• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 21 °C
  • Diyarbakır 29 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 26 °C

Van; düş içine yan...

Günay Aslan

Aradan 21 yıl gibi uzun bir süre geçtikten sonra yeniden Van’dayım. Hayat haritamının çizildiği bu kente en son 28 Mart 1993’te amcam Çaçan’ın vefatı nedeniyle gelmiştim. Bir hafta kadar kaldıktan sonra da ayrılmış ve geçen Cuma gününe kadar bir daha da gelememiştim.

28 Mart 1993’ten 25 Temmuz 2014’e kadar geçen sürede Van’ı uzaktan da olsa sürekli izledim. Çünkü kendimi çok güçlü bir biçimde bu şehre ait hissediyordum.

Bir yandan aidiyet duygumu Van’la tatmin ediyor, diğer yandan parçası olduğu bu şehrin uzağında yaşamak zorunda kalmanın acısını çekiyordum. Bu yüzden ilk dönemler yazdığım her denemede neredeyse Van’a ağıtlar yakıyordum. Sonunda yüz yıl öncesinin Van’ını anlatan bir roman (Vaspurakan’a Ağıt) da yazdım.

Bu güçlü aidiyet duygusu yüzünden olsa gerek sürgünde, 'yeni bir ülke, başka bir deniz bulamadım.’ Nereye gidersem gideyim ‘bu şehir arkamdan geldi’ ve sonunda beni alıp yeniden buraya geri getirdi.

Cuma’dan Salı’ya da bu şehirde altı yoğun gün geçirdim. Bu altı gün içinde neler yaşadıklarımı ve duygularımı ilerde yazarım. Şimdi yalnızca gözlemlerimi paylaşmak istiyorum.

Bu kısa süre içinde görebildiğim kadarıyla çatışmalı dönem kapanıyor. Savaşın sonuna yaklaşılıyor. Ancak bu, her şeyin bittiği anlamına gelmiyor. Çatışmalı dönemin kapanıyor olması Kürdistan’da belki de daha zorlu sürecek olan yeni bir savaşın, geleceği inşa süreci savaşının da kapısını kendiliğinden açıyor.

Bu yeni süreç, yeni bir yapılanmayı, yeni bir paradigmayı ve bunlara bağlı olarak yeni bir atılımı da zorunlu kılıyor. Kürt siyasetinin bundan kaçma şansı da görünmüyor.

1984’le başlayan silahlı mücadele dönemiyle Kürt halkını bu noktaya getiren Kürt Özgürlük Hareketi’nin önünde şimdi yeni dönemin ruhuna uygun olarak bu yeni bir mücadele dönemi uzanıyor. Bu mücadelenin de çok çalkantılı geçeceğini ve ciddi altüst oluşlar üreteceğini de söylemem gerekiyor.

İlk izlenimler her zaman bir yanılma payını içerse de bunu açık yüreklilikle dillendirmek istiyorum.

İlk olarak müthiş bedeller ödeyerek, ki bu bedellerin tarihte pek az örneği vardır; bu noktaya gelmiş hareketten herkes artık bir şeyler talep ediyor: Kişisel talepler, ailesel talepler, aşiretsel talepler, bölgesel, kültürel, dinsel, mezhepsel, ekonomik, sosyal talepler vd.

Deyim yerindeyse ağzını açan bir şey istiyor. Eskiden bu kavga için herşeyini veren halk, şimdi istiyor da istiyor. Kürt hareketinin buna sahip olup olmadığı, bu talebi karşılayıp karşılayamacağıyla da pek ilgilenmiyor. Talep sahipleri haklı olabilirler ve burada çok ciddi toplumsal sorunlar yaşanıyor ancak, sadece isteme ve istediğini elde etmede ısrar etme tavrı ciddi sorun yaratıyor. Bir kere böyle bir tavrı kabul etmek mümkün değil.

