• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır 1 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin -1 °C

Videodaki hakikat

Yasemin Çongar

Komutan bir video izliyordu. Havadan çekilmiş anlık arazi görüntüleriydi bunlar. Dikkatle bakınca, kalabalık bir grubun hareket halinde olduğu seçiliyordu. Komutana aktarılan bilgi, gruptakilerin örgüt mensubu oldukları yönündeydi. Bilgiyi veren İstihbarat Örgütü’nden bir yetkiliydi ama komutan, istihbaratın kaynağını da ayrıca sorma ihtiyacı hissetti. Kaynak, istihbaratçıların bölgedeki muhbirlerinden birinin telefonda anlattıklarıydı. İstihbarat yetkilisi, muhbirin “güvenilir” olduğunu söylüyor, muhbir de bölgedekilerin örgüt mensubu olduğunu kesin ifadelerle doğruluyordu. Komutan kararını verdi; jetlerin iki ayrı hedefi bombalamasını emretti.

İki dakika sonra operasyon tamamlanmıştı. Havadan alınan videoda bu kez bir ateş topu ve yerden mantar şeklinde yükselen bir duman bulutu vardı. İki hedef de tam isabetle vurulmuştu. Bombardımandan sadece birkaç insanın sağ kurtulduğu görüntülerden anlaşılıyordu.

Saldırıda ölenlerin büyük bölümünün sivil köylüler olduğunun netleşmesi ise birkaç saat sürdü.

Bidonlarıyla mazot almaya gelmişlerdi

Bu anlattıklarım, 4 Eylül 2009’da yaşandı. “Komutan” dediğim kişi, Georg Klein, Federal Alman Silahlı Kuvvetleri Bundeswehr’de görevli bir Oberst yani albaydı. İncelediği görüntüler, Afganistan’ın kuzeyindeki Kunduz Vilayeti’nin kırsalını gösteriyordu. Görüntülerde NATO’ya ait iki yakıt tankeri ve yüz elli kadar insan vardı. Alman istihbaratçılarının işbirliği yaptığı Afgan muhbir, Taliban tarafından kaçırılan yakıt tankerlerinin saldırı amacıyla kullanılacağını, tankerlerin çevresindekilerin Taliban mensubu savaşçılar olduğunu bildirmiş, ısrarlı sorular üzerine bu bilgileri teyit etmişti.

Bölgedeki uluslararası güce komuta eden Albay Klein, bombardıman emrini tek başına verdi. Uluslararası güç bünyesindeki ABD Hava Kuvvetleri’ne ait iki F-15E saldırı jeti de 250’şer kiloluk iki GBU-38 bombası atarak emri ifa etti. Bombalar iki yakıt tankerini vurdu ve sonradan kesinleşen rakamlara göre, 142 insanın canını aldı. O 142 kişiden en az 100’ünün silahsız olduğu ortaya çıktı. Tankerlerden mazot alıp, karaborsada satmak için boş bidonlarıyla araziye gelmiş yoksul Afgan köylüleriydi onlar.

Gizlenen görüntü istifalara yol açtı

Alman hükümeti olayla ilgili ilk açıklamasında ölenler arasında “sivil” bulunmadığını, hedef alınanların tümüyle Taliban mensubu olduğunu bildirdi. Dönemin Savunma Bakanı Franz Josef Jung, sivil kayıplarla ilgili haberleri yalanladı; saldırıdan dört gün sonra Alman Parlamentosu’na bilgi verirken, Albay Klein’ın “gereken kontrolleri yapıp, elindeki istihbarattan emin olduktan sonra, kesinlikle gerekli gördüğü için bombardımanı emrettiğini” söyledi. Dahası, “Bombardımanda sadece Taliban teröristleri ölmüştür” dedi.

Kısa süre sonra, Bild gazetesi olayla ilgili askerî raporlara ulaştı ve bunları yayımladı. Gerçek oldukları çok geçmeden teyit edilen bu raporlara göre, Jung sivil ölümlerini inkâr ettiği sırada, saldırıda köylülerin de hedef alındığını bizzat biliyordu.

