• BIST 108.352
  • Altın 143,327
  • Dolar 3,5324
  • Euro 4,1408
  • İstanbul 30 °C
  • Diyarbakır 37 °C
  • Ankara 30 °C
  • İzmir 28 °C
  • Berlin 19 °C

Yeni bir başlangıç için

Erol Katırcıoğlu

Kimileri “fantezi” dese de, kimileri “erken” bulsa da geçen hafta bu köşede yazdığım “Aranan muhalefet bulunmuştur” başlıklı yazımda, Abdullah Öcalan’ın Newroz mektubunda altını çizdiği fikirlerin aynı zamanda ülkenin ihtiyacı olan yeni bir siyaset önerisi olduğu vurgumu tekrar edeceğim.

Öcalan’ın “Kadınları, ezilen mezhepleri ve kültürel varlık sahiplerini, işçi sınıfı temsilcileri ve herkesi çıkışın yeni seçeneği olan demokratik modernite sisteminde yer tutmaya çağırıyorum. Ortadoğu ve Orta Asya demokratik bir düzen aramaktadır. Herkesin özgürce ve kardeşçe model arayışı ekmek kadar ihtiyaçtır. Bu modele Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasının öncülük etmesi kaçınılmazdır” cümlelerinde serdedilen yeni bir siyaset önerisi değilse nedir?

Doğrusu uzunca bir zamandır benzer bir siyaset önerisi yapmaya çalışan bir yazar olarak 16 Temmuz 2011’de bu köşede yazdığım bir yazımı aşağıya alıyorum. Yazımdaki genel çerçeveyle Öcalan’ın görüşlerinin benzerliğine dikkat çekmek ve önerimi tekrar etmek için.

Kimlikler dünyası ve yeni bir demokrasi

Dünya, seksenli yıllarda iletişim teknolojilerindeki devrim niteliğindeki değişimler sonucunda küreselleşme adı ile andığımız yeni bir evreye girdi. İletişim teknolojileri, başta medya olmak üzere bir yandan toplumların birbirleriyle ilgili bilgilerini arttırıyor diğer yandan da yaşam temposunu hızlandırarak gelecekle ilgili müthiş bir belirsizlik yaratıyordu.

Böylelikle nereye gittiğini bilmediğimiz hayatlarımızın daha da hızlanması, herkes için fırtınalı havalarda açık denizlerde kaybolup gitmeyi önleyecek, deyim yerindeyse halatını bağlayacağı bir “iskele babası” ihtiyacı doğurdu. Bu, “kimliklerimiz”di.

Kimliklerimizin keşfi “ulus-devlet” çatısı altında, o güne dek yaşanmakta olan “toplumsal birlikteliğin” kodlarının ve mekanizmalarının değişimini gerektirdi. Dün yaşadığımız, bugün de devam eden “mikro milliyetçilikler”, “inanç” temelli yeni talepler ve demokratik mekanizmaların “katılımcı” bir biçimde oluşması istekleri de bu nedenle.

İçinde böylesi yeni taleplerin çıktığı ulus-devletler kendilerini bir yandan parçalanma tehdidi altında hissediyorlar diğer yandan da böyle bir parçalanmayı önleyebilecek yeni bir demokrasi oluşturmakta zorlanıyorlar.

Fakat bütün bu gerilimli ilişkiye rağmen, aynı “ulus-devlet” çatısı altında farklı kimliklerin rekabetinin, bu rekabetin ulus-devleti parçalamaktan çok (en azından parçalanmanın getireceği belirsizlikler dikkate alındığında) ulus-devlet içindeki demokratik mekanizmaların genişlemesine yol açarak “yeni”, “daha demokrat” ve “çok kimlikli” bir toplumun oluşmasına neden olabileceği de açık.

Türkiye’ye gelince, Türkiye 1980’lerden bu yana, “ulus-devlet” kurulurken asimile olacağı umulan farklı toplum kesimlerinin, yukarıda sözünü ettiğim süreçten etkilenerek kendi kimliklerini ve bu kimlikler etrafında yaşanmış mağduriyetlerini öne çıkardıkları bir sürece girdi. Bugün açıktır ki toplumdaki “çatışmacı” ve “gerilimli” ortamın ardında bu taleplerle bu talepleri karşılamada yetersiz kalan bir demokrasi arasındaki uyumsuzluklar var.

Son seçimlerde Türkiye’nin üç temel kimliği, Müslümanlar, Kürtler ve Aleviler, kemalist devletçi hegemonya karşısında kendilerine yakın buldukları partiler etrafında saflarını daha da sıklaştırarak kenetlendiler. AKP, BDP ve CHP, bu farklı kimlikleri kendilerine çeken mıknatıs misali bir işlev gördüler. (O nedenle de örneğin kimse AKP’yi “işverenlerin”, BDP’yi [içindeki ve Blok’taki sosyalistleri] de “işçilerin” başarılı kıldıklarını söylemesin. Eğer bir başarı varsa o başarı da bu partilerin arkalarındaki “kimlik” dinamiklerinden kaynaklanmıştır “sınıf” dinamiklerinden değil.)

Bütün ulus-devletler gibi bizim de sorunumuz kimliksel farkları da içerecek yeni bir demokrasiyi tanımlayabilmek. Bunun için de kendi kimlik mağduriyetlerimiz üzerinden yürüyor olsak da kimliklerimize sahip çıktığımız kadar her an kimliklerimizden vazgeçmeye de hazır olabilmemiz gerek. Kimliklerimizi aşan ve hepimizin birlikte yaşayabilmemizi mümkün kılacak yeni bir demokrat kimliğe ulaşabilmek için. Bence bütün meselemiz de budur.
(Taraf)

Biraz daha cesaret

Öcalan’ın yazının girişinde aldığım mektubundaki cümlelerle altını çizdiği siyaset önerisinin yukarıya aldığım yazımdakiyle örtüştüğü çok açık. Buradan Öcalan’ın Kürt kimliği üzerinden bir siyasete değil aksine tüm mağdur kimlikleri içeren bir siyasete gönderme yaptığı da...

O zaman kendilerini bu toplumda mağdur hisseden diğer bütün kimliklerle, Alevilerle, solcularla, sosyalistlerle, demokratlarla, liberallerle, yeşillerle, kadınlarla, Çerkeslerle, Lazlarla, Süryanilerle ve bütün gayrımüslim halklarla Kürtlerin aynı siyaset çatısı altında biraraya gelmeleri ve yeni bir demokrasi talebinde bulunmaları neden “fantezi” olsun ve neden “erken” olsun.

Biraz daha cesaret gerekiyor bence.

O kadar!

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89