• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 20 °C
  • Diyarbakır 26 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 23 °C
  • Berlin 23 °C

Yazma eserlerimizin akıbeti

Zana Farqînî

Kemalist rejiminin tekçi anlayışının öteki olarak kabul ettiği dillere, kimliklere ve inançlara yönelik tavrının ne olduğu, onlara karşı hangi politikaları uygulayageldiği çoğumuzun malumu. O yüzden ona retçi, inkarcı ve imhacı da deniliyor. Çünkü diller yasaklandı, anadiliyle konuşanlara çeşitli yaptırımlar uygulandı, cezalar kesildi. Kimlikler inkar edildi, yok sayıldı. Herkes Türk ve Hanefi Müslüman görüldü ve sistemin bütün kurumları da bu anlayışa göre dizayn edildi. Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve Harf İnkılabı’yla Kürtlere de büyük darbeler vuruldu. Kürdün geçmişiyle olan bağları da koparıldı. Dil yasağının dışında, İslamiyet ile birlikte kullanmış olduğu alfabe ve bu alfabeyle yazılmış eserlere erişim tümüyle engellendi.Bir şey daha yapıldı, yazma eserler toplatıldı. İşte bu eserlerin akıbetleri pek bilinmiyor. Hele el konulan Kürtçe eserler, Kürtlerle ilgili tarihi ve kültürel değerler...

Güvenilir birçok kimseden ilginç şeyler dinledim bu konuyla alakalı. Vakti zamanda bazı kimselerin halk arasında gezerek Kürtçe eserleri parayla satın aldıklarını, sonra da almış oldukları eserleri yakarak imha ettiklerini duydum. Halkları asimile etmek için sadece dillerini yasaklamıyorlarmış demek. Bu yöntemle geçmişlerine de kibrit suyu döküyorlarmış. İşte dilkırım politikalarına, kültürel soykırıma, beyaz katliama ilginç bir örnek. Allahtan bazıları nasıl olmuşsa bu uygulamadan kurtulmuş. Bazı el yazma ve matbu Kürtçe eserler ile dergi ve gazetelerin nüshaları İstanbul, Ankara ve Konya gibi kimi kütüphane ve müzelerde kayıt altına alınmış. Ama gel görelim ki çok garip bir yöntemle bu eserler kayda geçirilmiş. Bu eserlerin bazılarının dili kataloglara ya Farsça ya da Hintçe diye belirtilmiş. Hadi bir yere kadar Farsça’yı anladık da, ya Hintçe’ye ne demeli?! Daha bitmedi, eser müelliflerini de farklı isimlerle not etmişler. Bu konuyla ilgili özellikle Kürt araştırmacı ve akademisyenlerden birçok şey dinledim. Kimisi ya tesadüfen bunu öğrenmiş ya da kendilerine verilen bilgi üzerine o eserlerden haberdar olmuşlar.

Örneğin birkaç gün önce Nûbihar’da Mele Huseyn’le sohbet ederken bana İstanbul Fatih’teki Millet Yazma Eser Kütüphanesi’nde bulduğu Ehmedê Xanî’nin Nûbar adlı eserinden bahsetti. Hicri 1274 (Miladi 1857/8) yılında Botan Bey’i Mir Sêvdin (Seyfedin) oğlu Zilfîqar Bey tarafından Musul’da nesh edilmiş. Söz konusu el yazma eser iki tecvit kitabı, Farsça birkaç kaside ve Nûbar’dan oluşmakta. İşin ilginci ise künyede Nûbar’ın dilinin Hintçe olarak belirtilmiş olması. Biliyorsunuz, Kültür ve Turizm Bakanlığı da 2010 yılında Ehmedê Xanî’nin Mem û Zîn eserini, sayın H. Mem’in deyimiyle kurtuluş manifestosunu bastırmıştı. Basılan nüsha ise İstanbul Arkeoloji Müzesi Kütüphanesi’nden elde edilmiş bir el yazmaydı. Bu talanın önüne geçmek ve kütüphanelerde bir şekilde kayıt altına alınmış eserlerimizi ortaya çıkarmak için iki şey yapılabilir. Bilhassa eski yazıyı bilen Kürt araştırmacı, tarihçi ve akademisyenlerinin bu alanla ilgili özel bir çabanın içine girmeleri icap ediyor. Bütün kütüphaneleri taramaları bir de medrese ehli (şeyh, seyit, mele, seyda gibi) ile ileri gelen Kürt ailelerinin (mir, bey, paşa gibi) elleri altında, özel arşivlerinde bulunan tarihi belgeleri, eserleri derlemeleri gerektiğini düşünüyorum. Zira az da olsa bilmediğimiz, kendilerinden haberdar olmadığımız bazı el yazma eserler söz konusu. BDP’li belediyelere de görev düşüyor. Mesela Amed Büyükşehir Belediyesi kendi bünyesinde yazma eserler müzesini kurabilir. Bu sayede de hem orijinal eserler koruma altına alınmış olur hem de gömüdeki eserler ortaya çıkmış olur. Çünkü talanı durdurmak, devletin süregelen anlayışının önüne geçmek ve geçmişimize ışık tutan eserleri, belgeleri ortaya çıkarmak da biraz bizim elimizde.

Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89