• BIST 107.041
  • Altın 143,530
  • Dolar 3,5635
  • Euro 4,1526
  • İstanbul 25 °C
  • Diyarbakır 31 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 26 °C
  • Berlin 16 °C

Yazmak…

Ersin Tek

İlhan Berk şöyle tarif eder yazmayı: ‘‘Yazmak mutsuzluktur, mutlu insan yazmaz. Bu yeryüzünü olduğu gibi görmeme engel olan ve bana bu yeryüzünü cehennem eden bu yazmak eylemi(..)’’ 

Mutluluk diye bir kelimeye inanmıyorum ben zaten. Hüzündür bildiğim tek kelime. Hüzün… Yazmak hüznü olanın işidir. Kalbi olanın da tek sermayesi hüzün… Her yazan için de bunu söylemiyorum elbet. Her yazılanı yazmaktan saymak da aptallıktır, diyorum. 

Mutluluk eve dönüş sevincidir diyor yazarın biri. Hangi eve, hangi dönüş? Nasıl bir sevinçtir bu? 

Hiçbir kimse cevabını tam olarak bulamadı ki bu soruların, şimdi kalkıp buraya yazalım… 

Yazmak, hakikati anlamak ve haykırmak isteğimizidir bir nevi. Düşünmekle yaşamak arasında bir yerde gelip gider. Belki de teori ile pratik arasında savrulan insanlığın geleceğe taşınmasını sağlayan ince bir eylem... Pasif görünümlü bir direniş… 

Yeni bir başlangıç yapmak anlamına geliyor yazmak. Bir yerden başlamanın imtihanıdır. Yazmak, sancılı bir eylemdir bu yüzden. Kendinden vazgeçmekle başlar. Kendinden vazgeçiş kendini kazanmak adına yapılır sadece. Yazmak kendine açılan silinmez yazgı… 

Bir yazgı ile üzerine bırakıldığı hayat yolunu, kendi iradesinin dar sınırlarında her an yeniden yarattığı yazgı ile yürütmeye çalışır yazar. Sancılıdır adımları. Acıtır, yıkar, değiştirir, tövbe ettirir ama yine de gizliden gizliye bir sevinç, bir tutku, bir hırs aşılar kişiye… Bu yüzden… 

Yazmak istiyorum her şeyi. Bağrımı delip geçen her şeyi yazmak istiyorum, yaratmak istiyorum tüm arzuları, hem de sil baştan, yepyeni, öylesine saf bir şekilde yapmak, yazmak istiyorum ki... Ama zor, biliyorum, görüyorum… 

Ve hepsinden öte çekip atmak istiyorum içimden, beni benden alıkoyan tüm bağların nefesini. İşte yazı ile atmak derdindeyim bunları. Yapabilecek miyim, onu da bilmiyorum. Kelimelerin efsunî ritmiyle yaşadığımı zannettiğim gecelerin içinden geçiyorum çünkü… Sessizliği görüyorum sadece, yanı başımda sessiz sözcükler, alev alev... Ellerim soğuk… 

Yazı ile, sözcükler ile arama giren tüm engelleri parçalayıp geçmek istiyorum. Çok mu şey istiyorum yoksa. Bilmiyorum. Bildiğim tek şey, sadece geride bırakmak istiyorum her şeyi. Canını cehenneme sayıp, yürümek istiyorum üstüne üstüne tüm bilinmezlikleri/mi/n... 

Bana akıl verip, para kazanmamı bir sorumluluk diye belletenleri işitiyorum ve bunlar bir olup aynı şeyi söylüyorlar; karşılığında benden daha fazla bir itaat, daha fazla uyum bekleseler de, beri yandan yozlaşıp rahatlık ve bağımlılıkta soluğu almamı isteler de ben yokum bu dediklerinde. Kabullenmeyecekler biliyorum. Ama karşı koyacağım sonuna kadar. Yazı ile karşı koyacağım. Yazı ile yaratıp öldüreceğim dışımdakilerin gözlerindeki bu soysuz karakteri, bu iğrenç beklentileri… 

Yazmak zor bir eylemdir. Kendimi ve sizi kandırmadan konuşayım. Öyle kolay yazılmıyor duygular, düşünceler, olaylar… Hayat kaleminin ucuna geldiğinde farklı bir hal alabiliyor. Nerden geldiğini bilmediğin anlamların istilası altında kalıyorsun. Çakılıyorsun olduğun yere. Gerçeklik ve kurgu iç içe geçip konuşmaya başlıyor o an. Duruluyorsun. Karmakarışık, bulanık bir suya benziyor yüzün böylece. Boynu bükük bir halde izlemeye başlıyorsun her şeyi, derinini, kendini... Nerede olduğunun artık hiçbir önemi kalmıyor; susuyorsun, susturuluyorsun, yanıyorsun, kayboluyorsun… 

Oysa yazmak, her adımda geriye dönüp biraz bakınmaktı. Nazarını eksik etmemekti kaybedilenlerden. Denetlemekti yaşamın tozlu yollarını. Herkesin tükettiklerinden arta kalanı biriktirip, ruhun heykelini dikmenin sancısıydı yazmak. Günlük hayatın hengâmesine kapılıp, hırpalanan, yorulan günlerin, gecelerin, insanların serüvenini asmaktı yolcuların güzergâhına. Yorgun ve aksak adımlarla ilerleyen yolcunun dönüş temennisi… Gitmek ve kalmak arasında sıkıştırılmayan aşkların nefesini anlatmanın zihinsel ve ruhsal uğraşısının adı oluveriyor yazmak. Her sürgüne peşinen hazır olmaktır. İçinden gerilimi eksik etmeden savaş vermek… Onun için kan ve gözyaşı ile arınmaya razı olmalıdır her yazar. Yazı, yazgı olarak bunu asabilir kalbine onun… 

Yeryüzüne inişin ilk an’larını hatırlayan var mı aranızda? Yok… İşte bir sürgünle terk ettiğimiz o cennete yeninden dönmenin arayışıdır yazmak… Kalbimize saplanmış olan sözü aydınlığa çıkarmaktır yazmak. Ruhun mabedinde alevlenen yalnızlığı peşkeş çekmektir insanlara. Kim cesaret edebilir buna, kim utanmadan çıkarıp bırakabilir bunu meydana? İşte bu yüzden yazar bir nebze utanmazdır ve de cesur. Ama aynı zamanda varoluştan gelen bir korkusu vardır, korkaktır; yok olma korkusunu bastırmaktan öte nedir ki yazmak! Zamanın perdesinde gölgenin bile kalmayacağı korkusuyla yazmak! Sürekli yaratmak isteğiyle dolup taşmak, her defasında biraz daha yabancılaşmak kendine ve yokluğa karışmak… Söyleyin şimdi kim?… 

Sözcüklerden uzak, her şeyden sıkılıyor, nefret ediyorum artık; çünkü gerçekte öyle değilse bile beni basitleştiren, sakinleştiren, yolumdan alıkoyan bir şey gibi görüyorum tüm bunları. İstemiyorum bunları… Anlıyor musunuz, istemiyorum… 

Yazmak varolmaktır benim için; özüme geri dönüşün direnişi... Yabancı olmaktan çıkmak için, ezeli yalnızlığı parçalamak için, aradaki bütün perdeleri yıkmak için, geri dönüyorum; işte bu yüzden böyle savruk ve küstahça yazıyorum…

  • Yorumlar 4
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89