• BIST 90.182
  • Altın 147,216
  • Dolar 3,6478
  • Euro 3,9515
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 6 °C
  • Berlin 8 °C

Yeni bir Türkiye kaçınılmaz

Muzaffer Ayata

Türkiye’nin tarihsel bir kavşakta olduğunu ve yeniden kurulmak zorunda olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Ancak birçok çevre hala bunun tam farkında değil. Bilindiği gibi Sovyetler’in yıkılmasıyla dünyadaki dengeler değişti. Ortadoğu’nun da öyle gitmeyeceği açıktı. Ancak yerleşik otorter rejimler bu gelişmeleri doğru okuyamadılar. Devlet gücüne dayanarak hep iktidar olarak kalacağını hesapladılar. Ayrıca olağanüstü bir biçimde iktidar odaklı düşündükleri için değişime de açık değillerdi. Rejimleri esnemeye pek de musait değildi.

Türkiye’de iktidar odaklarında da benzer bakışlar ve hastalıklar var. AKP’nin üç defa peş peşe seçimleri kazanması ve istediğimi yaparım anlayışı onu tam iktidar odaklı bir harekete dönüştürdü. Bugün onlar için iktidarda kalmak bir ölüm kalım sorunu haline gelmiş. Halk ve demokrasi odaklı siyaset tarzına uzaklar. Eğer demokratik karekterli bir parti olsaydı, kendisini bu kadar iktidara odaklamazdı.12 Eylül’ün kurumlarını ele geçirip üstüne oturmazdı. Generallerin yaptığı anayasa ile bugüne kadar Türkiye’yi yönetmeyi içine sindirmezdi.

Kürt halkı ve onun örgütlü direnişi Türkiye’yi yeni bir yol ayrımına getirdi. İnkar ve tekçi anlayışı artık sürdürülemez durumda. Bu sorunun çözüm yollarını arayan ve çözmek isteyen bir Türkiye artık eski bir Türkiye olamaz. 1920’lerin paradigması değişmek zorunda. Türkiye’nin, dünyanın koşulları artık çok farklı. Türkiye’yi yönetenler, demokrasi güçleri bunu ne kadar iyi görür ve kendini ona göre ayarlarsa değişim o kadar hızlı ve sağlıklı olacak. Bu açıdan özellikle sol ve demokrasi güçlerinin sürece dahil olmasını, bu tarihsel gelişmelere yön vermek için harekete geçmeleri gerektiğini vurgulamaya çalıştık

Taksim’deki son olaylar ve direniş Türkiye’de güçlü bir potansiyelin olduğunu açığa çıkardı. Birçok çevre Türkiye’de uzun yıllara dayalı ağır baskı, ırkçı ve devletçi söylemlerle halkın örgütsüz ve etkisiz hale getirildiğini söylüyordu. Bu analizler tabii ki, tümden yanlış değildi. Ancak uzun yıllara dayanan Kürdistan Özgürlük Mücadelesinin yarattığı birikim çok fazla hesaplanmadı. Ayrıca devletin Kürt halkıyla yürüttüğü savaş birçok sorunun üstünü örtüyordu. Kürtlere karşı birçok çevre birleşiyor veya sessiz kalıyordu. savaşın durması en azından Türkiye’yi biraz da iç sorunlarıyla yüz yüze getirdi.

Hükümetin yıllardır Kürdistan’da yürüttüğü baskı ve tutuklamalar basının da yardımıyla görmemezlikten gelindi. Kürtler hep ötekileştirildi. Devletin ve basının gücü Kürtleri yenmek ve örgütsüz bırakmak için kullanıldı. Bunlar gayet organizeli bir biçimde yapıldı. Daha önce suç olmayan ve tutuklamalara gerek duyulmayan seyler suç oldu. Örneğin Sayın Öcalan’ın avukatları 1999’dan beri İmralı’ya gidip geldiler. Ama aynı avukatlar AKP’nin belirlediği bastırma konseptinden sonra birden bire suçlu konuma düşürüldüler. 12 Eylül askeri darbesinde bile görülmeyen bir uygulamayla, dünyada bir benzeri olmayan, bir günde kırk avukatın evi basılıp gözaltına alındılar ve tutuklandılar. Normalde bu faşizan saldırgan uygulamalar karşısında Türkiye’de halkın ayağa kalkması gerekirdi. Ancak bunlar olmadı. Basın tam tersini yapmaya çalıştı, özellikle Fethullahçı ve yandaş basın bu operasyonların ne kadar gerekli olduğunu anlatıp kamuoyunu karşıt bir tutum almaya, kafaları karıştırmaya çalıştılar.

Sonuçta bu ülkenin çocuklarının, AKP’liler kadar yaşama hakkına sahip olmaları gerekirken, aşağılandılar. Hapishanelere atıldılar. Aileleri ve çocukları mağdur edildi. Bu baskılar ve yalana, karalamaya dayalı psikolojik hareketlerin Türkiye’yi demokratikleştirmeyeceği açıktı. Hükümet giderek daha otoriter bir dil ve yönetim anlayışı geliştirdi. Basını kontrol etme avantajını da dikkate alarak istediğimi yaparım anlayışıyla oldukça hoyrat ve otoriter davranmaya başladılar.

Taksim’de masum bir gerekçeyle, meydanın düzenlenmesine karşı yapılan protestoya karşı bile sert ve acımasız davrandılar. Bu ülkenin vatandaşlarını adeta haşare yerine koyarak gazlamaya ve saldırmaya başladılar. Mevcut saldırı ve hoyratlığın kat kat fazlası yıllardır Kürtlere karşı kullanılıyordu. Ancak bunlar Türkiye’de artık normal görülüyordu. Ama Taksim’de yaşananlar deyim yerinde ise bardağı taşırdı. Toplumun geniş kesimleri rahatsız oldu. Ve günlerce Türkiye’nin diğer bölgelerine de yayılan bir kitle hareketine dönüştü.

Görüldü ki sadece devlet gücüne dayanmak, polisi sürekli halkın üzerine salmak, yüzde elli oy aldım demek, toplumları istediği gibi yönetmeye yetmiyor. İnsanların özgürlük alanlarını genişletmek yerine daraltmak bir biçimde karşılığını bulur. AKP şimdi de Fas’tan dönen Erdoğan’a kitlesel bir karşılama yaparak ne kadar iktidar odaklı düşündüğünü gösteriyor. Bu tür manzaralar Mısır ve Suriye gibi ülkelerde olur. Kutuplaşma ve iktidar savaşını keskinleştirme dışında bir amaca hizmet etmeyen tutumlardır. Önemli olan halkın taleplerini dikkate almak ve demokratik hakları genişletmektir.

Bunlar ideolojik gruplar, çapulcular, aşırı uçlar denerek itibarsızlaştırma yerine herkese haklar alanını genişletmek demokratik bir yönetim anlayışıdır. O suçlanan insanlar da bu ülkenin çocuklarıdır. Onlara karşı düşmanlık geliştirmek yerine kimlikleriyle yaşamalarına olanak sunmak gerekiyor.

Önemli bir sorun da, Kürt sorununu bu kafayla çözmelerinin çok zor olduğunu anlamaları gerekir. Bir de Kürtlerle savaşı sürdürseler bu haliyle o çok taptıkları iktidarları daha da tehlikeye girer. Barış süreci ne kadar uzarsa provokasyon ve sabote ihtimali de o kadar artar. Bu açıdan hükümet sorumluluklarını yerine getirmek için elini çabuk tutmalı. Ne barış ne de iktidar çantada keklik değildir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89