‘Biz bedel ödedik, bu bizim hakkımız’ demek ve ihtiyacı olsun olmasın bir şey istemek aslında ödenen bedele haksızlık ama, çoğu kimse bunu düşünmüyor. Kaldı ki bu topraklarda şu ya da bu biçimde bu bedel ödemeyen kaldı mı?

Herkes büyük-küçük kendince bir bedel ödedi ama bu bedeller bir karşılığı olsun diye ödenmedi ki? Bu bedeller Kürtler-Kürdistan özgürleşsin; özgür bir ülke, soysal adaleti sağlamış, refah düzeyi yüksek demokratik bir toplum kurulsun diye ödendi. Kişisel beklentiler karşılansın diye değil.

İkincisi bu tutum ahlaki de değil. Kişisel, ailesel, aşiretsel bir şeyler elde etmek için didinmek kişiyi ve toplumu çürütüyor. Sistem zaten çürüme ve dejenerasyon yayıyor. Buna bu tavır da içerden güçlü hem de bir destek sunuyor.

Çoğu kişi yaratılan kurumlara bir rant ve ağalık kapısı olarak bakıyor oysa bu kurumları halka hizmet kapısı olarak görmek gerekiyor. Ancak Kürt hareketi de halka bu izlenimi güçlü bir biçimde vermelidir. Dolayısıyla bu kurumlarda emekle, adanmışlıkla, yaratılan ahlaka uygun yaratıcılıkla donanmış kişileri görevlendirmelidir.

Asur Kraliçesi Semiramis’in emek yoğunluk olarak kurduğu benim şehrim; Van şehrinde 21 yıl sonradan gözlemlediğim ikinci bir gözlemimse tembellik. Canla başla çalışan bazı kurumları, kimi yöneticileri ve az sayıdaki kimi kadroları dışarıda tutarak söylüyorum ki burada müthiş bir tembellik var.

Sanki her şey olmuş bitmiş, çok şey elde edilmiş, bundan sonrası da yavaş yavaş kendiliğinden olur, gibi çoğu kişi yan gelip yatıyor. Çalışmaktan, üretmektense sadece bir mitinge, yürüyüşe, etkinliğe katılmayı, orada boy göstermeyi anlıyor.

Tembelliğin boyutu oysa çok derin. Çoğu insan üretim sürecinden kopuk ve kendini tüketim çılgınlığına kaptırılmış durumda. Çoğu insan kolay yoldan para kazanmanın peşinde. Sistemin de körüklediği bu anlayışı da kırmak lazım yoksa, iş çok zor görünüyor.

Van’da tefecilik almış başını gidiyor. 100’de 300 faizle para alan-veren var bu kente. Tefecilik Van’ı her geçen gün biraz daha tüketiyor. İşkur’dan aldığım bilgiye göre bu kente kayıtlı 70 bin işsiz genç var. Bir o kadarı da kurumdan umutsuz olduğu için kayıt yaptırmamış durumda.

Tamamına yakını genç olan bu işsizlerin eğitilmesi, bunlara mesleki beceriler kazandırılması ve bunların üretime katılmalarının sağlanması gerekiyor ama, işin bu boyutuyla kimse ilgilenmiyor.

Emek ağırlıklı, uzun soluklu projeler yapılması ve halkın bu projelerin etrafında örgütlenmesi gerekiyor. Ama dediğim gibi olayın bu yanıyla kimse ilgilenmiyor. Bunun yerine öncüyle kitle arasında tüketici bir ‘talep’ tartışması yaşanıyor.

Kitlenin beklentileri çok yüksek ve bunların kısa sürede karşılanması istiyor. Oysa bunu Kürt Özgürlük Hareketi değil, Türk devleti de karşılayamaz. Dolayısıyla iş başa düşüyor. Bunun için de tepeden tırnağa ‘yeni yapılanma’ gerekiyor.

Çözüm Süreci derseniz; devam ediyor ancak, sosyo-ekonomik sorunlar siyasi sorunların çözümünü de tehdit ediyor! Haftaya Diyarbakır’dan yazacağım…

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89