• BIST 89.809
  • Altın 145,306
  • Dolar 3,6167
  • Euro 3,9083
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 7 °C

Yaralı, tepeden tırnağa herkes yaralı…

Yıldıray Oğur

27 Mayıs’tan sonrası gazetelerin manşetlerini “sabık” Başvekil Adnan Menderes’in Başbakanlık ofisindeki kasasının resimleri süslüyordu. “Menderes’in kasası: Yolsuzluk evrakı ve vesikalarla dolu” manşetli bir haberin spotunda ise şöyle yazıyor: Ayrıca kasada Susan Sözen’in (devrin ünlü bir romancısı) resimleri ile kadın çamaşırları da ele geçti…

10 yıllık Menderes iktidarı pürü pak bir iktidar değildi. Yolsuzluk iddiaları yüksek sesle konuşuluyordu. Menderes’in kaçamakları da meşhurdu. Çok muhtemeldir ki o devirde bir ODA TV olsaydı Menderes’in Ayhan Aydan’la kasetleri internete de sızdırılırdı.

Meşruiyet kelimesinin öz Türkçe’ye yasallık olarak çevrildiği bir ülkeyiz. Halbuki aynı kökten gelen bu iki kavram (Legitimite-Legalite) arasındaki mücadele Batı siyasal düşüncesinin de temellerinden biri. İktidarın gücünün kaynağı nedir sorusu demokrasinin girişidir. İslam ve genelde doğu siyaset düşüncesiyle Batı siyasal düşüncesi arasındaki temel fark da tam burada ortaya çıkar.

Bizde bir iktidarda aranan ilk vasıf meşruiyet değildir. Yani mesele iktidarın “kahr-u galebe” yoluyla kurulup kurulmaması değildir, “zulm ile abad” olup olmamasıdır. Yani adaletle hükmederse Timur’a da itaat edilir. O yüzden geniş kitlelerin gözünde “kardeş kavgasını bitirdiği için” Evren popüler bir nefret figürü haline gelmedi. Askerî vesayet o yüzden uzun süre sorgulanmadı, MGK’lardaki o oturma düzenini uzun yıllar kimse pek dert etmedi. 31 yıldır darbecilerin yaptığı anayasayla yaşamak kimseye daral getirmedi.

Ülkenin daha Batılı solcuları, liberalleri içinse yasallık her zaman meşruiyetten daha değerli ve gözetilen olageldi. O yüzden 12 Eylül darbesinin mağdurları bile Özal’dan o darbecilerin yaptığı “Anayasa’yı bir kere delmekle bir şey olmaz” dediği için nefret etmekte bir tutarsızlık görmediler.

İşte bütün bu siyasal gelenek içinden gelip yolsuzluk nereden, hangi zamanlamayla gelirse gelsin mühim değil, haticeye değil neticeye bakarım diyenlere laf anlatmak zor. Yolsuzluk öyle bir mesele ki o dosyaları iki MOSSAD ajanı canlı yayında zarf içinde Acun’a uzatsa kimse gerisini sormaz.

DiPietroları hatırlatanlara, eh ama o ne Opus Dei’ye bağlıydı ne de temiz elleri Vatikan’la hükümet arasındaki kavga kızışınca başlattı deyip analojinin gözünü çıkarmanın da faydası yok.

O yüzden yolsuzluk dosyalarından fışkıran küçük adamların mide bulandıran maceraları, bakan babaların kendilerini rezil eden evlat düşkünlüklerini görünce “amalar” maşerî vicdanda iyice hükümsüz kalıyor. İktidarın yapacağı tek şey buna karşı 'ama'sız vaziyet almaktır. Yolsuzlukları, erdemli idareciler de modern demokrasiler de engelleyemedi. Mandela’nın ülkesinde de, muhteşem demokratik Fransa’da da bitmedi, bitmiyor.

Hepsi doğru da tek bir soru da bütün bu temiz toplum hülyalarını hükümsüz kılmaya yetiyor:

Eğer hükümet dershaneleri kapatmaktan vazgeçseydi yine yolsuzluk dosyaları ortaya çıkar mıydı?

İşte esas baş ağrıtması gereken soru. Bu soruya televizyon ve gazetelerde hâlâ kem küm ederek cevap verilse de sokaktaki herkesin cevabı ortak: Hayır.

Gözlerimizin önünde AK Parti ile cemaat kavga etti. Kavganın kızıştığı bir yerde de polisler ve savcılar 2008’de yapılmış bir ihbarın 2012’de başlayan ve altı ay önce ellerinde neredeyse hazır olan, dört ay önce Twitter’dan gazetecilik kılığındaki şantajlarla ucundan gösterilen yolsuzluk dosyasını kutusundan çıkarıverdi. Bütün Türkiye, dünya gördü bunu.

