• BIST 97.726
  • Altın 146,210
  • Dolar 3,5844
  • Euro 3,9885
  • İstanbul 18 °C
  • Diyarbakır 24 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 18 °C
  • Berlin 23 °C

Ülkeyi 'operasyoncular' mı yönetecek?

Oral Çalışlar

Futbol dünyasına yönelik operasyonlar, bu 'sistem'in yoğun tartışma yaratan bir unsuru olarak öne çıkıyor.

Türkiye’nin bir operasyonlar ülkesi haline geldiği” şeklindeki değerlendirme yaygınlaşıyor. Sorunlu olduğu düşünülen kesimler ve kurumlar, çeşitli operasyonların odağı haline geliyorlar ve çözüm arayışı, bu operasyonların kapsamı içine sıkışıyor.

Ergenekon davası bu ‘operasyonel çözüm’ mantığının ilk ve en önemli örneğiydi. Onu Balyoz, Kafes davaları izledi. KCK operasyonları, şike operasyonları, bu yöntemin ‘sistemleşmesi’ bağlamında tartışmalara yol açıyor. 

Özel mahkemeler

Devlet Güvenlik Mahkemeleri, geçmişte Türkiye’deki otoriter sistemin hukuksal ayağıydı. Yıllarca bu mahkemeler, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü hedef alan kurumlar olarak görev yaptılar. Gelen yoğun eleştiriler ve tepkiler nedeniyle DGM’ler 2004 yılında kaldırılırken onların yerine özel yetkili mahkemeler kuruldu.

Bu mahkemelerde yargılanmak eskiden olduğu gibi bugün de birçok temel savunma hakkını kaybetmek anlamına geliyor. Suçlananlar, dosyaları inceleyemiyor, avukatları iddiaları öğrenemiyor. Belgeler, tanıklar gizli tutuluyor.

‘Güvenlik’ amacıyla kurulan bu mahkemelerin sadece ‘gerçekten sıradışı’ konularda devreye girmeleri gerekirdi. Ellerinde olağanüstü yetkiler bulunan savcılar ve hâkimler, polislerin desteğiyle bu mahkemelerin uygulama alanlarını giderek yaygınlaştırdılar. TCK, Terörle Mücadele Kanunu gibi kanunlardaki demokratik olmayan hükümleri de kendilerine destek alarak yaygın bir ‘operasyonlar’ zincirinin yürütücüsü haline dönüştüler.

‘Darbecilikle mücadele’, bu kurulu mekanizmanın meşru bir zemin kazanmasını sağladı. Çeşitli yerlere bombalar atmakla suçlanan, değişik müdahale hazırlıkları içinde bulunduğu iddia edilen ‘çeteleşme’ler bu yargı sisteminin hedefinde olduğu için kamuoyunda giderek onaylayıcı bir psikoloji oluştu.

Futbol dünyasına yönelik operasyonlar, bu ‘sistem’in yoğun tartışma yaratan bir unsuru olarak öne çıkıyorlar. Yöneticiler, futbolcular, teknik adamlar peş peşe operasyonlarla gözaltına alındılar, tutuklandılar. Aylardır yatıyorlar.

‘Şikenin Önlenmesi Kanunu’nun tam olarak neleri içerdiği, iddianame açıklanınca daha geniş kesimler tarafından fark edildi. Spor dünyasının sorunlu olduğu, birçok yolsuzluğa karıştığı, elbette toplum için bir sır değil. Bu alanın temizlenmesi ve yeni bir düzene girmesi noktasında genel bir kanaat var.

Bir suçun cezasının o suçun sonuçları ve etkileriyle orantılı olması esastır. Suç bir spor alanı suçuysa cezanın da bu alanda verilmesi ideal olandır. Örneğin, yolsuzluk yapan yönetici, teknik adam ve sporcu bu alandan çıkarılır. En sert ceza aslında budur.

İddianameden de anlaşıldığı gibi, bir şike suçlaması, en az 5-12 yıl hapsi öngörüyor. Özel yetkili mahkemelerde yargılandığınız zaman birçok hukuki hakkınızı kullanamıyor olduğunuz da bir gerçek.

Meclis’te partilerin üzerinde uzlaştığı değişiklik metninin özünün bu anormal durumu değiştirmeyi hedeflediği görülüyor. Değişiklik taslağında yer alan 1-3 yıllık ceza gerçekten de ciddi bir ceza. Futbol Federasyonu’nun başından beri kararsız olan tutumunun işleri iyice içinden çıkılmaz hale getirdiği de bir gerçek.

Spordan men, puan silmek, küme düşürmek gibi cezalar şimdiye kadar verilmiş olsaydı, birçok belirsizlik ve gerginlik ortadan kalkmış bulunacaktı. Bu tür ‘idari cezalar’ karşısında kişiler ve kurumlar haklarını idare mahkemelerinde arayabileceklerdi ve işler büyük olasılıkla bu kadar dramatik hale gelmemiş olacaktı.

Üç siyasi partinin bu yanlış kanunu düzeltme amacıyla birleşmeleri iyi bir başlangıç. Tabii bu ittifak burada durmamalı, uzayan tutuklulukların çözülmesi, Terörle Mücadele Kanunu’nun özgürlükleri hedef alan hükümlerinin değiştirilmesi gibi noktalarda da bir ittifak yapılmalı.

Yeni demokratik değişiklikler için ilk hamlenin (ve sonuç verici hamlenin) de iktidardaki AK Parti’den gelmesi gerekiyor.

Son söz: ‘Ülkeyi operasyonlarla yönetmek’ şeklinde özetlendiğini gördüğümüz bir alışkanlığın yerleşmesi, Türkiye’yi bir yargıçlar hegemonyası altına sokabilir. Bu da demokrasinin zehirlenmesi ve halk iradesinin yeterince etkin olamadığı dönemlere geri dönülmesi riskini beraberinde getirebilir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89