• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 2 °C
  • Diyarbakır -1 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 2 °C
  • Berlin 1 °C

Uludere’nin dersleri

Şahin Alpay

Başbakan Erdoğan, Şırnak Şerafettin Elçi Havaalanı’nı açtıktan sonra, çocukları 28 Aralık 2011 günü Uludere’de TSK’ya ait savaş uçaklarının yaptığı bombardımanda ölen ailelerden bazılarıyla bir araya geldi. 

Başbakan, bu görüşmede, çoğu genç ve çocuk yaşta 34 kişinin ölümü ile ilgili olarak ilk kez net bir beyanda bulundu: “Bombalama talimatını kesinlikle ben vermedim. Benim bilgim dışında oldu. Olaydan sonra Genelkurmay Başkanı beni telefonla arayarak bunun hata ve kaza olduğunu söyledi… Askeriyedeki her şeyden haberdar olamıyoruz…”

Doğrusu bombalamanın Başbakan’dan habersiz yapıldığı bilinmiyor değildi. Başbakan, “Biz güvenlik güçlerimize genel çerçevede yetki veririz… Güvenlik güçlerimiz, ama TSK ama Emniyet, o genel çerçeve içerisinde yetkisini kullanmıştır…” dediğinde (31 Ocak 2012), bu husus anlaşılmıştı. Türkiye’yi dışarıdan izleyen uzmanlardan Francesco F. Milan, “Terrorism Monitor” adlı dergide yayımlanan yazısında, bunun Türkiye’de sivil–asker ilişkileri açısından ne anlama geldiğini de yazmıştı: “Olayın altını çizdiği sorunlardan biri, askerî operasyonlar üzerinde sivil gözetimin yokluğu… Bu, Türkiye’de sivil-asker ilişkilerinde sık tekrarlanan bir sorun, ancak Uludere olayında görüldüğü üzere, aynı kurumun (TSK’nın) hem istihbarat hem de karar verme sürecinde yetkili olması özellikle sorunlu bir durum.” (Bkz. 11 Şubat 2012 tarihli yazım.)

Başbakan’ın Şırnak dönüşü İstanbul’da Uludere faciasına atıfla “bağımsız yargının bunların hesabını soracağı”nı söylemesi, Uludere faciasının aydınlanacağı, sorumlularının ortaya çıkarılacağı umudunu uyandırıyor olabilir. Ne var ki, TBMM Uludere Komisyonu’nun 15 ay araştırdıktan sonra, AKP oylarıyla olayın üzerini örten bir rapor yayımlaması; Diyarbakır savcılığının bir buçuk yıl inceledikten sonra, yetkisizlik kararı alıp dosyayı Genelkurmay askeri savcılığına devretmesi, bu umudu kesinlikle beslemiyor. Ama biz Başbakan’ın katliamdan hemen sonra sarf ettiği sözleri tekrarlamaya devam edelim: Bu facianın sorumluları “Ankara’nın karanlık dehlizlerinde kaybolmaz, kaybolamaz…”

Peki Uludere’nin “Ankara’nın karanlık dehlizlerde” dolaşmaya devam etmesi nasıl açıklanabilir? Bu konuda ileri sürülen en mantıklı teori, AKP hükümeti ile TSK komutası arasında, “birbirlerinin işlerine karışmama” ilkesi üzerinde varılmış örtük bir anlaşmanın varlığı. Çok–partili düzene geçilmesinden AKP iktidarına kadar uzanan dönemde askeri vesayet altında kalan Türkiye’de, şimdilerde asker-sivil ilişkilerinin bu anlaşmaya göre yürüdüğü söylenebilir. Askerin anayasal ve yasal ayrıcalıklarının çoğunu koruduğu, ama siyasete fiilen karışmadığı bu düzen, geride kalana nazaran tercihe şayan da görülebilir. Ama asker üzerinde sivil demokratik denetimin tesisinden henüz çok uzak olduğumuz muhakkak.

Askeri vesayeti tahkim eden 12 Eylül anayasasının yerine, sivil-demokratik bir anayasa yapılabilecek mi? Yapılabilirse, askeri “devlet içinde devlet” olmaktan çıkaracak mı? Bu soruların cevabını bilemiyoruz. Özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiye bağlı olanlar olarak üzerinde ısrar edeceğimiz talepler ise çok açık:

1) Uludere katliamının sorumluları ortaya çıkarılmalı ve hak ettikleri cezaya çarptırılmalıdır. Bundan gerek insani ve vicdani nedenlerle, gerekse barış süreci açısından vazgeçilemez.

2) Güvenlik güçlerine genel yetki verilmesi uygulamasından vazgeçilmeli, asker ya da polis operasyonları üzerinde sivil gözetim tesis edilmelidir.

3) Yeni anayasa ile asker üzerinde sivil demokratik denetim mutlaka tesis edilmelidir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89