• BIST 83.067
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır -3 °C
  • Ankara -4 °C
  • İzmir 2 °C
  • Berlin -2 °C

Yeni ‘Otuz Yıl Savaşı’

Murat Belge

Şu günlerde, Abant’ta “Platform”un geleneksel toplantısında gene Anayasa konusu konuşuluyor. Açılış konuşmalarına Cemil Çiçek’i çağırmışlar. Cemil Çiçek, Meclis Başkanı olarak, anayasa değişikliği konusunun tam ortasında yer alıyor. Abant’ta da bunu konuşmuş ve “Ya şimdi yaparız ya da bir 30 yıl daha ‘sen engel oldun’ diye birbirimizi suçlarız” demiş.

Doğru. Bana da ikincisi çıkacak gibi geliyor. Bu ülkede “siyaset yapmak” bütün toplumun işine yarayacak, hareketini serbest bırakacak bir yol açmak değil de, “karşı taraf”ın yolunu kapatmak olarak anlaşıldığı için, “Sen engel oldun” tartışmasını ebediyen uzatmak varolan siyasî kadroların işine bile gelir. Konuşacak konu çıkmış olur. Tarihte “Otuz Yıl Savaşları” var ne olsa.

Ama, “bütün toplumun işine yarayacak” diye bir laf ettim... Bu nedir acaba, böyle bir şey var mı? Nesnel olarak elbette vardır. En kestirmeden söylersek, demokrasiyi sağlamlaştıracak her tedbir herkes için iyidir, herkesin işine yarar. Ama bu toplumda böyle şeyleri daha fazla düşünen, iş edinen, çünkü politize olmuş insanlar, öyle bir biçimde politize olmuşlar ki, öznel olarak, böyle bir şeye kimse inanmıyor. Benim için iyi olan onun için kötü olmalı ; onun için iyiyse benim için mutlaka kötüdür vb.

Çünkü, sanırım, bu “iyi”nin ve bu “kötü”nün tanımı, “ben”den önce “o”na göre yapılıyor, bilinçdışımızda. Onun için “iyi”yse, benim için otomatikman “kötü” oluyor. Çünkü benim iyiliğim onun kötülüğü üstüne kurulmuş.

Kamuya açık konuşurken seçtiğimiz söylemlerde bunlar yokmuş gibi davranıyoruz, çünkü o düzeyde bunların “yanlış ve kötü” sayılacağını herkes biliyor. Ama “siyasî düşünce”mizin gerçek koordinatları bunlar.

Ona bakarsanız, şu tartışılan Anayasa da, iş o düzeyde laf etmeye gelince, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının özgür olduğunu söylüyor. Ama asıl işi, amacı, o özgürlüğü nerede ve nasıl kısıtlayacağının formülünü bulmak.

“Balkon konuşması” ile “grup konuşması” arasında, ikinciye yakın yerde durarak icra-i sanat eylemek, Türk siyaset adamının, farkına varmadan öğrendiği ilk siyasi ilk siyasi dersi.

Böyle olunca, “Anayasa” gibi, belki adı kendinden de büyük bir konu ortaya çıktı mı, bu siyasî kültürle donanmış siyaset erbabı hemen en iyi bildikleri kamuflaj kılıklarına girip engelleme, saptırma, çarpıtma taktiklerini başlatıyor, bu alanlarda edindikleri hüner birikimlerini ortaya döküyorlar.

Bu konuda Kenan Evren farkında olmadan, sıradan Türk bilinçdışını dile getirerek konuştuğu için, doğru bir metafor kullanıyordu : Anayasa hakkında, elbise terminolojisiyle konuşmayı seçmişti. “Dar gelen”, “bol gelen” anayasalar oluyordu ; bizim daraltmamız gerekiyordu. “Deldirmememiz” gerekiyordu vb. “Anayasa” denince bundan “hazır giyim” dahi değil, “terziye ısmarlanmış elbise” gibi bir şey anlamak, bizim siyasî kültürümüzün yerleşik ve köklü ögelerinden biridir. Anayasa “yalnız benim giymem” için yapılmış bir şey olmalıdır. Ne yapayım ben, başkasının da zorlanmadan giyebileceği bir ceketi –pardon, anayasayı?

Bu, tabii, sözünü ettiğim o aynı “bilinçdışı”nda, bu ülkede “siyaset” dendi mi hâlâ “kimlik siyaseti” yaptığımızın bir karinesi olarak da anlaşılabilir. Ama bunu başka yazıya bırakayım, “büyük” konu.

Bütün bu yapılanmanın, bir dahaki yüzyıla kalmadan, değişmesi, hiç değilse değişmeye başlaması gerekiyor. Ama nasıl?

Ancak “Anayasa” gibi telaffuz edildiği anda tarafları alarma geçiren büyük konulardan değil de, daha basit ve iddiasız konulardan mı başlamalı? Öylesi daha gerçekçi olabilir mi?

Bunu da sonraki yazılara bırakalım.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89