• BIST 104.918
  • Altın 146,879
  • Dolar 3,4930
  • Euro 4,1820
  • İstanbul 26 °C
  • Diyarbakır 29 °C
  • Ankara 28 °C
  • İzmir 28 °C
  • Berlin 14 °C

Yeni Soğuk Savaş, yeni cepheler

Yasemin Çongar

"Reset” resmen bitiyor mu? Bizim vekiller, enerjilerini şikecilere daha az ceza vermek için tüketedursunlar, dünyada günün en önemli sorusu bu. Hayatlarımız gibi dilimizin de dijitalleşmesi sayesinde, İngilizceden alıp Türkçe telaffuzuyla “bizim” kıldığımız kelimelerden olan “reset” bugün daha ziyade bilgisayarları “sıfırlamak” anlamına kullanılsa da, aslında “yeniden kurmak, yeniden başlatmak” demek. Saatler gibi, ilişkileri de yeniden kurmak mümkün. Görevdeki ilk üç yılında yaratıcılıktan uzak sayılabilecek bir dış politika izleyen ABD Başkanı Barack Obama’nın bu alanda imzasını attığı az sayıdaki yeniliklerden biri “reset” politikasıydı. Obama, Amerikan sağının yerden yere vurmaktan hiç vazgeçmediği bir kararlılıkla Rusya ile ilişkileri “yeniden kurdu.” Soğuk Savaş’tan kalma şahinlere aldırmaksızın, Moskova ile güvenlik konularında sıkı bir diyalog ve işbirliğini öne çıkardı. Bunu yaparken, Putin Rusyasının giderek artan otoriter politikalarını görmezden geldi ya da en azından, bu konudaki eleştirilerinin askerî çıkarlara dönük işbirliğinin önüne geçmesini önledi. Amaç, Amerika ile Rusya’nın birbirini “tehdit” olarak algılamaktan tümüyle çıkması, silah lobilerinin heveslerini kırsa da Soğuk Savaş’ı horlatacak bir askerî yarışın yeniden başlamaması ve tabii, Washington için önem taşıyan güvenlik meselelerinde Rusya’nın engel değil, destek olmasının sağlanmasıydı. Obama’nın politikası gereği, Amerikan ve Rus askerî yetkilileri neredeyse haftada bir buluşmaya başladılar; 2011’de iki ülkenin generallerini biraraya getiren toplantı, konferans, tatbikat ve istişarelerin sayısı resmen 67 olarak açıklandı.

Washington’daki “neo-con” tayfa bu durumdan asla memnun değil; Obama’ya “Putin’i pışpışlayacağına, askerî gücünü göstererek onu demokratikleşmeye zorla” diyorlar daha ziyade. Demokrat yönetim ise, Putin’le kardeş kardeş konuşmanın Amerika’ya sağladığı kazanımları, “karşılıklı stratejik silah indirimleri, İran’ın nükleer emellerine karşı artan işbirliği ve Afganistan’daki ABD askerlerine Rusya üzerinden nakil/ikmal desteği sağlanması” olarak açıklıyor. Tabii, bu “hâki rengi” gerekçelere “Moskova’yla samimi diyalog demokratikleşme telkini için de en etkili yöntem” nev’inden pembe cümleler eklemeyi de ihmal etmeden... Bu haliyle Amerikan-Rus ilişkilerinde “reset,” dış politikada idealizmden ziyade, tansiyon düşürmeye odaklı bir realizmin —yine Demokratların indinde— “büyük ölçüde başarılı” olan bir uygulamasıydı.

İşte şimdi değişmeye yüz tutan da bu görüş. Obama yönetimi, belki de ilk kez Putin Rusyası’na karşı bu kadar yüksek sesli eleştirilerde bulunuyor; sandıkta yenilmemek için her türlü özel önlemi aldığı anlaşılan ve buna rağmen siyasi kariyerinin en büyük darbesini yiyen Putin de yine üst perdeden cevap veriyor. “Reset” resmen bitiyor mu? Ya da Soğuk Savaş yeniden mi başlıyor?

