• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 5 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin 1 °C

Wikileaks, Yüksek Teknoloji ve Geleceğin Görünümü

Ersin Tek

 İçinde yaşadığımız çağı tanımlamak için sürüyle tanım kullanılmaktadır. Bunlardan biri de, belki de en önemlisi ‘‘enformasyon çağı’’ tanımlamasıdır. Yani bilgi ve iletişim çağı. Son günlerde yaşadığımız şeylerin en iyi tanımlayıcısı bu kavram olsa gerek; Meşhur ‘wikileaks belgeleri’nin yarattığı depreme bakınca bu kavramı daha iyi anlıyoruz. Son gelişmeler bu kavramla birebir örtüşüyor. Ve ayrıca bilgiye ulaşmanın eskiye nazaran çok çok kolay olduğunu ve bilgisayar internet teknolojisinin hayatımızda ne kadar iğrenç ve sarsıcı etkilere sahip olabileceğini de çok net görmüş olduk. 

Günümüz insanı, bu bilgi bombardımanı karşısında savunmasız kalmış bir vaziyette ve duyguları, düşünceleri bu bilgi bombardımanı altında ezilmektedir. Paramparça bir ruh hali içerisindeyiz. Bildiğimiz sıradan gerçekler dâhil birçok bilgi yeniden kurgulanıp önümüze sunulmaktadır. Bilgiye ulaşma açısından şanslı olan bizlerin, ancak bilgilerin değerlendirilmesi ve kullanması açısından ne kadar dezavantajlı bir konumda olduğu açıkça görülüyor. Çünkü büyük şeytanların hesabı yanında bizim bu küçük, hesaplarımızın, masum niyetlerimizin hiçbir anlamının olmadığını ve yok olup gittiğimizi gördük. Sürükleniyoruz acımasızca. Her şey toz duman. Yoğun bilgilendirme, yanlış bilgilendirme, yanlış kurgulama, çarpıtma, vs. bunların hepsi bizi yönlendirme, kontrol altında tutma mekanizması olarak kullanılmakta. Psikolojik bir denetim mekanizması. Teknolojide geldiğimiz bu son durum, modern insanın kendi kendine kazdığı bir çukur, bir paradoks, bir yıkım olarak gözler önünde durmakta; kim bilir belki de bir çıkış… 

Bu ‘wikileaks belgeleri’nin üstünde bir sır perdesi yok aslında. Yanlış yerden bakıyoruz sadece. Bu yüzden yanlış bir algı doğuyor. Büyük resmi anlamadan, büyük resmin eksik parçalarını yan yana getirmeden, düşünmeden, konuşuyoruz. Biliyor görünen birilerinin konuşmalarını dinliyoruz habire ve bunların peşlerine takılıp gidiyoruz. Böyle olunca da doğru ile yanlış, iyi ile kötü, suçlu ile suçsuz, ak ile kara, her şey birbirine karışıp gidiyor. Sonra bütün algımız, bütün yaşamımız bir bilgi kirliliği ile dolup taşıyor. 

Gördüğünüz üzere gündemdeki bu son gelişmelerin ardındaki tarihi ve fikri yapıyı bilmeyen kimseler, yine bildik ezberlerini okumaya başladılar ve hemencecik de bu belgelerin üstüne sazan gibi atlamaya başladılar. Daha önceki belge, resim, görüntüler vs. yayınlanırken de böyle yapmışlardı. Bundan sonra olabilecek gelişmelerin net görülebilmesini ve anlaşılmasını da engellemiş oluveriyorlar böyle yaparak. Zaten amaçları da bu; yani insanlara ışık tutmak değil, varolanı da karartıp, gerçekliği maniple etmek, bir şeylerin önüne geçmek, yok etmek… 

Yüksek zannettikleri bir teknoloji ile insanlığı tehdit edip duruyorlar. İnsanları sürüleştirme, tek seçeneğe mahkûm etmenin çabası içindeler. Biz her şeyi biliriz, biz her şeyi değiştiririz, her şey istediğimiz şekilde yürür, biz en güçlüyüz, mesajını vermeye çalışıyorlar. Kaos ortamı yaratmanın peşindeler. Tarihte de planları, ajanları, fitneleri eksik olmadı bunların, şimdi de olmayacak… Onlar için bir varolma-yokolma mücadelesi bu; oysa kaderin üstündeki bir kaderin hikmeti... 

Bu yüksek teknolojinin sahipleri ve de bunların hizmetinde çalışan bu uşakların insanlığın geleceğini düşünmek gibi bir dertleri ve sorumlulukları yok. Kendilerince plan yapıyorlar, tezgâhlar kuruyorlar, oyun oynuyorlar, ama sadece kendilerini aldatıyorlar, çünkü düşünmüyorlar, görmüyorlar, duymuyorlar, bilmiyorlar… Onlar bu kirli oyun içerisinde, ahlaksızca manevralarla kendi rantlarını korumanın hesapları içerisindeler sadece. Tutunamayanlar savrulur, ezilir, yok olup gider bu oyunda çünkü… 

Doğru düşünenler için, bu belgelerin ardındaki güçler ve amaçları o kadar da sır değil aslında. Bugüne kadar yaşanılanlar üzerine iyi düşünülüp ders çıkarılırsa, bu güçlerin kim ve amaçlarının ne olduğu açıkça görülüp anlaşılabiliyor. Bütün mesele parmağa değil, parmağın gösterdiği yöne bakmak! Ve artık parmağını gözünüze sokup, görmenizi engelleyenlere izin vermeyin!..

