• BIST 108.489
  • Altın 152,547
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 15 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 17 °C
  • Berlin 11 °C

‘Yalnız ve güzel ülke’ notları

Güler Yıldız

Yol bitti…

Bir Zamanlar Anadolu’da adlı filmi izledim geçen akşam… Nuri Bilge Ceylan’ın “ölüm” temalı, sessizlik menşeli filmi, diyebilirim ki Türkiye yapımı filmler arasında psikolojik tavrı ile öne çıkan yetkin filmlerden biri. Kadının haniyse hiç olmadığı ama filmin baştan aşağı kadın ekseninde kurgulandığı bu film bir cinayetin anatomisiydi.

Kasabada üç arkadaşın içkili sohbeti derin bir cinayetle noktalanır. Savcı, doktor, komiser, asker ve sanık, öldürülen adamın gömüldüğü yeri teşhis için yollara düşer. Filmin çatısı yolda oluşur. Ceylan’ın “yalnız ve güzel” ülkesinin insanları bir bir yolda çözülecektir. Film, ölümün hayatla imtihanıdır ve bir cesedi bulmak için yola düşen insanlar aslında hep kendi canlı cesetleriyle karşılaşmaktadır. Komiser bir cenazeye dönmüş evliliğinin tiz ve geceyi bölen sesinden muzdariptir; eşinin kızgın sesiyle hayata zayıf iplikle bağlıdır. Ama o bir komiserdir ve yanında bir sanık, olay yeri çözümüne girişmiştir; güçlü, sert ve polis olduğunu anlaması gerekir.

Savcı cinayetin çözümü için oradadır, cesedin gömüldüğü yer bulunacak, dosya adrese teslim edilecek ve görünürde bir cenazenin daha namazı kılınacaktır. Peki içindeki cenazenin namazı? Evliliğindeki ihanetin bedelini bebeğini doğurduktan sonra aşırı dozda ilaç alarak kendini öldüren karısı ödemiştir ya, savcının olay yeri henüz görülmemiş, cinayet masası temizlenmemiş, cenaze gömülü olduğu sessizlikten çıkarılmamıştır.

Şehirli ve yalnız doktor, sürekli gözlem halindedir. Onun da yalnızlığı hayatı iradi olarak çözdüğünden, bu berbat şark hizmetinin can yakıcılığından değil; eşsizliğinden… Onu bırakıp giden kadınının eksikliğindendir.

Filmin konusu cinayet de alkolün etkisiyle çözülen dilin işlediği bir cinayettir. Öldürülen adam evlidir ve bir oğlu vardır. Alkol bir coşku yaratır ve öldüren öldürdüğüne der ki, “oğlun senden değil, benden!”

Film, öldürülen adamın cesedi bulunduktan sonra başlıyor. Bir üç maymun durumu daha yaşıyor izleyici. Türkiye’nin genel hali… Savcı davanın seyrini değiştiren olayı görmezden geliyor, kapansın istiyor. Çünkü kendi eşinin ölümü ile ilgili de zaten gereğini yapmayıp, kapatmış dosyayı.

Doktor cinayetin diri diri gömme olduğunu raporlamıyor, içinde yeteri kadar utanç ve felaket taşıyan bu olay sürsün istemiyor. Kendisi de diri diri gömülmüştür bu doğu kasabasına… Komiser adamın diğerini öldürme gerekçesi hakkında tutanak tutmuyor, başına yeni işler açılsın istemiyor çünkü.

Tuhaf biçimde olay sadece kadında düğümleniyor. Kadının varlığının, hissiyatının olduğu her olayda ve zeminde kurallar işlemez oluyor; herkes içinde öldürdüğü kadınının bilinmesinden korkuyor ve istemiyor.

Yönetmen, baba ile hep sorunlu. Baba sevgisizliği, ilgisizliği ve belki babanın anneye yaklaşım biçimi, alt benliğinde Ceylan’ı bu sessiz ve yoğun psikoloji ağırlıklı filmlere yönlendiriyor. Film ağır ama zamana ters düşmeyen bir hızla ilerliyor. Gerçek yaşamda da ölçüsü bu değil midir ölümün?

Her şey birden bire olmuyor, küçük vuruşlarla ilerleyen bir akıştan söz ediyoruz. Öldü, bulundu, otopsi yapıldı, defnedildi, geride kalanlar için yeni bir yaşam başladı, sesler yenilendi, sessizlikler çoğaldı diyebilir miyiz? Bu film için de yaşamın gerçekliği için de böyle bir kurgu yok! Soğukkanlı ama acelesi olmayan bir zaman ve trafiğe hiç takılmıyor…

12 Eylül bir Sinan Çetin, Recep İvedik’tir” diyen yazara, Nuri Bilge Ceylan da kendi zamanından yanıt vermiş oluyor böylelikle: Hız nedir ki, hayat bu kadar ağır ve kokulu ilerlerken…

***

Halil Berktay zamanının kendisinden beklediği gibi davranıp, 1 Mayıs 1977’deki silah seslerini solcuların hanesine yazdı. Türkiye solunun bir yığın dergisi, gazetesi var. Hep gecikmeli ve eksik kalıyorlar yürüyüp giden tartışmalara. Hala liseli gençliği örgütleme adına sarılıyorlar kaleme. Hala 1 Mayıs’ta şu kadardık, şu sloganı attık dertlerindeler. Tamam, o da olsun da, bu tartışmalara diyecek bir sözünüz yok mu? Bu küçük küçük ama dağ kadar örgütlerin, grupların kendilerinin tartışıldığı bir yerde söz almak, “bi dakka kardeşim” demek dertleri hasıl olmadı mı daha? Ben merakla bekliyorum… Eğer tabi, köprünün altından çook sular akıp, solculuğu liberallere gerçekten bırakmadıysalar…

Filmde yol bittiğinde anlatılacak hikaye yeni başlıyordu…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89