• BIST 90.383
  • Altın 144,560
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin 0 °C

Ümmetin gözyaşına mendil, hararetine rüzgar, .......

Fatma Barbarosoğlu

Ümmetin gözyaşına mendil, hararetine rüzgar, yaralı başına merhem olabilmek...

I-

Haşmet Babaoğlu yazmıştı Sabah'ta. Rüzgâra mersiye hükmünde cümlelerdi.

Ben o yazıyı okuduğum sıra kupkuru bir dağ havasının yıldız yüklü gökyüzünde münzevi idim.

Sonra şehre döndüm.

O kuru havadan sonra nefes aldırmayan neme köle oldum.

Kıpırdamadan yaşamayı öğrendim.

Yağmur yağmadan sağanak altında kalmayı temrin ettim.

Uzun yaz günlerinde iftarın ancak rüzgâr ile yapılabildiğini fark ettim.

II-

Yer Bağdat Caddesi.

2010 Ramazan-ı Şerif'inin dördüncü günü. Dilimizin damağımıza yapıştığı bir günün akşamında. Su ile iftar etmenin en doyurucu iftar olduğu bir gecede teravih sonrası dolaşıyoruz. Sultanahmet'te olmak vardı diyerek. Süleymaniye'yi hayal ederek. Sabah ezanında Eyüp Sultan'da olmanın planını yaparak Bağdat Caddesi'nde akmayan bir trafiğin içinde eğleşiyoruz.

Kızım her türlü Ramazan etkinliğinin karşı kıyıda olmasından fena halde muzdarip.

-Cumhurbaşkanımız nerede oturuyor diye soruyor kırgın bir kalp ile.

-Tarabya'da.

-Yani...

-Karşıda. Avrupa yakasında.

-Of ya!

-Kıskanma. Başbakanımız Anadolu yakasında.

-Onun çok işi var şimdi. Evine gelemiyordur. Gelip de Üsküdar'ın, Maltepe'nin gecelerinin Ramazan'da ne kadar neşesiz olduğunu fark etmiyordur.

Kızım haklı.

Teravih sonrası kendimize Ramazan gecesi bulmak için beyhude uğraşıyoruz akmayan trafiğin içinde.

Kaldırımlarda yürüyenler bizi geçiyor. Trafik açılır gibi olduğunda onlara yetişiyoruz, sonra onlar bizi yine geçiyor.

Tam bu esnada rüzgâr kardeşliğini, kaldırım kardeşliğini fark ediyorum. Önce sesi duyuyorum. Tamburun sesini.

Bir kızıl goncaya benzer dudağın/Açılan tek gülüsün sen bu bağın/Kurulu kalplere sevda otağın/Kim bilir hangi gönüldür durağın/Her gören göğsüme taksam seni der/Kimi ateş gibi yaktın beni der/Kimi billur bakışından söz eder/Kim bilir hangi gönüldür durağın.

Akmayan trafikte sesi bulmam zor olmuyor. Sesi ararken görüyorum yaşı 30 ile 60 arası bütün yaşlarda olabilecek kadını.

Niye şaşırdınız mı?

Zengin yaşından küçük gösterir.

Fakir bir yılı en az üç yıl hükmünde yaşar.

Tambur çalan gencin hemen yanındaki banka oturmuş, yılların yükünü sırtından indiremeyen kadın. Dizinde dokuz on yaşlarında bir çocuk kafası. Küçük tamburi mi onları aile bilmiş de yanlarında mekân tutmuş, yoksa onlar mı canlı konser işte burada diyerek o banka sayfiyeye yerleşir gibi yerleşmişler bilmiyorum.

O an orada benim için "Cadde"yi insani kılan tek görüntü onların görüntüsüydü. Diğerleri mi? Onlar sanki Truman Şowdan kalmış karelerdi.

Onların tam karşısındaki bankta 25-30 yaşlarındaki delikanlı mesela... Elinde dev boy plastik bir kola bardağı. Kulağında kulaklık. Belli ki orada olma sebebi küçük tamburinin rüzgâra salıverdiği nağmeler değil. O orada sadece oturuyor. Belki birisini bekliyor. Belki yoruldu. Birkaç saniye sonra yoluna devam edecek. Kulağındaki kulaklığı çıkarabilse, etrafına görmek için bir iki nazar atabilse. Rüzgârın kardeşliğini fark edecek. İnsanoğluna demin çocukları olduğumuzu Rüzgâr hatırlatır. Sel hatırlatır. Deprem hatırlatır.

Ama önemli olan tabi afetler olmadan o kardeşliği ayakta tutabilmek. Bütün bu hatırlatmaları bekleme estetiğini temrin ettire ettire yaptıran tek şey Ramazan-ı Şerif'tir.

II

Sizlerle yayınlamayı düşünmediğim bir yazıyı paylaştım. Yukarıda okuduğunuz satırları kendim için yazmıştım. Bir hatırlama anı olarak anılarımda yer etsin diye.

Bu gün Sayın Emine Erdoğan'ın başkanlığında Pakistan'a uçuyoruz. Asrın sel felaketine maruz kalmış Pakistanlı kardeşlerimize bir tebessüm sunabilmek için. Derdiniz derdimizdir diyebilmek için. Hararetlerine rüzgâr, ürperişlerine örtü, gözyaşlarına mendil olabilmek için.

Sayın Emine Erdoğan'ın İstanbul'un ev sahibesi olduğu günden bu yana fakirlerin dostluğuna ne kadar önem verdiğine şahitliğim var. Bir fakirin, bir hastanın, dertli bir genç kızın hayır duasını almayı ne kadar önemsediğine şahitliğim var. Onun için Pakistan davetini alır almaz yürümekte zorluk çeken bedenime rağmen yola çıkmayı göze aldım. Doktor kesin istirahat etmelisin dedi oysa. Bir gezi olsaydı doktorumun nasihatini dinlerdim. Bu bir gezi değil. Gönlü gönülde dinlendirmenin ve dahi dillendirmenin seferi.

Duanıza muhtacım. Biliyorum ki sizin dualarınızla basmakta zorluk çeken ayağım şifa bulur.

Hadi hanımlar bayrama kadar yoğun bir seferberlik başlatalım. Hem ülkemizin fakirleri için hem Pakistan'daki milyonlar için. Gayret bizden tevfik Allah'tan.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89