Bu sorulara “evet” cevabı vermek için erken ve ben, Rus-Amerikan geriliminin tırmanmasında herhangi bir hayırhah yön görmeyenlerdenim; yepyeni bir silahlanma dalgasında çıkarı olan şirketleri bir yana bırakırsanız, böyle bir tırmanış dünya üzerinde yaşayan herkesin zararına. Bununla birlikte, “reset” politikasının parametrelerinin değişmesinin kaçınılmaz hale geldiğini söyleyebilirim. Yeni bir duvar inşa edilmeyecek, yeni dehşet dengeleri kurulmayacak olsa bile, o pek “soğuk” klişe deyişle Soğuk Savaş rüzgârlarının hafif hafif esmeye başladığını da teslim edebiliriz.

Putin’in tam bir sandık oyununa çevirdiği Duma seçimlerinin ardından ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın Vilnius’taki AGİT Zirvesi’nde söylediği şu sözler gayet hakkaniyetliydi ve “reset” ruhuna da pek uymuyordu doğrusu:

“Herkes gibi Rus halkı da, seslerinin duyulmasını, oylarının sayılmasını hakediyor. Bu da özgür, âdil, şeffaf seçimler yapılmasını ve bu seçimlere tâbi liderler gerektiriyor. ABD, Duma seçimlerinin yapılış biçimiyle ilgili ciddi kaygılar taşımaktadır. Tam kapsamlı bir soruşturma gerekiyor.”

Birkaç yıl önce Rusya’yla ilişkilerde “reset” politikasına geçildiğini ilk telaffuz eden kişi olan Clinton’ın bu sözleri, şimdi “reset”in de “reset”lendiğinin habercisiyse eğer, Putin de dünkü cevabıyla Soğuk Savaş rüzgarlarını bizzat üfledi:

“Rusya’daki muhalif gösterilerin arkasında Amerika var. Clinton’dan işareti aldılar ve aktivistler ABD Dışişleri Bakanlığı’nın desteğiyle faaliyete geçti.”

Soğuk Savaş’ı yaşayıp da, iki blok arasındaki bitmek bilmez sataşmaları, iki tarafın da muhaliflerine “Moskovacı” ya da “Amerikancı” diye nasıl da kolayından kara çalındığını hatırlayanlara çok tanıdık gelecektir bu cümleler; tabii, o kadar geriye gitmeyip, aynı zihniyetin Türk ulusalcılığının güncel jargonundaki izdüşümüne de göz atabilirsiniz.

Ama Soğuk Savaş’ın hayaletini hortlatan şey, sadece Putin-Clinton atışması değil… Dün Brüksel’deki NATO Zirvesi’ne damga vuran konu, ittifakın füze savunma sistemine karşılık, Rusya’nın da Avrupa’yı hedef alan füzeler yerleştirme tehdidiydi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov NATO’nun 28 bakanıyla bu konuyu görüştü ve anlaşmazlık giderilemedi. NATO’cular mâlum, “Bu sistem Rusya’ya karşı değil” derken, İran’ı işaret ediyorlar. Moskova ise ısrarla, “Sizin bu sisteminiz beni de tehdit ediyor, karşılığını veririm” diyor. Her ne kadar bir Rus bakanın NATO zirvesine katılımıyla gerçekleşse de, bu diyalogda da basbayağı 1970’lerin havasını hissetmek mümkün.

Tabii, şimdilik sadece bir düşünce egzersizi olan ve öyle kalacağını umduğum “yeni Soğuk Savaş” konseptini, bu savaşın yeni cepheleriyle birlikte ele almak da gerekiyor. Baltık ülkelerinden bürokratların yakalarına NATO rozeti taktığı, Avrupa Birliği’nin Sırbistan’a bile kapıyı açmayı düşündüğü bir dünyada, hayalî bir “demir perde” artık Eski Kıta’nın göbeğinden değil, hatta Arap Baharı sayesinde Akdeniz’in ortasından bile değil, olsa olsa Türkiye’nin doğusundan geçer. Bu duvarın Rusya tarafında kalan alanı gözünüzün önüne getirirseniz, İran’ın, Suriye’nin ve geçen gün Beyrut’ta temayüz edip Esad rejimine bağlılıklarını bildiren Hizbullah lideri Nasrallah gibilerinin bu cephedeki önemini de kavrayabilirsiniz.

Sizce, PKK bu hayalî duvarın neresinde?

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89