• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 1 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin -7 °C

Vicdanımız reddediyor

Vahap Coşkun

Ordu; Türkiye’de öteden beri en fazla korumaya mazhar olan, üzerinde en çok titrenilen kurumdu. Son 30 yıldaki çatışma hâli de, ordunun etrafına örülmüş koruma duvarlarının daha yükselmesini sağladı. Ortada bir çatışma vardı; ordu sahada mücadele eden taraftı; ölüyor, yaralanıyordu. Bu durum, ordunun sistem içindeki ağırlığını arttırıyor, yapıp ettiklerini ve ordunun içinde olanları sorgulama dışı bırakıyordu.

2007’de bir kırılma yaşandı. Ordunun darbe hastalığı nüksetti, hükümete bir muhtıra verdi. Ama bu muhtıraya hem siyaset, hem de toplum karşı koyunca ordunun konumu sarsıldı. Akabinde başlayan darbe davaları, orduyu dokunulabilir kıldı. Fakat bu dokunma, hep sınırlı bir alanda gerçekleşti.

Türkiye, bugünlerde yeni bir anayasa yapmaya hazırlanıyor. Toplumsal sözleşmenin yenilenmesi her kurumun yeniden yapılanmasını gerektirir. Bundan ordu da payını almalı ve şimdilerde sadece siyaset üzerindeki vesayet ile sınırlı tutulan ordu tartışması derinleştirilmeli. Ordunun topluma bakışı, kendi mensuplarına yönelik faaliyetleri, okulları, ders müfredatları, ekonomik ilişkileri, harcamaları, vb. konular gözden geçirilmeli. Ve her şeyden önce de ordunun, zorunlu bir şekilde askere aldığı kişilere yönelik davranışlarının üzerinde durulmalı.

Mazlum Aksu

Mesela, askerlerin intiharları ayrıntılı bir incelemeye tabi tutulmalı. MSB’nin verilerine göre, son on yılda çatışmalarda ölen asker sayısı 818 iken intihar eden asker sayısı 934. Yani intihar ederek öldüğü belirtilenlerin sayısı, çatışmada ölenlerin sayısından daha fazla.

MSB, “intihar rakamları diğer orduların rakamlarından farklı değil” diyerek durumun olağan karşılanması gerektiğini ima ediyor ama sayının yüksekliği ortada normal bir durumun olmadığını gösteriyor. Resmî intihar açıklamaları evlatlarını kaybeden aileleri tatmin etmiyor ve her intihar arkasında birçok şüphe bırakıyor.

Son intihar haberi Elazığ’dan geldi. Kocaeli’nde ikamet eden Kürt bir ailenin çocuğu olan Mazlum Aksu’nun Elazığ’da görevli olduğu karakolda intihar ettiği açıklandı. Ancak ailesi bu açıklamaya şüpheyle yaklaşıyor. Kardeşi Mecnun Aksu; Mazlum’un daha bir ay önce izinden döndüğünü, terhisine bir ay kaldığını ve onu hayatından vazgeçirecek denli ağır bir probleminin bulunmadığını belirtiyor. İntihar açıklamasını inandırıcı bulmuyor ve “Kardeşim intihar süsü verilerek öldürülmüş, katledilmiştir” diyor.

Olayın aydınlatılması için otopsi raporunun sonucunu beklenecek. Ancak bu vesileyle iki sorunun üzerinde düşünmeye değer: Bir; neden sivil hayatlarında bu tür yönelimi olmayan kişiler askerlikte intihara başvuruyor? Askerlik pratiklerinin bunda payı nedir? Ve iki, neden intihar edenlerin büyük bir kısmı “makbul” addedilmeyen vatandaşlardan oluşuyor? Bu sadece bir tesadüf müdür?

Ali Fikri Işık

Vicdani ret hakkı da gündem taşınmalı. Türkiye’de vicdani ret hakkını tanımıyor; dolayısıyla dinî/felsefi nedenlerle askerlik yapmayacağını açıklayan kişiler sürekli olarak cezalandırılıyor ve bir nevi “sivil ölüm”e mahkûm ediliyor.

Bu hukuksuzluğun mağdurlarından biri de Taraf yazarı Ali Fikri Işık. Dört yılını Diyarbakır 5 No’lu Cehennemi’nde geçiren Işık, 1984’te cezaevinden çıkınca birliğinden firar etmiş. 1990’da tekrar yakalanıp üç yıl cezaevinde yattıktan sonra bir kez daha birliğine gönderilmiş. Fakat Tekirdağ’da hiçbir askerî birlik onu kabul etmeyince o da evine dönmüş.

56 yaşında olan Işık, 2012’de askerlik yapmayı reddettiği gerekçesiyle tutuklanmış ve dört buçuk ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilmişti. Vicdani reddini açıklayan Işık, 27 şubatta görülen davada bir yıl 10 gün ceza aldı. Aynı gün askerler, onu zorla birliğine götürmek istediler. Işık bunu reddedince tutuklanıp Edirne Askerî Cezaevi’ne konuldu.

Kendisine karşı bilinçli ve hukuksuz uygulamaların yürütüldüğünü söyleyen Işık, bunları protesto amacıyla 27 şubattan itibaren açlık grevinde. Diğer vicdani retçilere yapıldığı gibi Işık da, tek bir eyleminden dolayı defalarca yargılanıyor ve cezalandırılıyor. Ona reva görülen muamelenin AİHM’den döneceği açık. Ama öncesinde vicdanımız bunu kabul etmiyor; bir an önce Işık’ın özgürlüğün iadesini talep ediyoruz.

Parlamento, bu hukuksuzluğa bir son vermeli; kimsenin dinî ve felsefi inanç ve tercihlerine aykırı askerlik hizmetini yapmaya zorlanamamasını garanti altına almalı ve vicdani reddi bütün vatandaşlar için bir hak olarak düzenlemeli. Vicdanların kanması ancak böyle durur.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89