 Bu yüksek teknolojinin alternatifleri var mı ya da olmalı mı? 

Ziyaüddin Serdar bir makalesinde bu sorunun cevabını çok güzel veriyor: ‘‘Teknoloji konusunda kaçınılmaz bir şey var. Teknoloji sürekli gelişmeli, içinden çıkılamayan mantığını takip ederek yolculuğuna devam etmeli ve çok daha iyi tüketim malları üretmeli. Belirli teknolojik kalkınma çeşitleri tarafından üretilen sosyal ve çevresel problemler; teknolojinin daha ileri düzeyde uygulanması ile kolaylıkla çözülebilir. Teknolojik ilerleme, sonunda çok sayıda insan için birçok ürün üretir. Hepimizin hayatını daha kolay ve daha zengin yapar ve genellikle dünyayı, daha bir yaşanmaya değer yapar. Bu geleneksel ‘sağduyunun’ teknoloji görüşüdür. Batı toplumunda oldukça tutulan ve birçok Üçüncü Dünya politikacıları, bilim adamları ve entelektüellerince düşünmeden onaylanan bir görüş. Birçok inançta olduğu gibi bu bakış açısında da doğruluk payı var. Teknoloji, kendi ivmesine sahip görünüyor ve kuşkusuz toplumu peşinden sürüklüyor. Ancak nereye? Toplum gerçekten oraya gitmek istiyor mu? Teknoloji, gerçekten yaşamımızı daha zengin yapıyor mu? Bütün sosyal, ekonomik, kültürel ve çevresel problemler, teknoloji tarafından çözülebilir mi? Bu sorgulayıcı perspektiften bakılırsa, sağduyu doktrinlerinin çoğu gibi sağduyu teknoloji görüşü de önyargılar ve peşin hükümlerin bir toplamından başka bir şey olmaz; geleneksel teknolojinin durmak bilmeyen ilerlemesinden kâr sağlamak için var olanların, alternatifler araştıracak düşünce gücü olmayanların ve modern teknolojiyi siyasi ve sosyal kontrolün bir aracı olarak kabul edenlerin görüşlerini temsil eder. Dünyadaki ezilmişlerin büyük bir çoğunluğunun bu görüşü benimsemeleri, gülünç olduğu ölçüde trajiktir de.’’ 

Kurtuluş, kurulu düzenlere karşı uygunsuz ve rahatsız edici sorular sormakla başlıyor. Bu sorgulayıcı perspektifi iyi ve doğru anlayın. Alternatifleri bulacak kişiler cesur ve bu yalancı düzenlerin önünde sorumluluk bilinciyle dik durmayı başaranlar olacaktır ancak. Bu kişiler ezilmişlerin sinesinde… 

Sözün özü, karanlık zihin sahipleri dünyayı daha hızlı bir şekilde kanlı bir sürece taşımanın telaşı içerisindeler. Tarihte de böyle idi. Bunların ataları da böyle yapmaya kalkıştı. Ama başarılı olamadılar. Onlardan büyük bir Allah vardı çünkü. Allah var… 

‘‘Allah… O’ndan başka ilah yoktur. Diridir, kâimdir. … İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O’nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. … Onların korunması O’na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür.’’(Bakara Sûresi/255) 

Bugün insanlık, kendi geleceği hakkında bütün zamanlarınkinden daha fazla bir belirsizlikle karşı karşıyadır. İnsanlık toplu yok olma ile karşı karşıyadır. Bu, alışılmış bir ihtimalden çok farklı ve bir çöküş evresidir. Bu gerçeği, 6 Ağustos 1945’te Hiroşima’da, 16 Mart 1988’de Halepçe’de gözlerimizi açtığımız sabah daha iyi anlamıştık. Hatırlayın! Unutmayın o günleri! Bu çöküşün içinde yaralı bilincimiz daha da ağırlaşıyor. Onarılamaz yaralar büyüyor. Zaman geçiyor. Geri dönüşsüz bir yoldayız. Dur demeliyiz kendimize ve herkese! Dosdoğru düşünmenin yerini ve vaktini kaybetmek üzereyiz. Kıyametimiz yakın… 

Bütün bu yaşanılanlar, yaşatılanlar imtihanın bir yüzü, bir seçim eşiği… Ya bu güçlü görünen zavallıların tarafına sığınıp, zulmün, şirkin, haksızlığın, sömürünün, zalimlerin, şeytanların yoldaşı olup, karanlığa gömüleceğiz; ya da mazlumların, ezilenlerin, hakikatin, imtihanın zorluklarla dolu tarafında durup en güçlü olan, diri olan Allah ile yeniden dirileceğiz. Bütün mesele bu, gerisi hep hikâye… 

‘‘Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah katında onlara hazırlanmış düzen(kötü bir karşılık) vardır. Allah’ı, sakın elçilerine verdiği sözden dönen sanma. Gerçekten Allah azizdir, intikam sahibidir.’’(İbrahim Sûresi/46-47)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89