Esasen, bombardıman günü çekilen videoda da sivil ölümleri belgelenmişti; ayrıca, Bundeswehr’in hazırladığı kapsamlı bir raporda, tek bir muhbire ve havadan alınan görüntülere dayalı olarak bombardıman emri verilmesi kıyasıya eleştiriliyordu. Aynı raporda, “On sekiz yaşının altındaki iki gencin cesedi bulundu” ve “10 ile 20 yaşları arasında altı yaralı Kunduz’da tedaviye alındı” gibi somut ifadelerle, sivillerin bombardımanda kayıp verdiği ortaya konmuştu. İlaveten, NATO da özel bir rapor hazırlamış ve saldırının “net olmayan görüntülerle güvenilmemesi gereken bir muhbire, velhasıl zayıf istihbarata dayandırıldığı” sonucuna varmıştı.

Savunma Bakanı Jung ve Genelkurmay Başkanı Wolfgang Schneiderhan ise bu bilgilerin hiçbirini kamuoyuyla paylaşmadılar. Jung, sivil ölümlerini kabul ettiğinde bile, bunun Bundeswehr’in ihmali değil, Taliban’ın tuzağı olduğunu savundu.

Amerikalıların “hatanın” üzerinde durması, bölgedeki ABD’li General Stanley McChrystal’ın bombardıman yerini ziyaret etmesi ve Afganistan televizyonuna çıkarak, üzüntülerini bildirip “tam bir soruşturma” sözü vermesi, ilk aşamada Washington’la Berlin arasında gerilim yarattı. Ancak Bild ’in gizli videonun üzerine gitmesi ve “Bombardıman emrinin verilmesine neden olan görüntüleri ve sonrasındaki kayıtları açıklayın” çağrısı yapmasıyla Almanya’daki hava değişti.

Jung, Savunma Bakanlığı’ndan Çalışma Bakanlığı’na transfer oldu. Yeni Savunma Bakanı Karl-Theodor zu Guttenberg, Kunduz saldırısının peşini bırakmadı ve iki buçuk ay sonra, 26 Kasım 2009’da, Genelkurmay Başkanı Wolfgang Schneiderhahn ile Savunma Bakanlığı Müsteşarı Peter Weichert’in, “bombardımana ilişkin önemli bilgileri Jung’a aktarmadıkları, videonun ortaya koyduğu zaafı halktan gizledikleri” için görevi bıraktıklarını açıkladı. Kendi sorumluluğunun muhalefet partilerince hatırlatılması ve medyadaki tepkiler üzerine Jung da, ertesi gün hükümetten istifa etti.

Tuncer Köseoğlu’nun haberinden sonra

Kunduz’daki hakikatin ortaya çıkması ve Alman yetkililerin hesap vermeye zorlanması, saldırının öncesinde ve sonrasında yapılan video kaydının basına yansımasıyla mümkün olmuştu. Bizse, 28 Aralık 2011’de, Uludere’de, devletin jetlerinin attığı bombalarla 34 köylünün can vermesiyle ilgili hakikatin ortaya çıkmasını ve hesabın sorulmasını kolaylaştıracak olan videonun varlığını zaten biliyoruz. Malum Başbakan Erdoğan, Uludere’deki sivil ölümleriyle ilgili ilk açıklamasında, “Yaklaşık dört saatlik görüntü elimizde mevcut ve inceleniyor” demişti. Başbakan’ın bunu söylemesinin üzerinden on iki gün geçti.

Haftasonunda bölgeye gidip, TSK bombardımanından sağ kurtulan üç Uludere köylüsüyle konuşan Taraf ekibinden Tuncer Köseoğlu’nun haberini dünkü manşetimizde okudunuz. Tuncer, o köylülerin 28 aralık akşamı saat 16:30’da kaçağa gitmek üzere yola koyulmalarından yarım saat sonra bir Heron’un sesini duyduklarını anlatıyor. Köylüler işittikleri ses konusunda yanılmadılarsa, 38 kişinin saat 17:00’den itibaren, yani köylerinden ayrılıp, 60 katırla sınıra doğru ilerlemeye başladıkları bir sırada çekilmiş görüntüleri hükümetin elinde demektir. Zira aynı köylüler, sınır ötesinde kaçak mal yüklemesi yapıp dönüşe geçtiklerinde, yani takriben iki buçuk-üç saat sonra, Heron sesini tekrar işittiklerini söylüyorlar. Zaten bir saat sonra da, insan parçalarının katır parçalarına karıştığı o katliam, yine Heron’ların belirlediği görüntüler esas alınarak gerçekleşiyor.

Tek sorum var: Sayın Başbakan, o dört saatlik videoda neler gördüğünüzü halka ne zaman açıklayacaksınız?

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89