• BIST 83.067
  • Altın 146,894
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 0 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin 1 °C

‘Ulus devletin sonu’ mu?

Şahin Alpay

Başbakan Erdoğan tarafından 30 Eylül’de açıklanan “demokratikleşme paketi” üzerine yazılan ve söylenenler, fikir yelpazemizin ne denli geniş olduğunu gösterdi. Çeşitlilik bir uçta “hak ve özgürlüklerin sınırını genişleten bir niteliği yok; sadaka veriliyor” diyenlerden, öteki uçta paketin “ulus devletin sonu”nu getirdiğini ilan edenlere kadar uzandı. Gerçek, tabii ki, iki uçtan da hayli uzak. Önerilen reformların esas olarak bazı acilen karşılanması gereken ihtiyaçlara dönük olduğu söylenebilir. 

Kısa sürede yasal ve idari önlemlerle hayata geçirileceği umulan paketin muhakkak ki en olumlu yönü, gerek İslam gerekse Kürt kimliğinin ifadesi üzerindeki kısıtlamaların bir kısmını kaldırmaya yönelmesi. Kadınlara karşı ayrımcı uygulamaların da en önemlilerinden biri olan başörtüsü yasağı (TSK, polis, yargıç ve savcılar hariç) kamu kurumlarında kaldırılıyor. Kamuda kılık kıyafet reformunun tartışmalara yol açacak yönleri olduğunu göreceğiz. Ne var ki, hemen bütün siyasi partilerin parlamentoda başörtülü kadınların temsilcilerinin de yer almalarına sıcak bakıyor olmaları, Türkiye’nin son yıllarda demokratikleşme bağlamında aldığı yolun bir göstergesi. 

Anlamsız ve uygulanamaz hale gelen, farklı dil ve lehçelerde, esas olarak da Kürtçe siyasi propaganda yasağının tümüyle kaldırılması elbette ki doğru yönde bir adım. Türkiye, eğer bir demokrasi olacak ve bütünlüğünü koruyacaksa, çift-dilli (resmi dil ve anadilde) eğitimin, buna ihtiyaç olan yerlerdeki kamu okullarında uygulanması kaçınılmaz. Bunun özel okullar bağlamında yasal hale getirilmesi, sınırlı ama geçiş/hazırlık dönemi için değer taşıyor. Tek–parti döneminde ihdas edilen dışlayıcı ve militarist nitelikteki öğrenci andının ortaokullardan sonra ilkokullarda da kaldırılmasının sembolik değerini kim yadsıyabilir? 

Paketteki kuşkusuz en büyük eksiklik, Alevi yurttaşların cemevlerinin ibadethane statüsü tanınması ve zorunlu din derslerinin kaldırılmasına yönelik ortak beklentilerine cevap vermeyişi. (Bu konuda yeni önlemler geleceği vaad ediliyor.) Öteki vahim eksiklikler, TMK ve TCK’daki şiddeti dışlayan ifadeleri cezalandıran maddelerin yerinde bırakılması; KCK, darbe–darbe girişimleri davaları sanıklarının tutuksuz olarak yargılanmalarının sağlanmayışı; Heybeli Rum Ortodoks Ruhban Okulu’nun açılmasına izin verilmeyişi. 

Hazine yardımından yararlanacak partiler için oy oranının yüzde 7’den 3’e indirilmesi de muhakkak ki olumlu yönde bir adım. Bu konuda benim tercihim, partileri devletin uzantıları haline getiren hazine yardımının tümden kaldırılması, partilerin kendi kendilerini finanse etmeleri, ancak bu alanda yasal denetimlerle tam bir şeffaflık sağlanması. 

Açıkta kalan seçim sistemi reformu konusuna gelince: Düzenli okurlarımın iyi bildikleri gibi, Türkiye’nin ihtiyaçları açısından her türlü başkanlık sistemine karşıyım. (Anayurdu ABD’de son günlerde yaşanan sorunlardan umarım ders çıkaranlar vardır.) Her türlü nisbi temsil sistemine de karşıyım. Cumhurbaşkanı’nın sadece törensel yetkilere sahip olduğu bir parlamenter sistem yanında, (Fransa’da uygulandığı türden) iki turlu dar bölge seçim sistemini çok uygun buluyorum. Prof. Dr. Seyfettin Gürsel’in güzel özetlediği üzere: “Çünkü bu sistemde, ikinci turda çeşitli siyasal ittifaklar mümkün olur, daha çoğulcu bir parti yapısı ortaya çıkar. Milletvekilleri merkeze karşı güçlenir ve seçmen tarafından daha kolay takip edilir hale gelirler. Liderlik sultası son bulur.” (Gürsel’in çok aydınlatıcı yazıları için bkz. Radikal, 1-2 Ekim, 2013.)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89