• BIST 89.247
  • Altın 146,731
  • Dolar 3,6432
  • Euro 3,9181
  • İstanbul 20 °C
  • Diyarbakır 19 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 14 °C

Uludere katliamı cezasız kalamaz

Şahin Alpay

Taraf’ın manşeti, olan biteni iyi özetliyordu: “Roboski’de 34 sivili bombalayan devletin iki yıldır sakladığı çirkin sır, askerî savcı eliyle, askerin tekrar siyasete girdiği bir konjonktürde açıklandı.

Katliam ‘emir-komuta zinciriyle gerçekleşen kaçınılmaz bir hatadır’ denerek soruşturma kapatıldı.” (8 Ocak) 28 Aralık 2011 gecesi Şırnak’ın Uludere ilçesinin Roboski köyünde Irak sınırından Türkiye’ye dönmekte olan köylüler, aralarında saldırı düzenlemeye hazırlanan PKK militanlarının da bulunduğuna dair “istihbarat” sonucunda savaş uçakları tarafından bombalandı; 34’ü olay yerinde, biri daha sonra öldü. Bu, gerçek bir katliamdı. Zira köylülerin kaçakçılıkla geçindikleri, bu yolu rutin olarak kullandıkları iyi biliniyordu. İnsansız hava araçlarıyla, 4 saatten fazla süreyle adım adım izleniyorlardı. Aralarında gerçekten PKK militanları olduğundan kuşku varsa, güvenlik kuvvetleri tarafından kuşatılıp yakalanabilirlerdi. Ama bu yapılmadı. Bombalanıp öldürülmeleri tercih edildi. Tıpkı, 1994 yılında Şırnak’ın Kuşkonar ve Koçağılı köylerinin savaş uçaklarıyla bombalanan 38 köylüsü gibi… O bombalamanın da bunun da adı katliamdan başka bir şey olamaz. Olay iki yıl soruşturulduktan sonra askerî savcılık, bombalamanın bizzat Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel’in emriyle, “Yıldız” adı verilen hava operasyonu ile yapıldığını açıkladı. Açıklama, Başbakan Erdoğan’ın bir yakınının “milli orduya kumpas kuruldu” açıklaması üzerine Genelkurmay’ın Balyoz ve Ergenekon davalarının yeniden görülmesini talep etmesinin hemen ardından yapıldı… Gerçek şu ki, eğer Türkiye normal bir demokrasi olsaydı, Uludere katliamı cezasız kalamazdı. Eğer Türkiye normal bir demokrasi olsaydı bombalamanın askerî sorumlusu Genelkurmay Başkanı’nın da, siyasî sorumlusu Başbakan’ın da istifa etmeleri gerekirdi. Ama kimse, ne Genelkurmay Başkanı’nı, ne Başbakan’ı istifaya çağırdı, ne de çağırması bekleniyor... Çünkü, ne yazık ki 60 yılı aşkın çok-partili düzene rağmen demokrasiyi ne hukuk, ne kültür olarak yerleştirebilmiş değiliz. Başbakan, geçen ağustos ayında Şırnak Şerafettin Elçi Havaalanı’nı açarken katliam hakkında ilk kez net konuşmuş, şöyle demişti: “Bombalama talimatını kesinlikle ben vermedim. Benim bilgim dışında oldu. Olaydan sonra Genelkurmay Başkanı beni telefonla arayarak bunun hata ve kaza olduğunu söyledi… Askeriyedeki her şeyden haberdar olamıyoruz…” Şimdi olan, bunun askerî savcılık tarafından da teyidinden ibaret. Başbakan’ın katliam haberinin duyulmasından hemen sonra Genelkurmay Başkanı’na teşekkür etmesi ise hâlâ hatırlarda. CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, “Roboski’de Başbakan, Genelkurmay’a teşekkür etmişti; Genelkurmay da takipsizlik kararı ile Başbakan’a teşekkür etti; birbirlerini AK’ladılar!” demekte haksız mı? Uludere’de yakınları öldürülen aileler şimdi askeri savcılığın verdiği takipsizlik kararının kaldırılması ve operasyon emrini veren ve uygulayanlar aleyhinde dava açılması talebiyle askerî mahkemeye başvuracaklar; oradan netice alınamazsa Anayasa Mahkemesi’ne gidecekler; olmazsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracaklar. Bütün bunlardan ne çıkacağını ömrü olan görecek. Hükümetin “Büyük rüşvet ve yolsuzluk” soruşturmasını örtbas etmek için, bu amaçla HSYK’yı vesayeti altına almak için verdiği uğraş yanında, Uludere katliamı ile ilgili olarak askerî savcılıkça verilen örtbas kararı, hukuk devletine ihtiyacımızın ne büyük olduğunu, hukuk devletini yerleştirmeden hiçbir sorunu çözemeyeceğimizi en ağır örnekleriyle göstermiyor mu?

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89