• BIST 98.305
  • Altın 143,791
  • Dolar 3,5718
  • Euro 3,9920
  • İstanbul 18 °C
  • Diyarbakır 21 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 24 °C
  • Berlin 13 °C

Uluslar Borsası ve Kürdün uykusu

Hamid Omeri

Tekrarlana tekrarlana bir ezbere dönüşen ve zamanla hakikatimiz oluveren hallerimiz var: Kan davaları, arazi kavgaları, kadın cinayetleri, aşiret kavgaları, gaz, dipçik, eylem, dağ, ihanet, ekoloji, özerklik, özgürlük, …Eğer milletlere dair bir piyasa varsa ki var ve bütün uluslar malları, mülkleri ve ürünleri ile oralarda kendilerini temsil etme ve sunma yarışına giriyorlarsa Kürd olanın da bu pazarda yerini alması gerekir. Kürd halkının millet olarak bu piyasada yer alması için imkanlar belli yörüngelerde ilk defa bu denli netleşmişken bundan uzak durmak hatta bunu tehlikeli ve zararlı bulmak artık geç kalmakla geçiştirilecek bir ihmal olmayacaktır. Goethe ve Valêry tarafından dile getirilen ve bir ulusun edebi eserlerinin kendini göstereceği manevi piyasa için ise elbette öncelikle milletler piyasasındaki yerin sağlamlaştırılması gerekiyor.

Kuzey Kurdistan siyasetinin bugünlerde dünya ulusları arasında Kürd olarak yer almak ve kendini kültürel dinamikleriyle temsil etmek yerine bağlı olduğu ya da kalmak istediği ülkelerin sınır boylarında bir politika geliştirme gayretine dönüşen politik tavrı bedel verenleriyle de kısmi kopukluklar yaşamasına neden olmaktadır. Üstelik bedelin hayat ve hayatlar üzerinden verildiği çoğu zaman da göz ardı edilmektedir. Bir sermaye gücüne dönüştürülen bu bedel-mirasın belli bir alana hapsediliyor olması ve çoğu zaman manevi bir baskı olarak kullanılma gayreti sahnenin sadece belli bir siyasi modele has kılınmasına ve başka görüşlere bütünüyle kapatılmasına sebebiyet vermektedir.

Bedel Verme Merkezi ile hayat tecrübesi itibariyle birçok noktada temas eden kişiler ve yapılar mekân ve kültür bağlamında bu merkezle belirgin bir şekilde ortak paydaya sahip olsalar da son dönemde siyasi gücün amacı bir anlamda araçsallaştırmasından kaynaklı daha ciddi kopma ve mahrumiyetler yaşamaktadırlar. Bugüne kadar verilen bedel(ler)den berkitilen miras ve sermaye, amaca ulaşma noktasında şimdilerde düşünsel olarak pratikte bir devamsızlığa ve kesikliğe dönüşmektedir.

Düşünsel olarak büyük kırılmalar yaşamasına ve bu kırılmaların hareketin önemli isimleri tarafından defaetle ifade edilmesine rağmen, ne buna dair derli toplu bir açıklama yapma ihtiyacı duyulmakta ne de yöneltilen eleştiriler kabul görmektedir. Beliren her gölge ve duyulan her ses bu mirasa bir saldırı olarak kabul edilmekte ve bu çerçevede duymak ve konuşmak yerine suçlayarak bir nevi kültürel ve tarihsel bağın da ortadan kalkmasında herhangi bir sakınca görülmemektedir. Dolayısıyla kendini görünür kılmaya çabalayan her şeye ve herkese karşı bir taarruzun yaklaşıyor olduğu düşüncesiyle bahse konu miras ve bedel adeta bir silaha dönüştürülerek karşı çıkılmaktadır.

Aslında yöneltilen temel eleştiri, mirası millete ait olmayan daha büyük bir mirasa katma noktasında geliştirilen siyasi akla dair yapılan eleştiridir. Bu manada Kürdün mirasının kanıta yer bırakmayacak şekilde kapalı, baskıcı ve hatta mirasın gerçek sahiplerinden kopuk bir şekilde verilen bir kararla ancak bir şekliyle genel seçimler yoluyla reylerinin alınması suretiyle onlara da onatılarak daha büyük bir merkeze ya da havuza aktarılmasına dair beliren tepki, adına ihanet ve hançerleme denerek püskürtülmek ve etkisiz kılınmak istenmektedir.

Zahir olana dair kanı üretmeye gerek kalmıyor çünkü deliller o kadar yoğun ve arka arkaya geliyor ki bir siyasi manevra olarak asli olanın güçlü bir şekilde daha sonra ortaya çıkacağına dair muhibbiler tarafından ileri sürülen iddianın kendisi bile bocalıyor. Terazi şaşınca onu düzeltecek olan kimdir doğrusu çoğu zaman anlamak ve bilmek de yetmiyor. Mes’uliyet sadece kusurlu fiiller işleyenin değildir bu durumda ihmal edenler ve uykuda kalanlar da bundan sorumlu olacaktır. Bu manada eleştirilerin önüne konan bariyer bir savunu refleksinden farklı tezahür etmektedir. Unutulmamalıdır ki Kurdistan kimseye has değildir ve eğer bu milletin avlusunda ona dair bir siyaset olacaksa o avludaki kuyudan her Kürdün kana kana su içme hakkı vardır. Dolayısıyla hiç kimsenin bir diğerini edindiği miras ve sermaye ile o avludan değil kovmaya buna teşebbüs etmeye dahi hakkı yoktur.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89