Ne tesadüftür ki aynı anda etrafa cerahat boşalırcasına seks kasetleri, fotoğraflar dökülüverdi. (Neşe Düzel’in, Mehmet Altan’ın Taraf gazetesinin emniyete yakın Ankara temsilcisi eski yazarlarının hepsini itham eden utanç verici yazılarla operasyona katıldı, birini “tecavüzcü” bile ilan etti. Taraf’ın ve kaset yayınlarından anlaşılan Emniyet’in yeni çözüm ortağı ODATV’ye o yazarın adı sızdırıldı. Arkadaşımız köşesinde sabıka kaydını yayınlamak zorunda kaldı.)

Bu rezalete bakıp hâlâ sadece büyük temizlik görenler için gözlük numarası henüz üretilmedi. Devlet içindeki devlet ise Braille alfabesiyle dokunarak bile hissedilebilecek bir şeffaflıkta, tam önümüzde duruyor.

Peki onunla ne yapacağız? Paralel devletin nimetlerinden biraz da biz ölelim deyip yararlanmanın peşine düşenlere, “Egemenler kapışıyor, yesinler birbirini"ci solcu nihilist fırsatçılığa, "Edirne’yi Erdoğan alacağına Bulgar alsın" diye sinir krizinin eşiğindeki öfkeli laik demokratlara, haram helal bilen savcılarımız, polislerimiz "beyaz atlarına binip geldiler"ci cemaat medyasına bu soruyu sordukça “Ee siz değil miydiniz bu cemaati destekleyen, bu savcıları öven” deyip intikam şarkılarıyla yollarına devam etmekteler.

Evet, istihbarat doğru. Siyaset üzerindeki askerî vesayete karşı, darbe girişimlerine karşı cemaatin, cemaate yakın polislerin savcıların yanında durduk. Perinçekçi savcıların, polislerin de yanında dururduk. Keşke, 12 Eylül’den önce devlet içinde de cemaatçiler olsa da mesela Bayrak Harekat Planı hazırlanırken Evren’i ve "beşibiryerde"yi görüntülese, seslerini kayda alsa diye yazıları da benimdir, arşivlerime gösterdiğiniz yakın ilgiye teşekkürler.

Eee, yani? Askerî vesayete karşı işini yapan savcıların polislerin yanında, şimdi de biri yıkıldı derken aynı vesayet koltuklarına kurulan oturan polis-yargı vesayetine karşı meşru siyasal iktidarın (tabii ki yolsuz siyasetçilerin değil) yanında olmanın nesi tuhaf. Önce askerî vesayetin sonra da polis vesayetinin yanında duranların büyük tutarlılığının yanında biraz tuhaf, kabul.

Velev ki biz yanılmış olalım, şimdi her şey ortada buyurun siz tutarlı olun, verin biraz da biz ölelim demeyin, oley çekmeyi bırakın. Bizimki kullanışlı aptallıksa sizinki, gözü açık bir ahlaksızlık oluyor, bilmem fakında mısınız?

Herkes şunun farkında mı; Diyelim bütün AK Partili vekillerin dosyası, çıkmadıysa kaseti, evlatlarının çıplak fotoları bulundu, servis edildi. Kimse de buna ses etmedi. Hasan Cemal komutasındaki linç orduları bu iktidarı Somali'ye kadar kovaladı. Yeni gelen hükümeti Zekeriya Öz kursa 20. gününde ilk işi bu yeni vesayetle hesaplaşmak olacaktır. Eli mahkûm. Bu durum normal bir demokratik düzende sürdürülebilir değildir çünkü, sürekli çatışma ve gerilim kaynağıdır, bilmem farkında mısınız?

Askerî vesayetin koltuklarına özenenlere, bunu bu kez “hayır”, “Allah rızası ve hatırı” için kullanacaklarını söyleyenlere askerlerin de İskeletor’un yaşasın kötülük diye bağıran adamları olmadığını, onların da laik ve çağdaş “hayırlar” için o silahı siyasetin kafasına dayadıklarını hatırlatalım.

Bir de şunu: Bugün Menderes deyince kimsenin aklına yolsuzluklar gelmiyor, o gün gazetelere düşse seçmenlerinin oylarını etkileyecek Ayhan Aydan’la aşkı ise televizyonda izlenen popüler bir dizi artık.

Kaderin bir cilvesi. "Beraber yürüdük biz bu yollarda" şarkısını meşhur eden Ebru Gündeş’in adının da çokça anıldığı bu kırılmadan sonra artık yeni bir şarkı çalıyor fonda: Yaralı, tepeden tırnağa herkes yaralı...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89