• BIST 106.711
  • Altın 143,557
  • Dolar 3,5567
  • Euro 4,1387
  • İstanbul 28 °C
  • Diyarbakır 29 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 30 °C
  • Berlin 19 °C

Yeni Oslo süreci, yeni barış fırsatı

Kurtuluş Tayiz

On dört temmuzda Silvan pususu ile devlet- İmralı- PKK görüşmeleri büyük darbe alarak kesildi. Masayı kimin devirdiği konusunda tartışmalar süredursun, bugün yeniden müzakere noktasına gelindi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Başbakan Yardımcıları Beşir Atalay ve Bekir Bozdağ’dan sonra Başbakan Erdoğan da yeni bir Oslo sürecinin mesajını verdi.

Aslında bu açıklamalardan İmralı ve Kandil’le bir süre önce temas kurulduğu anlaşılıyor. Şimdi ise kamuoyunun onayı ve desteği aranıyor. Bu gelişme Türkiye için yeni bir barış fırsatı sunuyor ve bu yüzden çok önemli. Ancak siyasal iktidarın ve PKK cephesinin birinci Oslo sürecinden çıkaracağı önemli dersler var. Yoksa bu sürecin de heba olması işten bile değil.

Öncelikle bu aşamaya nasıl gelindiğini iyi anlamak gerekiyor; siyasal iktidarın çok gönüllü olmasa da sürüklendiği güvenlik eksenli politikaları son bir yılda etkili olsa da sonuç vermedi ve başarısızlıkla sonuçlandı; güvenlik bürokrasisinin önerdiği “PKK’yı altı ayda bitirme stratejisi” büyük can kayıplarına yol açtı; iktidarın silahla sonuç alma üzerine kurulmuş politikası iflas etti ve yenildi. Askerî yöntemlerle PKK ve Kürt meselesinin hallolmayacağı bir kere daha açıkça görüldü. Başbakan Erdoğan sürüklendiği bu kötü gidişata geç de olsa “dur” diyerek olumlu bir iş yaptı.

PKK ise hükümete karşı başlattığı devrimci halk savaşıyla istediği sonucu alamadı; Kürt halkı topyekûn bir ayaklanma çağrısına karşılık vermedi, örgütün bu çağrısına mesafe koydu. Kandil masaya oturarak ancak kendisi için bir sonuç elde edebileceğini net olarak anladı.

Taraflar çoğu zaman masaya gönüllü yanaşmaz, bunu anlamak için iki tarafın da savaşta ne kadar çok kıyıcı olduğuna bakmak yeterli. Savaştan vazgeçmeleri için barış dışındaki seçeneklerin çıkarlarına zarar vermesi gerekiyor. Kamuoyu baskısı ve şartların zorlaması olmadan kolay kolay barışa yanaşmayacaklarını da yakın geçmişte tecrübe ederek anladık. Yeni Oslo sürecine dönüş sinyalleri biraz bu etkilerle bağlantılı; iki tarafın giriştiği bu kanlı düelloya artık ne Türkler ne Kürtler daha fazla destek vermeye yanaşıyor. Türkiye’de yaşayan herkesin neredeyse tek arzusu var, o da akan kanın bir an önce durması. Sanırım bu ortak beklenti ve galip gelen sağduyu, iki tarafa da barıştan başka “kazanma” seçeneğinin olmadığını iyice gösterdi, yoksa bu noktaya kolay kolay gelemezdik.

Silahların gölgesinde doğan bu yeni barış ümidinin –askerî operasyonlar ve PKK saldırıları kesilmedi ve hâlâ devam ediyor bu kez sonuç vermesi için hükümete ve PKK’ya düşen acil görevler var. Yeni bir İmralı-Oslo sürecine doğru yol alınırken tarafların önceki hatalarını tekrarlamamaları ve daha hassas olmaları gerekiyor.

Başbakan Erdoğan’ın müzakerelere başlamak için “önce silahları bıraksınlar” şartını ileri sürmesinin kabul edelim ki bu koşullarda pek karşılığı yok. Bunda ısrar edilirse görüşmeler daha baştan başarısızlıkla sonuçlanabilir.
Müzakerelere başlarken en gerçekçi talep askerin operasyondan kaçınması, PKK’nın da eylemsizlik durumuna geçmesi olabilir. PKK’nın süresiz ateşkes ilan etmesi ve güçlerini sınırdışına çekmesi kuşkusuz barış görüşmelerine sağlıklı bir altyapı sunar, fakat örgütün başlangıçta buna pek yanaşmayacağı görülüyor. CHP’nin “PKK’yla ancak silah bırakmak için görüşülebilir” koşulu da gerçekçi değil. Ama PKK’yla bütün bir Kürt sorunu da müzakere edilemez. Bana göre İmralı, PKK ve Meclis’te de BDP ile paralel müzakere konuları belirlenir. İmralı ve PKK’yla dağdakilerin ve örgütün demokratik siyasete geçiş koşulları geniş yelpazede siyasi haklar müzakere edilir, bunun için karşılıklı atılacak adımlar takvime bağlanır. Meclis’te ise BDP ve CHP’nin de katıldığı ortak bir Kürt reformu ve siyasi haklar paketinin görüşmeleri yapılır. KCK operasyonları kapsamında tutuklanan Kürt siyasetçiler için yasal çalışma başlatılır, Türk Ceza Kanunu şiddetle bağı kurulamayanların ceza almasını engelleyecek şekilde elden geçirilir. Bu adım atılırsa Türkiye’de gerçek anlamda bir bahar havası eser.

Başbakan’ın daha önce yaptığı gibi “devlet görüştü, ben görüşmedim” diyerek kaçak güreşmekten vazgeçmesi gerekiyor.
Müzakerelere MİT’ten uzman isimlerin yanında siyasal temsilciler de olmalıdır. Sadece MİT’in görüşmesi, Kandil’in bu görüşmelere kuşkuyla yaklaşmasını beraberinde getiriyor.

“Terörü bitirmek” edebiyatının da artık bir tarafa bırakılması gerekiyor.
Başbakan Erdoğan’ın diline ve üslubuna dikkat etmesi de önemli. Hükümet PKK’nın silahlı varlığına karşı tavizsiz bir karşı duruş sergileyebilir ama örgütün siyasi varlığını tasfiyeyi hedeflememelidir. İktidarın örgütü “tasfiye” amacı gütmediğine dair güvence vermesi ve bunu onlara hissettirmesi büyük önem taşıyor.

Başbakan’ın CHP’yi yanına alması da kaçınılmaz. PKK’yla masaya oturulurken Kılıçdaroğlu’nun desteği alınmalıdır. Ayrıca Gülen Cemaati’nin desteği alınmadan, devlet içindeki çokbaşlılığın yarattığı, yaratacağı sorunlar giderilmeden yeni Oslo’dan sonuç almak mümkün olmaz.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89