• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır -1 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin -8 °C

Vatana ihanet mi savaş suçu mu?

Yusuf Karataş

Dışişleri Bakanlığında yapılan Suriye’ye müdahale toplantısının ses kayıtlarıyla AKP sadece dış siyaseti değil, iç siyaseti de ‘özel harp’ yöntemleriyle dizayn etmek isterken suç üstünde yakalanmıştır. Youtube’un kapatılması ve RTÜK’ün yayın yasağı, bu suçüstünün tedirginliğidir. Bu ses kayıtları, AKP’nin bugüne kadar inkar ettiği Suriye’deki bütün savaş suçlarını tartışma götürmez bir biçimde kanıtlıyor. Öte yandan tartışılan savaş senaryoları, AKP’nin kendini kurtarmak için ülkeyi felakete sürüklemekten bile çekinmediğini gözler önüne seriyor.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, MİT Müsteşarı Fidan, Genelkurmay İkinci Başkanı Güler ile Dışişleri Müsteşarı Sinirlioğlu arasında geçen ve Dışişleri Bakanlığının da doğruluğunu kabul ettiği ses kayıtlarının ortaya çıkardığı gerçekler ve konu üzerinde sürdürülen tartışmalar birkaç noktadan değerlendirilebilir.

Birinci olarak; bu konuşmalarda Davutoğlu, Başbakanın Süleyman Şah’a saldırının bu konjonktürde bir imkan olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylediğini aktarıyor. Yani AKP’yi içine düştüğü rüşvet ve yolsuzluk batağından kurtarmak için IŞİD’in Süleyman Şah Türbesi’ne saldırma olasılığı fırsata çevrilerek Suriye’ye girilmesi hesapları yapılıyor. MİT Müsteşarı, gerekçe yaratmak için Suriye’ye adam gönderip Türkiye’ye füze attırabileceğini ve gerekirse Süleyman Şah Türbesi’ne kendilerinin saldırı düzenleyebileceklerini söylüyor. Amaçlanan açıktır: Türbeye saldırı üzerinden milliyetçi duyguları kışkırtma ve Suriye’ye müdahale üzerinden kahramanlık hikayesi oluşturarak AKP’nin etrafında “milli birliği” yeniden kurmadır. Bu konuşmalar sınırda düşürülen Suriye uçağının neden düşürüldüğü sorusunun da cevabını vermektedir.

Ses kayıtlarının ortaya çıkmasından sonra Başbakan Erdoğan ve AKP yöneticileri meydanlarda “vatana ihanet”, “alçaklık” diye bas bas bağırıyorlar. Yolsuzluklarla ilgili ses kayıtlarını yayınlayan ve Cemaatle yakınlığı bilinen siteler de bu kayıtlar konusunda AKP ile aynı telden çalmakta; bunu yayınlamanın vatana ihanet olduğunu söylemektedir. CHP, MHP gibi muhalefet partileri de konuşmaların içeriğinden çok bu konuşmaların nasıl sızdırılabildiğini, devlette oluşan zafiyeti eleştiri konusu yapmaktadır. Yani aslında iktidarı ve muhalefeti, bu “sır”ların açığa çıkmaması gerektiği konusunda aynı hizada durmakta, aynı devlet geleneğini temsil etmektedir. Kimse çıkıp “Bu ses kayıtlarını yayınlamak vatana ihanetse kendinizi kurtarmak için ülkeyi savaşa, binlerce genci ölüme sürüklemek nedir?” diye soramamaktadır.

Bu ses kayıtlarının ortaya çıkardığı ikinci gerçek, MİT’in bir istihbarat örgütünden çok “özel harp” yöntemlerini kullanan operasyonel bir güç haline getirilmiş olmasıdır. Konuşmalardan MİT’in Suriye’ye 2 bin TIR silah ve mühimmat taşıdığını öğreniyoruz. Bu konuşmalarla Adana ve Hatay’da durdurulan MİT TIR’larının ne taşıdığı sorusunun cevabı da verilmiş olmaktadır. MİT’in müdahale gerekçesi yaratmak için Türkiye’ye füze attırabileceği ya da Süleyman Şah’a kendilerinin saldırı düzenleyebileceğini söylemesi, dönemin ‘özel Harp’çisi Sabri Yirmibeşoğlu’nun ‘özel harp’ örgütlenmeleri olarak itiraf ettiği 6-7 Eylül olayları öncesinde Selanik’te Atatürk’ün evine bomba atılması ve Kıbrıs’ta camilerin yakılması olaylarını hatırlatıyor. İşte seçimlerden sonraya bırakılan MİT yasası ile uzunca bir süredir “aktif dış politika”nın uygulayıcı olan MİT’in ‘özel harp’/kontrgerilla tarzı operasyonları yasal güvenceye alınıp sorgulanamaz hale getirilmek istenmektedir.

Bir diğer tartışma, Türkiye’nin Suriye’deki savaştaki rolü ile ilgilidir. AKP Hükümeti, Suriye’de işlediği savaş suçlarının üstünü örtmek için kendilerini eleştirenleri, Suriye yanlısı ilan etmektedir. Oysa konuşmalar BM’nin Suriye’de barış için görüşmeler yaparken; Türkiye’nin Cenevre-2’ye katılmayı reddeden radikal gruplara silah taşımakla meşgul olduğunu gösteriyor. “Bu iş sadece Hakan Bey’in sırtına kalmış” diyerek savaşa ne kadar meraklı olduğunu gösteren Genelkurmay İkinci Başkanı Güler’den Suriye’ye bir generalin gönderildiğini de öğreniyoruz. Bu konuşmaları duyunca el Nusra ve İslami Cephe gibi radikal İslamcı örgütlerin Yayladağı sınırından Ermeni ve Alevilerin yaşadığı Keseb’e tanklarla girmesi de, bunlara karşı havadan operasyon yapmak isteyen Suriye uçaklarının Türkiye tarafından düşürülmesi de şaşırtıcı olmamaktadır. Ancak bu durum Laskiye ve Rojava’da Alevi, Hıristiyan ve Kürtlere karşı yapılan katliamların suç ortaklığı başta olmak üzere Türkiye’nin Suriye’deki savaş suçlarının ne kadar kabarık olduğunu da göstermiş oluyor.

Son olarak el Kaideci IŞİD’i gerekçe yaparak Suriye’ye girme hesabı sadece Suriye’deki savaşın seyrini değiştirmekle sınırlı bir hesap değildir. Bu müdahale ile Suriye savaşının başladığı ilk dönemden beri planlanan ‘tampon bölge’ oluşturulmuş olacak ve zaten IŞİD’le çatışma halinde olan Kürtlerin Rojava’daki kantonları da denetim altına alınacaktı.

Özetle bu ses kayıtları ülkede ve Bölge’de barış için AKP’ye karşı mücadelenin acil-ertelenemez bir görev olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89