• BIST 106.663
  • Altın 143,662
  • Dolar 3,5540
  • Euro 4,1354
  • İstanbul 33 °C
  • Diyarbakır 38 °C
  • Ankara 29 °C
  • İzmir 37 °C
  • Berlin 23 °C

Uludere soruşturması siyasi blokaj altında

Kurtuluş Tayiz

Uludere... Bu konuda söylenecek söz kaldı mı, emin değilim. Ama iktidarın devam eden suskunluğu konuşmayı zorunlu kılıyor. Yılı yarıladık, katliamın üzerinden altı ay geçti ancak soruşturmada hâlâ bir arpa boyu yol alınmış değil, düzenli aralıklarla Köşk’ten ve Başbakanlık’tan yapılan “itidal” çağrıları dışında. Altı aydır sadece “Uludere karanlıkta kalmayacak”, “Soruşturma devam ediyor” sözlerini işittik, icraat ise maalesef sıfır.

İdari soruşturmadan zaten pek ümitli değildim, ama adli soruşturmanın da önü kapatılmış görünüyor. Özel Yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği’nin isyanını geçen haftaTaraf‘ta okuma şansını bulduk: “Asker istediğimiz belgeleri göndermiyor, her şeyi ağırdan alıyor...”

Peki ya Meclis’te oluşturulan Uludere Komisyonu?

Onun işi de zor görünüyor. Çalışmalarını büyük bir ciddiyetle yürüttüklerine inandığım komisyon üyeleri, İçişleri Bakanlığı Müfettişleri’nin hazırladığı raporu sadece toplu halde okuyabildiklerini, raporun kopyasını ise alamadıkları için detaylı olarak inceleme şansına sahip olmadıklarını söylediler. Gerekçesi ise raporun kopyasının komisyondan da kaçırılması...

İktidar, Uludere konusunun kendi aleyhinde siyasi olarak istismar edileceği endişesine kapılabilir, bu çok normal. Siyasi hayat böyledir, muhalefet çok vicdansız olabilir, her şeyi istismar edebilir. AKP’nin, bundan yana şikâyetçi olduğunu biliyoruz. Peki, hükümet buna karşı hangi önlemi aldı? Geniş bir zamana yaymadan, bütün istismar yollarını tıkayarak, soruşturmanın süratle sonuçlanmasını mı istiyor?

Hayatın olağan akışına uyan tutum bu olmalıydı.

Fakat geçen altı aylık zaman diliminde soruşturmada neredeyse hiçbir gelişme yaşanmadı, tek bir adım atılmadı; bu sizce de kuşku verici değil mi?

Uludere konusunda dürüst bir soruşturma isteyen hükümetin biraz daha aceleci olması gerekmez miydi?

O halde Uludere soruşturmasında yol alınamamasının başka nedenleri olmalı. Yani Ankara’da soruşturmanın böyle ağır işlemesini isteyen bir siyasi irade var sanki. Bu durumda da birinci şüpheli bana göre hükümet. Bu kadar zamana yayılan bir soruşturmadan haklı olarak şüphe edilir. Uludere konusundaki idari, adli ve siyasi seyre bakıldığında katliamın sorumlularının açık bir biçimde korunduğu görünüyor.

Bunun nedeni de AKP’nin devlet içi güç merkezleri arasında kurmaya çalıştığı yeni dengenin ince hesapları olmalı. Başbakan’ın dilinden bir türlü düşürmediği “2023 vizyonu”, Uludere’nin sorumlularının üzerine gidilmesini de engelledi. Uludere, Başbakan Erdoğan’ın 2023 kariyer planlamasına kurban gitme tehlikesiyle karşı karşıya.

Türkiye’de yürüyen büyük soruşturmaları hatırlayarak, altı aya neler sığdığını bir hatırlayalım. 28 Şubat ve 12 Eylül davaları başladı, onlarca general alındı ve salındı... Ama Uludere’de bir adımlık gelişme yaşanmadı. Hâlâ “vur” emrini kimin verdiğini, katliamın hangi makamların onayından geçtiğini bilen yok. Son yıllarda ülkenin kaderini değiştiren onlarca büyük soruşturma yaşandı ama hiçbir dava, bu kadar sır perdesine bürünmemişti.

Uludere’nin üzerine sır perdesini ören kuşkusuz AKP hükümetidir. Soruşturma üzerindeki bu perde kaldırılmadığı müddetçe de iktidar, bu katliamın başlıca sorumlusu olarak görülecektir. Böyle olmadığı düşünülüyorsa bir an evvel soruşturmanın önündeki engeller, sınırlamalar kalkmalı, iktidar bunun için siyasi iradesini deklare etmeli. Başbakan “terör bölgesinde vuruldular” demeyi sürdürürse bugün olmasa da yarın veya bir kaç yıl sonra Uludere’den dolayı kendisini yargı karşısında bulabilir.

İHH, kaçırılanlar için Kandil’e gider mi

Bazen devletin giremediği alanlara sivil toplum kuruluşları rahatlıkla girebilir. Resmî girişimlerle netice alınamayan durumlarda sivil toplum örgütlerinin girişimleri daha sonuç alıcı olabilir. Suriye’nin iki ay boyunca rehin tuttuğu gazeteciler Adem Özköse ve Hamit Coşkun, İnsani Yardım Vakfı İHH tarafından yürütülen sivil diplomasi sayesinde kurtulabildi. İHH Başkanı Bülent Yıldırım, katıldığı bir televizyon programında iki gazetecinin nasıl kurtarıldığını şöyle anlattı: “Bu arkadaşları bulmak için tabir yerindeyse iz sürdük. Suriye’nin bütün köylerini şehirlerini aradık, muhaliflerle görüştük, devletin resmî kanallarıyla görüştük. Sonuçta bu arkadaşlara ulaşacak kanalları bulduk. İHH 20 yıldır insani diplomasi denen bir faaliyet de yürütüyor. Biz İHH olarak Bosna’da Libya’da Suriye’de Çeçenistan’da savaş sırasında kaybolan, esir alınan insanların özgürlüğü için çalışmalar da yapıyoruz. Bu çerçevede Suriye’nin elinde olan bazı İranlı insanlara da yardımcı olduk. Muhaliflerin elindeydiler, bırakılmaları için girişimlerimiz oldu ve çabalarımızda başarı sağladık.”

Bosna’da, Libya’da, Suriye’de ve Çeçenistan’da esir alınan insanların özgürlüğü için çalışan İHH, Türkiye’de kaçırılan kaymakam adayı, asker, polis ve korucular için de “sivil diplomasi” yürütmeli. Kaçırılanları kurtarmak için Esed’in karargâhına gidildiğine göre Kandil’e de gidilebilir. Zira gözüyaşlı annelerin tek ümidi şimdilik İHH görünüyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89