• BIST 89.282
  • Altın 145,807
  • Dolar 3,6298
  • Euro 3,8933
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 20 °C
  • Berlin 17 °C

Yeni anayasayı tutuklular yapsın bari..

Nabi Yağcı

Böyle giderse öyle olacak.

Prof. Dr. Büşra Ersanlı’nın tutuklama kararı veren hâkime söylediği söz, bu ülke açısından tam anlamıyla bir kara mizah. Prof. Ersanlı, çıkarıldığı mahkemede “Beni tutuksuz yargılayın ki Meclis Anayasa Komisyonu’ndaki çalışmalarımı aksatmayayım” diyor. Ülkesiyle ilgili böylesine sorumluluk duyan bir düşünce insanı “terör” gerekçesiyle gözaltına alınıyor ve gözaltı ile de yetinilmeyip yargı tarafından tutuklanıyor.

Türkiye’nin önünde yeni anayasa yapmak gibi bir sorun var, hükümet çalışmalara bitiş tarihi bile veriyor, TBMM’de ise bir Anayasa Komisyonu var ve çalışmalarını sürdürüyor. Fakat öte yandan bu komisyonun bir üyesi tutuklanıyor ve çalışamaz hale getiriliyor.

12 Eylül Anayasası’nı, içindeki gericiliği bir yana koyup her şeyden önce süngü gücüyle yapıldığı için eleştiriyoruz. Dünyanın en iyi anayasası olsaydı bile bu anayasanın süngü gücüyle yapılmış olması bu belgeyi “anayasa” olarak görmememiz için yeterli olurdu. Düşünce ve ifade yani siyaset yapabilme özgürlüğünün olmadığı veya kısıtlandığı koşullarda anayasa yapmaya kalkmanın kendisi kara mizahtır. Anayasalar yapıldığı o toplumun farklı toplumsal kesimlerinin ve tek tek insanlarının ortak yaşamlarını düzenleyen sözleşmeler demek ise eğer, tarafların hepsi o masa etrafında olmalıdırlar. Yalnızca oturmak da yetmez, düşüncelerini korkusuzca ifade edebilmelidirler.

Demokratik bir anayasadan söz edeceksek, böyle bir anayasa yapma koşulları var mıdır bugün?

Aydınların “terör”, “KCK” nedenleriyle tutuklandığı ve bu süreç böyle sürdüğü durumda hayır. Bu koşullarda anayasa tartışması yapmaya hiç gerek yoktur. AKP Meclis’te çoğunluğa sahiptir, gitsin dünyanın en iyi anayasasını arayıp bulsun, dilimize çevirsin, oylayıp kabul etsin! Böylece nur topu gibi “yeni “ bir anayasaya sahip oluruz.

Bu dediklerim bir gram şeker alabilmek için bir çuval keçiboynuzu yemek kabilinden bilinen gerçeklerin tekrarı mahiyetinde. AKP hükümeti, Adalet Bakanı bunları bilmiyor mu? Elbette biliyor ama düşünce ve siyaset yapma üzerinde kurulan bu baskılar PKK ile mücadelenin yeni strateji ve taktikleri gereği yapılıyor. Sayın Büşra Ersanlı BDP Meclis üyesi olmasaydı, Ragıp Zarakolu benzer toplantılara katılıp Kürt sorunu konusunda görüş açıklamış olmasaydı kuvvetle muhtemeldir ki tutuklanmayacaklardı.

Yapılmak istenen şey açık, PKK’nin “düşünsel lojistik” desteklerini kurutmak!

Yanlış.

Hem de çift taraflı yanlış.

Amacınız ne olursa olsun düşünce alanını daraltmaya soyunduğunuz anda davayı daha en başından kaybetmiş olursunuz. Siyasi alanı da kaçınılmazlıkla daraltırsınız. Tersinden yürüdüğünüzde de aynı sonuca varırsınız, daralan siyasetle birlikte düşünce alanı da daralır. Siyaseti daralttığınızda ise bu yaptığınız silahlı mücadeleye verilmiş en önemli lojistik destek olur.

Cemil Çiçek “Cezaevlerinin anahtarı benim elimde değil” demiş. Hayır. Elinizde. Hangi gerekçelerle olursa olsun düşünce ve siyaset suçu diye saçma sapan bir suç kategorisini hukuk sisteminizde tuttuğunuz sürece, antidemokratik gözaltı ve tutuklama usullerini değiştirmediğiniz sürece sorumlu olan, çoğunluğa sahip bir iktidar olarak sizlersiniz. Ergenekon davası nedeniyle de gözaltı süreleri ve olur olmaz tutuklama kararlarını pek çoğumuz eleştirdik ama AKP iktidarı olarak bunları düzeltme yolunda ciddi adımlar atmadınız. Kapatılma tehdidi altında da değilsiniz dolayısıyla ipe un sermede hiçbir haklı gerekçeniz yok artık.

Eğer yapılması gerekenleri yapmıyorsanız “PKK terörü” gerekçesine de sığınamazsınız. 

Devlet görüşür ama vatandaş görüşemez mi?

Geçmişte Kandil’de görüşmeler yapan gazeteciler PKK yandaşı olarak suçlanmışlardı. Bu anlayışla, KCK operasyonları kapsamında aydınların tutuklanmalarına neden olan zihniyet arasında savunulabilir nasıl bir fark var?

PKK ile İmralı’da, Oslo’da, Brüksel de görüşmeler yapıldığı artık biliniyor. Bu görüşmelerde devlet adına MİT temsilcileri tarafından yapılan açıklamaları basından okuduk. KCK dahi konuşulmuş. Orada söylenenleri bizler yazmış olsaydık şimdi TMK’dan içeride olurduk. Prof. Ersanlı’nın, Zarakolu’nun daha fazla söylediklerini, yazdıklarını hiç sanmıyorum.

Başbakan devlet herkesle görüşür dedi, bu sözün kabul edilebilir olması için vatandaşın da herkesle görüşmesinin suç olmaktan çıkması gerekmez mi?

Bırakın görüşmeleri, devlet söylediğinde suç olmayan ifadeler vatandaş söylediğinde suç oluyorsa orada hukuk devleti yok demektir, olsaydı mevcut yasalara göre MİT temsilcilerine de dava açılması gerekirdi.

İster askeri öne çıkarın ister polisi, güvenlik faktörü öne çıkıyorsa orada PKK ile ilgili yeni bir strateji yok demektir. Kürt halkını PKK’den ayırıp kazanmak şöyle dursun bu yeni strateji Kürt-Türk demokratik kamuoyunu da yitirecek.

Nasıl görmüyorsunuz?

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89