• BIST 83.067
  • Altın 147,029
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 6 °C
  • Berlin 1 °C

Yaslı Eylül Zamanı

Hamid Omeri

Uyumuyor zaman. Kozasında sakin sakin durduğu yok. Çizgiler halinde, buruşa buruşa dokunuyor bedenlerimize. Bir kahvaltı vaktine usul usul hazırlanır gibi.

Uyumuyor zaman ve kayda alıyor. Hafızasında biriktirdikleri ile bir canlandırıyor bir ürkütüyor.

Uyumayan zamanın yedinci konuğu bulunduğum ikinci katın penceresinden kollarını uzatıyor. İçinde biriktirdikleri, üzerine aldıkları; dışlanmışlık, yabancılık ve tanımlanmamış diğer her ne varsa ile doluyor odama.

Ancak bu yıl bu konukta bir hal var! Bu Eylül iyiden iyiye adını değiştirmek ister gibi, yaslı mı yaslı bir ritim ile yaklaşıyor, dokunuyor ve geçiyor.

Eylül geldi diye sevinecekken henüz sararmamış ancak boylu boyunca yere düşenler var. Çoğalıyorlar her gün.

Eylül sararmadan yerler neden bu kadar sarardı kim bilebilir, kim söyleyebilir?

Eylül sararmadan daha bu evler neden sarardı kim bilir, kim düşünür?

Eyül sararmadan daha sahnede adamlar bağırıyor. Sıfatlara boğdukları boğazlarını yırta yırta derinleştirdikçe derinleştiriyorlar. Kanıyor dilleri ve boğazlarından o henüz sararmamış yaprakların aldanılmışlığı akıyor. Alınlarındaki çizgiler sararmamış yaprakların damarlarını kesiyor.

(Susun ve gidin. Dokunmayın Eylülümün sarısına!)

Bu kadar dağdağalı, bu kadar ağulu konuşurlarsa hiçbir buhurun şifa olmayacağını hangi şair söyleyecek onlara yeniden?

Ya bu Eylül neyin yorgunluğunu bırakıyor böyle toprağın üzerine? Yapraklar bu kadar erken bırakılır mı diye kimse sormayacak mı?

Üç beş değil, birkaç da değil düştükçe düşüyor yapraklar işte. Düştükçe düşüyorlar ve onlarla birlikte Eylül de düşüyor. Üşüyor Eylül ve sarısını gözlerine bırakıyor evlerin.

Bir kahvehaneden döner gibi. Bir kahvehaneye girer gibi. Masaya yaklaşan bıçkın bir delikanlı gibi. Ya da acemi bir ürkeklikle camın en önüne mi yoksa ocağın en dibine mi bıraksam kendiminin telaşı ile yaklaştıkça yaklaşıyor.

Toprağı toprak ederken dinlenmeyi de düşündüğü söylenen rab ki bu gün Cuma’dır yarın Cumartesi’dir/sebt ve sonraki gün de Pazar’dır. 

Üç beş değil, birkaç da değil düştükçe düşüyorlar. Sarıdan ve yeşilden. Uyumuyor zaman ve kozasında sükunetle durduğu da yok. 

Ağır ağır ağırlaşıyor yedinci konuk. Üç beş değil, birkaç da değil solmadan soluyorlar. Evler de soluyor; bir toprak soluyor. İki kavmin sarıdan ve yeşilden evleri soluyor. Bu sararmanın dökümünü yapmak için kim dinlenecek?

Altıncı günün sonunda dinlenmeliyim derken rab! Bu gün Cuma’dır ve yarın Sebt’tir ve sonra da Pazar’dır.

Neden kimseler yıkamaz ellerini ve boğazını? Oysa hava bozdu ve sert bir kış mı yaklaşıyor yoksa?

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89