• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 22 °C
  • Diyarbakır 30 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 25 °C
  • Berlin 15 °C

Umuda dair

Enver Sezgin

Geçen hafta içinde, KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı bir bildiri yayınladı. 

Bildiri şu şekilde: “Bundan sonra da karakol ve barajların yapımına karşı çıkmak ve Kürt sorununun çözümü için adımlar attırmak doğrultusundaki demokratik eylemlilikler devam etmelidir. Ancak yol kesmeler, asayiş kurmalar, asker ve polis alıkoymalar bu dönemde yapılmamalıdır.” 

Doğru, ancak gecikmiş bir açıklama. 

Bir süredir Lice ilçesi ve çevresinde devam eden bazı gösterilerin “istenmeyen” bir yöne doğru ilerlediği bilinmekteydi. 

Yol kontrolleri, hendek kazma girişimleri... 

Bütün bunlar ciddi bir endişe yaratmıştı. 

Şikâyetler bizzat yöre insanından gelmeye başlamıştı. 

Karakol yapımına veya herhangi başka bir haksız uygulamaya karşı çıkmak elbette demokratik bir haktır ve bu hak kullanılmalıdır. 

Ancak, “barış süreci ruhuna” ters düşen eylemlerden kaçınılmalı, gelinen aşamaya uygun mücadele biçimlerine başvurulmalıydı. (Başvurulan eylem biçimleri ne olursa olsun, hiçbiri, askerlerin halkın üzerine ateş ederek iki insanın ölümüne yol açmasını haklı çıkarmaz. O gün Lice’de iki cinayet işlendi. Bu cinayeti işleyenler yargı önünde hesap vermelidir.) 

Bu arada çözüm karşıtları da boş durmadılar. Her yol kesme ve “asayiş kurma” eylemini kullandılar, kullanıyorlar. 

Özellikle, Diyarbakır’da 2. Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki bayrağın bir çocuk tarafından indirilmesi onlar için bulunmaz bir propaganda malzemesi oldu. 

Olaydan hemen sonra bazı televizyon kanalları, 1996 yılında Kıbrıs’ta, Türk bayrağını indirmeye çalışan bir Rum gencinin görüntülerini ekranlarına taşıdılar. Diyarbakır’daki “bayrak olayı” aynı şekilde sonuçlansın istediler. Pek çok yerleşim biriminde “bayrak yürüyüşleri” düzenlendi. Siyasi partiler “bayrak sevgisi” yarışına girdiler. 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, direğe çıkan çocuğun öldürülmemesine öfkelenmişti. 

Böyle düşünenlerin sayısı az değildir. 

Eylemcinin “alnından vurulmasının” yol açacağı tahribatın farkındaydılar. Böyle bir durumda önce bölgenin, sonra da tüm Türkiye’nin karışacağını biliyorlardı. 

Olaylar artsın, süreç bitsin istediler. 

Şurası gerçek: Çözüm süreci, hükümetin, Öcalan ile yeniden görüşme yapmasıyla başladı. Her iki taraf da güçlü bir irade gösterdi. 

Bu doğru. 

Ancak, böyle büyük bir meselenin çözüme kavuşturulması, geniş bir halk desteği ile mümkün olabilirdi. Bu destek gerçekleşmişti. 

Çözüm karşıtlarının asıl hedefi de, bu desteğin giderek azalmasını ve mümkünse tamamen ortadan kaldırılmasını sağlamaktır. 

Tüm olumsuzluklara, hükümetin adım atmak için işi ağırdan almasına rağmen “çatışmasızlık ortamı” sona ermiyor, silahlar yeniden patlamıyorsa bunun çok önemli bir sebebi var: Barışa verilen toplumsal desteğin devam etmesi. 

Şu açık: Mükemmel bir durumda değiliz. Önümüzde aşmamız gereken büyük zorluklar var. Süreç tereyağından kıl çeker gibi ilerlemeyecek. İniş ve çıkışlar yaşanacak. 

Abdullah Öcalan, HDP heyetiyle yaptığı görüşmeden sonra yaptığı açıklamada şunları belirtiyor: “Büyük bedeller ödeyerek sağladığımız çatışmasızlık ortamını ve demokratik çözüm umudunu kalıcı barış sağlanana kadar herkesin koruması gerektiği çağrısını yinelemekteyim.” 

Sürecin bu aşamasında en önemli şey, çözüme dair umudun korunmasıdır. 

Bu ise, süreci devam ettirmekte tutarlı davranmak ve küçük de olsa sürekli adım atmakla mümkündür.

Bu nedenle önümüze çıkan her yeni sorunu, barışa doğru ilerlemek için, yeni bir eşiğin aşılması olarak görmeliyiz.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89