• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin 9 °C

Ya grevdekiler kendi kararlarıyla grevdeyseler

Erol Katırcıoğlu

Günlerdir Başbakan’ın, ya “idam”la ilgili söylediklerini, ya “açlık grevleriyle” ilgili söylediklerini ya da “Taksim”le “3. Köprü”yle, “3. Havaalanı”yla vs. ile ilgili söylediklerini konuşup duruyoruz. Bunda bir tuhaflık yok mu dersiniz? O ortaya atıyor, biz konuşuyoruz. Biz derken biz köşe yazarlarını değil tüm toplumu kastediyorum tabii ki. Sahiden bu durumda bir tuhaflık yok mu?

Bence tuhaflık yalnızca Başbakan’ın bu konuları ortaya atmasında da değil. Ortaya atılan ve bizim hayatlarımızı etkileyecek olan bu konularda sözün hep yukarıdan gelmesi, hep “Biz düşündük, bu sizin için en iyisidir” diyen bir tavırda olması.

Mesela ben de İstanbul’da yaşayan bir birey olarak Taksim’de birtakım düzenlemelerin iyi olacağı fikrinde olan bir insanım. Şurası şöyle değil de böyle olsa daha iyi olmaz mı, trafik şuradan değil de buradan gitse daha rahat olmaz mı, şurada yer altına doğru inen bir otopark olsaydı ne iyi olurdu gibi çeşitli bakımlardan Taksim’i düşünen biriyim. Peki, şimdi ne oldu?

Başbakan Erdoğan’a göre, şimdi benim gibi Taksim’i yaşayan milyonlarca İstanbullu, “CHP zihniyetinde olan ya da o zihniyete yakın olan” insanlar hâline geliverdik birden. Yani Başbakan bizi bir kefeye koyarak “homojenleştirdi” ve “ötekileştirdi”. Peki, bu bakışta bir tuhaflık yok mu? Demokrasi nasıl bir yönetim tarzıdır ki Başbakan gibi düşünmeyenler birden bire bir sıfat da takılarak ötekileştirilip ayrıştırılabiliyorlar? Ya da bu yaşadığımız sahiden bir demokrasi mi?

Tamam, anlıyorum Başbakan bu memlekete “hizmet” etmek istiyor. Bu isteği belediye başkanı seçildiği günlerden bu yana bilinen bir özelliği. Bu saygı duyulacak “özelliğinden” ötürü Başbakan’ı kutlamak da gerekiyor. Ama hemen söylemeliyim ki bir siyasetçinin “hizmet etme aşkı” ile yönetilen bir ülkenin yönetilme tarzı böyleyse o yönetim tarzına “demokrasi” demek pek mümkün değildir. Demokrasi, “Benim için en iyi olanı benim temsilcilerim (ya da başkanım) bilir” gibi bir anlayışın değil; “Benim hayatımı etkileyen kararlarda benim de dahlimin olması gerekir” diyen bir anlayışın adıdır. O nedenle de, bize sorulmadan, bizim fikrimizi almadan bizim için “en iyi olanın” bize empoze edildiği rejimin adı demokrasi olamaz. Ona bir başka ad vermemiz gerektiği kesin.

Başbakan, “açlık grevleriyle” ilgili dün yaptığı grup toplantısındaki tavrı da benzerdi. Dünkü Taraf’taki yazısında Mithat Sancar bu tavrı “kibir” olarak nitelemiş. Başbakan’ın, açlık grevine yatmış, ölüm sınırına gelmiş insanların hayatlarıyla ilgili konuşurken, onları bir çeşit PKK’nın piyonları olarak nitelemesi bu “kibrin” ve bu “yüksek özgüven”in bir sonucu.

Nasıl Başbakan tıpkı Taksim’de yapılanlarla ilgili kendi düşündüğü gibi düşünmeyenleri bir sıfat altına koyarak “homojenleştirmiş” ve dolayısıyla da “ötekileştirmişse” tıpkı onun gibi açlık grevindeki insanlara da aynı şeyi yapıyor. Peki ya bu insanlar Başbakan’ın düşündüğü gibi PKK’nın yönlendirmesiyle değil de tamamen yaşadıklarına itiraz etmenin bir yolu olarak mahpusluk koşullarında, hatta belki de hayatta yapabilecekleri en büyük eylemi göze alıp bu işe girişmişlerse? Böyle bir olasılık hiç mi mümkün değil? Bu durumda Başbakan, bu insanların ölümünden nasıl bir sonuç çıkaracak dersiniz?

Annem der, “Mağrur olma padişahım senden büyük Allah var” diye.

Özlü sözmüş doğrusu.

Tarihin imbiğinden damlayan...

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89