• BIST 97.726
  • Altın 145,622
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 13 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 21 °C

Vuvuzelalar sustu, hüzün geldi!

Hasan Cemal

JOHANNESBURG

Vuvuzela seslerini özleyeceğim hiç aklıma gelmezdi diye başlamak istiyorum bugünkü yazıma.

Biz ona İnci Hanım diyoruz.

Yaşını pek öyle belli etmeyen zayıf, kısa boylu, siyah bir kadın, adı da Pearl.

Türkiye’den gazeteci milletinin kaldığı bahçe içindeki tek katlı eve her sabah sessizce süzülüp, varlığını neredeyse hiç belli etmeden bütün gün temizlik ve ütü yapıyor.

Yüzü genellikle asık.

Hiç konuşmuyor.

Kocası ölmüş bu yakınlarda.

Bundan sonra ne yapacağını, yeniden evlenip evlenmeyeceğine karar vermek için mahallenin büyücüsüne gidecekmiş...

Büyücülük çok yaygın buralarda. Yol üstünde elime tutuşturulan bir broşüre bakıyorum. Prof. Sharif’le Mama Fatima’nın ilginç çağrıları var:

“Düşmanlarınızı aynada görmek mi istiyorsunuz? Seks sorunlarınız mı var? Atalarınızla konuşmayı mı arzuluyorsunuz? Çabuk zengin olmaya mı niyetlisiniz? Bize gelin!”

Dünya Kupası boyunca bizi bir stadyumdan diğerine gazlayan şoförümüz Isaac’ın de yüzü asık birkaç gündür.

Dedi ki:

“Vuvuzelalar sustu, hüzün geldi!”

Ve bizi kastederek, “Patronlarım gidiyor, yine işsiz kalacağım” diye ekledi, hep kederli bakan gözlerini benden kaçırarak...

Söyle Isaac!

N’apabilirim ki kardeşim?

İki satır yazmaktan başka?..

On beş yirmi gün içinde insanlarıyla birlikte çok sevdiğim bu gerçekten güzel ülkede, Güney Afrika’da işsizliğin, yoksulluğun, eşitsizliğin, adaletsizliğin ne kadar derine gittiği her adımda görülüyor.

Varsıllıkla yoksulluğu birbirinden ayıran yüksek duvarlar, elektrikli ve dikenli teller ve de kapılarda asılı güvenlik duyuruları, köpek var, silah var uyarıları hep gözler önünde...

Bir de o duvarlar henüz yıkılmış değil insanların kafalarında. Irkçılık illeti zihinlerdeki yerini koruyor.

1990’larda sona eren Apartheid rejiminin yerini demokrasi, hukuk devleti, eşitlik ve özgürlükler düzeni almış durumda, işliyor da.

Ama ne var ki, siyahlarla beyazlar arasındaki kopukluk, hem kafalarda hem gündelik hayatta devam ediyor.

Bu ‘duvarlar’ın yıkılması elbette zaman alacak. Bunun için sabır gerekiyor, eğitim ve refah düzeyinin yükselmesi gerekiyor.

Bir de özellikle siyahların toplum içindeki yerinin desteklenmesi şart. Destekleniyor da siyahlar, belki bazen ‘aşırı’ya da kaçarak...

Bir çok alanda siyahlara karşı pozitif ayrımcılık söz konusu. Örneğin iş hayatında, eğitimde, üniversite ve akademik hayata girişte siyahların bazı ayrıcalıkları var.

Amerika’yı anımsıyorum.

İç Savaş’tan ve siyahların kölelik zincirini kırmasından sonra geçen bir yüzyılda bile Amerika’da kafaların içindeki o duvarlar tam yıkılamamıştı.

Kafaların ve toplumların iyiye, güzele doğru değişmesi zaman alıyor.

Elbette kolay değil Güney Afrika’nın işi.

Devlet, değişik kabilelerin 11 yerel dilini resmi dil olarak kabul etmiş. Her alanda ağır basan, devlet yazışmalarında daha çok kullanılan dört dil var:

Zuluca, Xozaca, İngilizce, Afrikaans’ca...

49 milyonluk nüfusun içinde en kalabalık olan kabile on küsur milyonla Zuzulular. Bugünkü Cumhurbaşkanı Zuma, bir Zulu. Ülkenin babası sayılan Nelson Mandela ise Koza diye telaffuz edilen Xoza kabilesinden...

1994 yılı Şubat ayında ilk kez Güney Afrika’ya, Cape Town’a gelmiştim.

Nobel Barış Ödülü’nü birlikte alan Mandela’yla de Klerk’ın elele vererek ırkçı rejimi tarihin çöp tenekesine attıkları heyecanlı bir dönem yaşanıyordu.

Hayatının 27 yılını ‘vatan hainliği’ suçlamasıyla beyaz ırkçı rejimin zindanlarında geçirmiş olan Mandela, beyaz adama ‘dostluk ve barış eli’ni uzatabilmişti.

Bu iki lideri, geçmişin tutsağı olmaktan kendilerini kurtarabilen Mandela’yla de Klerk’ı 1994’ün şubat ayında tanımak, ellerini sıkıp ayaküstü de olsa sohbet etmek mutluluğunu tatmıştım.

O tarihlerde herkes onlar gibi değildi. Siyah ve beyaz uçlarda saf tutanlar vardı. Eski duvarları devam ettirmekten, siyahlarla beyazların ayrı ayrı yapılar içinde varlıklarını sürdürmesinden, yani ‘ayrılıkçılık’tan yanaydılar.

Onlar bugün de var Güney Afrika’da...

Ancak Mandela’yla, Klerk ayrılığı reddettiler Güney Afrika’da, aynı çatı altında, demokrasi ve barış içinde yaşama yolunu seçtiler.

1994’de söylediklerinin özeti şöyleydi:

“Üniter devletten yanayız. Ama bölgelerin varlığını kabul ediyoruz. Hepsinin seçimle gelecek yerel meclisleri olacak. Ayrıca tüm farklı gruplar kendi kültürel kimliklerini koruyup geliştirebilecekler.”(*)

Güney Afrika 16 yıldır bu düzeni koruyor. Demokrasi ve barışı böyle bir devlet çatısı altında geliştirmeye çalışıyor.

Güçlükleri, sorunları elbette var.

Ama bu büyük ve güzel ülke, demokratik düzeni ve son derece dinamik, dışa açık ekonomisiyle doğru yolu bulmuş durumda...

Vuvuzelayı özleyeceğim aklıma gelmezdi.

Vuvuzela seslerinin ne yazık ki sustuğu Güney Afrika yazıları birkaç gün daha devam edecek.

_______________________________

* Hasan Cemal’in 15-20 Şubat 1994 tarihleri arasında Cape Town’dan yazdığı ve Sabah’ta çıkan Güney Afrika yazılarından...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89