nin “Kürt sorununu ben çözdüm” diyebileceği durumda, ömrümüzün geri kalanı boyunca Tayyip Erdoğan başımızda olacak demektir. Yazık değil mi bize?

Barış sürecine karşı canla başla direnirken, bunu da bir düşünebilir mi acaba CHP?

  • Yorumlar 4
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89