• BIST 89.695
  • Altın 145,769
  • Dolar 3,6139
  • Euro 3,9332
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 17 °C

Umutsuz bir savaş...

Kurtuluş Tayiz

Cemaat, kriptolu dinleme kayıtlarını internete sızdırdığı gün aslında savaşı kaybettiğini ilan etmiş oldu. Dinleme kayıtlarının sızdırılması; Başbakan'ın, Cumhurbaşkanı'nın, bakanların, MİT Müsteşarı'nın, askerlerin, dışişleri görevlilerinin adım adım takip edildiğinin, izlendiğinin itirafıydı. Bu hamleyle cemaat, kendisini ulusal güvenliği tehdit eden bir oluşum veya derin bir yapı olarak konumlandırmış oldu. TÜBİTAK'a sızdıklarını, kriptolu telefonların yazılımlarını elde ettiklerini, devletin iç sesine kulak verdiklerini deşifre etmek, cemaat için basit bir risk olmasa gerek; kriptolu telefonların dinlendiğini açık etmek, cemaatin geri dönüşü olmayan bir yola attığı büyük bir adımdı.

Yaptıklarının farkında oldukları kesin. Burada önemli olan bu riskli adımı atmaya neden ihtiyaç duydukları. Belki aceleye getirilmiş bir karar veya maceracı bir adım. Belki zafere götürecek "darbe" olarak düşünüldü. Coşku içinde de yapmış olabilirler. Ama kesin olan, önceki hamlelerin başarısız olması üzerine bu adımı atmış oldukları. Kriptolu kayıtların sızdırıldığı gün cemaate yakın isimlerin sosyal medyada "işlerin bu noktaya gelmesini istemezdik" diye açıklama yapmaları da bunu gösteriyor. Kriptolu dinlemelerin sızdırılması, hesapta olmayan bir adımdı, kendilerini bir şeyler yapmak zorunda hissetmeleri üzerine gündeme geldi. Bu durum, son kurşunu kendisine ayıran savaşçının trajik halini yansıtıyor biraz.

Anladığım kadarıyla bu hamleyle cemaat savaşın yönünü değiştirmek istedi. Hükümete karşı, Yargı üzerinden 17-25 Aralık'ta geliştirdikleri müdahaleyi, kriptolu telefon kayıtlarını piyasaya sürerek, toplumsal alana kaydırdılar; Yargı ve Emniyet'in sonuçsuz kalan müdahalesini, sokakla tamamlamayı umdular.

Beyaz Türkler, ulusalcılar, medya, CHP, kimi sivil toplum kuruluşları ve kanaat önderleri kendilerini destekledi. Alevileri, solcuları yönlendirme becerisi gösterdiler.

Fakat yine de başlangıçta sokağı ateşe vererek, kaos yaratarak, Mısır modeline benzer bir darbe biçimiyle Erdoğan hükümetini devirmeyi amaçladıklarını sanmıyorum, böyle bir stratejileri yoktu; kapıldıkları umutsuzluk duygularının onları gittikçe bu noktaya sürüklediğini düşünüyorum.

Ayaklarının altındaki toprağın çekildiğini hissettikçe, kaybettikçe, başarısızlığa uğradıkça darbeden daha fazla medet ummaya başladılar. Darbenin her şeyi geri döndüreceğine inanıyorlar. Kaybettikleri her şeyi ancak darbeyle geri kazanabileceklerini düşünüyorlar. Derin bir umutsuzluk içinde "cennetin krallığı" için savaşıyorlar! Oysa darbe bile cemaatin geçmişte sahip olduğu cenneti geri getiremez. Darbelerin zamanı geri sarma kudreti yoktur. Darbelerin yolu cennet kapılarını açmaz. Bu sadece umutsuzca kurdukları bir hayal.

Cemaat kendi kendini ulusal güvenliği tehdit eden bir yapı olarak ortaya atarak açık etmiş ve tescillemiştir. Bu gerçeği hiçbir darbe, hiçbir kirli ittifak örtemez. Kurulacak hiçbir yeni hükümet paralel devletin varlığını gözlerden kaçıramaz. Türkiye'nin geleceğinde AK Parti'nin, Erdoğan'ın olup olmaması da bu gerçeği değiştirmez; siyasal sistemler, bu tür gizli yapıları kendi içinde barındırmaz.

Bu savaşı veren "üst aklın" veya "üst kurulun" kontrolü kaybettiği ve yenildiği açık. Aklı daha fazla zorlamalarına izin verilmese keşke. Her şey "akıl" değil çünkü. Yeni bir Türkiye kuruluyor. Herkes burada yerini alabilir. Ama sofraya oturmadan önce kirli ellerin yıkanması şart!

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89