• BIST 108.352
  • Altın 143,327
  • Dolar 3,5324
  • Euro 4,1408
  • İstanbul 30 °C
  • Diyarbakır 37 °C
  • Ankara 30 °C
  • İzmir 28 °C
  • Berlin 19 °C

Yeni Kürt politikası ya da devlet içinde ‘ateşkes’

Kurtuluş Tayiz

Devletin yeni Kürt politikasının ana hatları dün Taraf ve Milliyet gazetelerinde yer aldı. Buna göre yakın bir zamana kadar devletin muhatap olarak kabul edip görüşme yürüttüğü İmralı’da Abdullah Öcalan, Kandil veya Avrupa’da PKK artık muhatap alınmayacak. Yeni bir Oslo süreci başlatılmayacak. KCK türü illegal yapılanmalara müsamaha gösterilmeyecek. Barzani’den örgüte silah bıraktırması beklenecek, silahlı mücadeleden vazgeçtiğini ilan edinceye kadar PKK’yla herhangi bir diyalog kurulmayacak. Kürt meselesi parlamento zemininde ve demokratik yollardan seçilmiş Kürt temsilcilerle konuşulacak...

Devletin yeni Kürt politikası olarak basına yansıyan bu metin, bana devlet içi güç merkezleri arasında oluşturulan bir mutabakat metni gibi göründü. Güçler arasında geçici “uzlaşma” sağlamaya dönük bir çalışma sanki. Hatta Kürt meselesinin çözümüyle ilgili bir yol haritasından daha çok, devlet içinde iki taraf arasında sağlanan ve tahminen 2014’e kadar bağlı kalınması öngörülen “diplomatik” bir anlaşma gibi. Oslo süreci üzerinden patlak veren ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın savcılığa çağrılmasıyla Başbakan Erdoğan’a kadar uzanan devlet içindeki sert iktidar savaşı, yine Kürt politikası üzerinden varılan bu “centilmenlik” anlaşmasıyla şimdilik soğumaya bırakılıyor.

Hangi tarafın diğerine hangi politikayı kabul ettirdiğini, karşılığında ise neyi elde etmeyi umduğunu kuşkusuz bilmek zor. Ama Başbakan Erdoğan’ın, hesaplarını 2014’e göre yaptığı gayet net. Kürt sorununda kontrolü elden bırakmadan, ama Kürt sorununu çözmeye de yanaşmadan 2014’ü çıkarmayı hedefliyor. MİT kriziyle patlak veren bu süreçte, daha çok Gülen Cemaati’ne yakın isimlerin gündemde tuttuğu tezlerin, büyük bir kısmının Erdoğan tarafından kabul gördüğü anlaşılıyor.

Yani burada üzerinde tartıştığımız metin Kürt sorununun çözümünü öngörmüyor. Hükümet, ileri bir tarihe kadar Kürt politikasında Cemaat’i yatıştırmayı amaçlayan bir pozisyon aldığını ilan ediyor. Masa altından karşılıklı tekme atmalar ise süreceğe benziyor.

Bu durum bana sadece Kürt meselesinin “devlet içi bir sorun” olduğunu gösteriyor. Eğer 30 yıldır bu mesele çözülmüyorsa, tek nedeni, devlet içindeki güç merkezleri arasındaki dinmeyen iktidar hesaplarıdır. Yıllardır hepimizi canından bezdiren Kıbrıs sorunu gibi. Kürt meselesi de tarafların siyasi çıkarları nedeniyle çözümsüzlüğe terk edilmiş durumda. Daha ileri giderek, bugünkü çatışma ve ölümlerin yaşanıyor olmasının başlıca nedenini devlet içindeki üç ayrı güç merkezi arasındaki çatışmalara bağlıyorum. Devlet içinde karşılığı olmasaydı PKK’nın, “devrimci halk savaşı”na girişmesi imkânsızdı. Başbakan’ın özel temsilcisiyle masaya oturan örgütün, masadan kalkmak için türlü bahaneler uydurmaya başlaması ve sonunda da üst üste kanlı saldırılara girişerek barış sürecini heba etmesini ben başka türlü anlayamıyorum. Örgütün masadan kalkmasıyla devlet içindeki kopan kavga birbirine sıkı sıkıya bağlı.

Şimdi bundan sonra ne olacağı sorusu yanıt bekliyor. Kanlı bir bahar ve yazın bizi beklediği açık. Hükümet ve Başbakan 2014’e kadar 1990’lı yılların Türkiye’sinde olduğu gibi yine güvenlik politikalarını öne alarak soruna yaklaşacak. Dağda örgüt militanlarına karşı savaşılırken, ovada da Kürt siyasetçilere nefes aldırılmayacak.

Siyasal iktidarın toplumsal süreçleri istediği gibi kontrol edebileceğine inanması bence oldukça tehlikeli. Kürt sorunu, iki kere ikinin dört ettiği bir matematik kesinliğiyle ele alınamayacak kadar dış etkilere açık ve karışık bir mesele. Bu yüzden silaha bu kadar çok güvenmek hata. Türkiye için en güvenli yol, diyalog ve barışçıl yöntemlerdir. Demokratik siyasetin önünü sonuna kadar açmak, diyalogdan kaçmamak gerekiyor. Ne İmralı’ya ne Kandil’e kapıları tümden kapatmak doğru bir politika.

Bu noktaya gelinmesinde Kürt hareketinin büyük günahı olduğu kesin. Demokratik çözüm yerine Güneydoğu’da totaliter bir yönetim peşinde koşmanın bugün yol açtığı sonuçlar bunlar. Kürt halkının çıkarlarından daha çok PKK’lı elit bir grubun çıkarlarını savunmak Kürt hareketini daraltmaktan başka bir işe yaramadı. En önemlisi de silahlı mücadeleden vazgeçmeyerek hem Türk halkının hem de Kürt halkının öfkesini üzerlerine çekiyorlar.

Gelinen aşamayı özetlemek gerekirse; Başbakan 2014’e kadar Kürt sorununun çözümünü askıya almış görünüyor. Bu politika uzun vadede sadece PKK’ya yarayacak. Çatışma ve ölümler sadece PKK çizgisini güçlendirecek. Demokratik çözüm imkânı dinamitlenecek. Ve biz 2014 sonrası federasyon veya “Özerk Kürdistan”ı tartışıyor olacağız.

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89