• BIST 90.383
  • Altın 145,141
  • Dolar 3,6152
  • Euro 3,9060
  • İstanbul 12 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 13 °C

Ve Erdoğan konuştu

Kadri Gürsel

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dün 7 Şubat’ta patlak veren devlet kriziyle ilgili görüşlerini ilk kez açıkladı. “AK Parti İstanbul İl Gençlik Kolları 3’üncü Olağan Kongresi”nin katılımcılarına hitaben telekonferans yöntemiyle yaptığı konuşma, bir bu açıdan önem taşıyor; bir de kendisi sağlık durumu nedeniyle susarken, parti yöneticilerinin serdettiği görüşlerin en üst seviyeden, genel hatlarıyla teyit edilmiş olması bakımından...

Bu krizde AKP medyası, öncelikle MİT’e yönelik hareketin doğrudan Başbakan’a ve sivil iradeye yapılmış yetki aşan bir müdahale ve hukuksuzluk olduğunu vurguladı... Kodlanmış ve şifrelenmiş bir çatışma dili kullanılarak açıktan değil ama örtülü biçimde Gülen Cemaati’ne işaret edildi.

AKP’nin bazı güçlü isimleri manidar biçimde sustu ama konuşanlar, bu köşede, başka köşelerde ve bazı televizyonlarda hadisenin Gülen Cemaati ile AKP arasında baş göstermiş bir iktidar kavgası olduğu yolunda, ad verilerek teşhis konulmasına tepki gösterdiler ve bu açık saptamanın kategorik biçimde reddi yoluna gittiler. Böylece, Cemaat ile Parti arasındaki reel ortaklık hukuku bütün bu olan bitene rağmen üçüncü taraflara karşı korunmak istendi.

Şimdi Başbakan’ın söylediklerine göz atalım...

Başbakan Erdoğan, “kendilerini yoldan saptırmaya yönelik her türlü girişimin Türkiye’nin rotasına müdahale anlamına geldiğini” söylüyor ve şöyle devam ediyor:

“Demokraside yasamanın yürütmenin, yargının yetkileri ve sınırları bellidir. Sınırları aşan her türlü girişim yetki gaspıdır. Millet iradesinin çiğnenmesidir. Gücünü milletten almayan, milletle aynı yöne aynı istikamete bakmayan her girişim millet nezdinde anayasa ve yasalar nezdinde gayri meşrudur. Biz bu ülkede gayri meşruluğa izin vermeyiz. Hiçbir zaman seçilmişleri atanmışlara kul etmeyiz”.

Son cümle ilginç; Başbakan’ın müdahaleyi doğrudan kendisine yapılmış addettiğinin karinesi... Suçladığı polisler ve özel yetkili savcılar “atanmış” da Hakan Fidan MİT’in başına demokratik seçimle mi gelmiş?

Burada “kul edilmeyecek olan seçilmiş” kendisinden başkası değil...

Ha bu arada, bu “kulu olunmayacak atanmışlar” 12 Eylül 2010 referandumu neticesinde iktidarın siyasi meşrebi istikametinde yeniden dizayn edilen yargı düzeni dairesinde değil de tasfiye edilen “jüristokrasi” sayesinde mi MİT’i sigaya çekip kendisini güçten düşürmeye müsait bir konuma yükselmişler? Onları oraya atayanlar da, orada tutanlar da Başbakan’ın siyasi iradesini temsil ediyorlar.

Nihayet Başbakan Erdoğan, MİT’e ve dolayısıyla kendi siyasi iradesine yönelik müdahaleyi “gayri meşru” ilan ediyor ve benzerlerine izin vermeyecekleri uyarısında bulunuyor.

Savcı Sarıkaya’nın görevden alınması ve hakkında soruşturma başlatılması ile İstanbul’da hadiseyle ilişkili polis şefleri ve görevlilerinin başka pozisyonlara kaydırılmaları bu tutumun kanıtıdır.

Çatışan tarafların teşhis edilmesi hususunda Başbakan Erdoğan’ın öncelikle sakınmak istediği, yönetmek durumunda olduğu kurumların itibarı ve haklarındaki meşruiyet algısı... Bu maksatla, bir çatışma olduğu hususunu külliyen reddediyor:

“Bu ülkenin tüm kurumları tarihte hiç görülmedik ölçüde uyum ve motivasyon içinde görevlerini yapıyorlar. Yargı, emniyet, asker, istihbarat tam bir koordinasyon içinde... Millet adına ve millet için özveri ile vazifelerini yerine getiriyorlar. (...) Ne devletin kurumları arasında ne de bu milletin evlatları arasında bir çatışma, bir husumet, bir anlaşmazlık yoktur ve olamaz.”

“Çatışma kurumlar arasında değilse Cemaat ve AKP arasında mı?” sorusu akıllara gelmesin diye de tedbirini almış Başbakan. “Milletin evlatları” derken bu ikisini kastediyor.

Başbakan Erdoğan’ın sözleri kendi bağlamında daha iyi anlaşılsın diye, iki önemli ve ilginç okuma parçasını hararetle tavsiye ediyorum.

AKP’ye çok yakın düşünce kuruluşu SETA’nın Siyaset Direktörü Hatem Ete’nin 18 Şubat tarihli Sabah’ta yayımlanan “Vesayet, siyaset, cemaat” başlıklı son yazısı.

İkinci çok ilginç yazı da Sabah’ta aynı gün aynı sayfada, yine bir SETA mensubunun, kuruluşun başkanı Taha Özhan’ın imzasını taşıyor. Başlığı, “27 Nisan’dan 7 Şubat’a siyasete müdahale”...

Keşke yerim olsaydı da birkaç paragrafını aktarabilseydim.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89