• BIST 89.809
  • Altın 145,306
  • Dolar 3,6167
  • Euro 3,9083
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 7 °C

Yıldızlar ülkesinden...

Reyhan Yalçındağ

Ateşin ve Güneşin ülkesinden göçtüğüm Yıldızlar ülkesinden merhaba… Adım Muhammet Encü, Roboski Köyü doğumluyum. Soğuk, karlı bir kış gecesi anam korkular ve çığlıklar içinde doğurmuş beni. Öyle zor olmuş doğumum, doktor yok, hastane yok, sağlık ocağı yok bizim oralarda. Kadınlar yokluklar ve kıtlıklar içinde doğurur ve öyle büyütür yavrularını bizim oralarda. O nedenle en kıymetlisiyizdir biz analarımızın. Çoğu kere karnımızı doyurmak için ot toplamaya çıkar, mayınlı arazilere de dalar analarımız. Bizim oralarda karın tokluğuna yaşar herkes zaten. Biz, yüreği kocaman ve en zengin bir halkın çocukları, ama hep yoksulluk içinde yaşadık ve öyle büyüyeme-dik…

Roboski…daha ben doğmadan evvel de defalarca kez yakılmış, boşaltılmış, kara bahtlı köyüm, yurdum benim! Nereden bilebilirdim ki seni terk etmemek uğruna, sana duyduğum sevda uğruna bir akşam karasında tam 35 Can verecektik sana…Roboski…Sınırlara bölünmüş ülkemin en sınırındaki köyüm benim! Tarlalarımızın bir parçası bu yanda, diğer parçası öte yanda…Tıpkı yüreklerimiz, katırlarımız, sevdalarımız gibi…Roboski…En sınırda olduğun için, bize de başka yaşam hakkı tanınmadığı için yıllar önce zorla korucu yapılmış babamın bir gün arazide mayın patlaması sonucu sakat kaldığı, kör kaldığı köyüm benim!

Düştük yola, okul harçlıklarımızı çıkartmak, kalem alabilmek ve portakal yiyebilmek uğruna. Bizler daha da küçükken, köylerimizin karlı yollarına düşerken, bizden az önce oradan geçenlerin yedikleri portakal kabuklarını koklaya koklaya büyüdük, bilir misiniz? Hiç portakal yiyemedim ben, kabuklarıyla yetindim. O yüzden sırf kardeşlerim portakal yesinler diye benimle birlikte 39 kişi düştük yola… 28 Aralık 2011 akşamıydı, “sınır”ın öte tarafına gidip katırlarımıza biraz mazot, biraz çay yükledikten sonra her zamanki gibi geri döndük. Yol, aşağı yukarı 2,5-3 saat sürüyordu. Saat 21.00 sıralarında Karakolun askerleri bizi durdurdu ve “buradan geçmeyin” dedi, çok sonra anlayacaktık ki hepimiz ölelim diye biz bir “grup halinde” tutmak istemişler aslında… Emir büyükmüş, Kürt çocukları bir kez daha kurban verilecekmiş meğerse…

Sonra kulakları sağır eden sesler, bu ilk duyduğumuz insansız hava araçları olan Heronlarmış. Bizim yerimizi tam olarak tespit ettikten sonra F-16’lar tonlarca bomba yağdırdılar üstümüze… Ben ve Erkan henüz en küçükleriydik, 12 yaşındaydık daha. Öyle çok korktuk ki, elele tutuşup katırların karınlarına gizlendik. Oracıkta parçalandı minicik yüreklerimiz, minicik bedenlerimiz… Tıpkı Ceylan Önkol gibi ailelerimiz, parçalarımızı toplayarak götürdü bizi. Onlardan başka kimse yoktu, yine gariban yoksul halkımız ve katırlarımızdı ölü bedenlerimizi taşıyan… Sonra ne oldu biliyor musunuz? Bu devletin TV’lerı tek kelime etmediler bizden, bizim ölüm fermanımızı verenler, medyaya da “sakın bu haberi vermeyin” talimatını yağdırdılar; onlar da buna uydu zaten. Buna uymak istemeyen onurlu birkaç basın mensubu da birkaç gündür sürekli hedef gösteriliyor; en son bugün Ece ablanın da işine son vermişler meğer…Biliyor musunuz, Başbakan, bizi bombalayanlara teşekkür etti üstelik, “yanlış anlamayın, bombaladıkları için değil; olayı üstlendikleri için teşekkür ediyorum…” da dedi üstelik! “Terör olmasa bu da olmayacaktı” dedi sonra bir Başbakan yardımcısı. Terör mü? Bir halkın kimliğini, ana dilini, özgürlüğünü istemesi ve bunun için mücadele etmesi terör müdür gerçekten? Yoksa onlarca çocuğu bombayla katlederek mi? 19’umuz 18 yaşın altındaydık da diğerleri çok mu büyüktü sanki, onlar da 20’sinde, 22’sindeydiler en fazla…Üstelik bizi bombalarken amaçları neydi biliyor musunuz, tek birimizi dahi sağ bırakmayıp bunu da PKK’nin üzerine yıkmak…Geçmişte de defalarca kez denedikleri gibi…

Yılbaşı gecesi sabahlara kadar kutlamalar yapıldı, eğlenceler de düzenlendi. Sahi, 19 çocuğun katli böyle mi kutlanır(!)???

Şimdi son sözüm, size, Ateşin ve Güneşin ülkesindekilere…

Bizi Dicle’de yıkayın, Apê Musa’ya karışsın sesimiz…

Munzur’da yıkayın, Seyid Rıza kollarına alsın bizi…

Asi Fırat geri durmasın, Şeyh Said’in torunları olduğumuzu görsün…

Biz, 12 yaşında vurulan çocuklar ülkesiyiz. Yanımda kim mi var? O 19 arkadaşım gibi, Uğur var, Ceylan var, Mizgin var, Amed sokaklarında vurulan çocuklar var…Biz onlarcaydık, yüzlerce olduk, onbinlerce olduk. Vietnam’da pirincin olduğu her yerde; Filistin’de işgalin olduğu her yerde, Afrika’da suyun olmadığı her yerde, Kürdistan’da Halepçe’de vurulduk biz…

Vurulduk…geceden daha kara elleriyle bomba yağdırdılar üstümüze… Kardeşime portakal alacaktım, başka bir amacım da yoktu üstelik…

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89