• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 21 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 12 °C

Yeni bir özne

Murat Belge

Gelelim, Gezi Parkı Direnişi’nin asıl öznesine, yani “aslî fail”e. Türkiye’de “siyaset” denen yerlerde görmediğimiz, ayrıca, bir gün göreceğimizi de düşünmediğimiz bir “özne”ydi. “Özneydi” diye “geçmiş zaman kipi”nde cümle kuruyorum ama özne “şimdiki zaman”da ve “geniş zaman”da ve tahminime göre “gelecek zaman”da varolan bir özne.

Direnişe gerçekten çok sayıda kişi katıldı. Dolayısıyla, “vaka mahalli”nde bulunan, yalnız bu özne değildi. Yıllardır tanıdığımız birileri de vardı orada. Ama onlar bu olayın sahibi olamadılar. Alışık oldukları biçimde kaçırıp kendi evlerine götüremediler.

Türkiye’de insanlar, her yerde olduğu gibi, hayat hakkında ilk bilgilerini aileden alırlar. Her yerde böyledir, genel olarak, ama burada daha özgül olan, ilk “ciddi hayat bilgileri”nin “baba dayağı” biçimine bürünmüş olmasıdır. Memlekette bunun pek bir istisnası olmazdı. Belirli kesimlerde bugün de durum değişmiş değil.

Yetmişlerde, 12 Mart şokuyla birlikte, genellikle sol kesimden çoğu o şoku bir şekilde bizzat yaşamış kişiler bir “pedagoji” nosyonu edindiler. Çocuklarıyla geleneksel ilişkinin dışında, daha insanî ve daha demokratik bir ilişki kurmak istediler. Zamanla yaygınlaştı bu tavır; bir “kentli kültür”ün parçası haline geldi.

Gezi Parkı direnişinde gördüğümüz gençlerin, yani olaya kendi kişiliğinin damgasını vurmuş gençlerin çoğu doksanlarda dünyaya gelmiş, yirmili yaşlarında insanlar. Bilgisayar, onların doğduğu dünyanın yerleşikleşmiş bir kurumu. Kişiliklerini kazanmak için, biz önceki kuşaklardan gelenler gibi, aile içinde başkaldırmak zorunda kalmamışlar kalsalar bile, “dayak” gibi şeylere değil, anne- babanın “koruyucu şefkati”ne başkaldırmışlar.

Direniş eylemi başından sonuna mizahla yürüdü. İnce ve kentli bir mizahtı bu. “Ezelim” diye bağıran adamların ilkelliğine de kendileri ilkelleşmeden, incelikle, mizahla cevap verdiler. Başlarına musallat olan o “eski tip eylemci”lerin çirkin küfürlerini silmeye çalıştılar.

Bildiğimiz ve çok zaman ağzımızın suyu akarak telaffuz ettiğimiz “örgütlü” kategorisine hiç girmemişlerdi. O tür bir “örgütlülük” özlemi çeken kesimlerin hemen “bireyci” diye damgaladığı bir varolma üslûpları vardı. Ama Direniş başlar başlamaz, herhangi bir “merkez”den talimat almaksızın, gerekli her türlü dayanışmayı spontane bir biçimde kurdu ve uyguladılar. Kolay değil, onca insanın, onca gün, meydanda, parkta gecelemesi, sabahlaması.

“Siyasî eylem” dediğimiz şeyin bende uyandırdığı bir “eksiklik duygusu” vardır. “Nedir?” diye düşündüğümde, galiba, “siyasî olması” demem gerekiyor. “Siyasî” dediğimiz şeyi başka şeylerden ayıran bir özellik var sanki. Sonra, “siyasî eylem” bir noktada bitiyor ve “normal hayat” kaldığı yerden devam ediyor yeni bir “siyasî eylem”e kadar.

Bu gençlerin bu davranışında ben başka bir nitelik gördüm. Gezi Parkı Direnişi, şüphesiz, “siyasî” idi. Ama bu eylemi yapanlar bizim bu ülkede alıştığımız gibi siyasî olmadılar. Her zamanki davranışları, davranış tarzlarıyla gelip siyaset yaptılar. Onun için, biliyorum ki, şimdi gittiklerinde gene (gereken dozda ve gerektiği yerde) siyasî olacaklar. Siyaseti normalleştirdiler, insanîleştirdiler, raftan indirip hayatın içine soktular.

Tuhaf, ilginç bir güven duygusu veriyor insana. Şimdiye kadar, bunca yıldır, hiç hissetmediğim bir güven.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89