• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • İstanbul 22 °C
  • Diyarbakır 32 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 23 °C
  • Berlin 17 °C

Üçüncü Dünya Savaşı

Doğu Ergil

20. yüzyıl iki Dünya Savaşı gördü. İkisinde de başı Almanya çekti. Gerekçesi mağlubiyet ve mağduriyetti.

İlk küresel kapışma, nispeten savaş kurallarına uygun ordular arasında yapıldı. İkincisinde üniforma giymiş siviller (Naziler) ideallerine tehdit olarak gördükleri diğer sivilleri katledip harekete geçirdikleri orduları başka milletlerin üzerine saldılar. Dünya nüfusunun yüzde 2,5’ini temsil eden 60 milyon kişi telef oldu.

Yaptıklarına soykırım, ardındaki nefrete insanlık suçu dendi. O zamandan beri birçok toplum, her iki hastalıklı eylemle mücadele için eğitimlerini, hukuklarını ve dini terbiyelerini yeniden düzenledi.

Yenilenen hukuk, eleştiriye tahammül, şiddete karşıtlık, farklılıklara saygı ve özgürlükleri öne çıkaran bir nitelik kazandı. Mizah ve hiciv bu özgürlüklerin ve eleştiri hakkının bir parçası olarak görüldü.

Bugün dünya yeni bir savaşla sarsılıyor. Savaşçıları asker değil; kendilerine cihatçı diyen silahlı militanlar. Savaş alanları bütün dünya. Katı bir yaşam tarzı ve militan inançları dışında hiçbir şeye tahammülleri yok.

Müslümanlar demokrasiye sahip çıkmayınca...

Son hedefleri olan Fransız mizah dergisi Charlie Hebdo, sivri dili ve kalemi yüzünden Yahudiler ve Katolik kilisesi tarafından birçok kez kınandı ve dava edildi. Hıristiyanlığı, Hz. İsa’yı, Papa’yı, tüm dinleri mizah konusu yaptığı için eleştiriliyordu ama dergi, inançla değil inanç sahipliklerinin tuhaflıklarıyla dalga geçiyordu. Yine de hiç kimse “dinimiz hakarete uğradı” diye gidip yazar çizerini katletmedi.

Ne yazık ki elim olay, ülkemiz ve diğer Müslüman ülkelerde kimileri tarafından “Oh olsun, biraz da onlar acı çeksin” kıvamında kutlandı. İşte bu ruh hali, tam da saldırganların istedikleri durum. Çünkü onlar, Batı’da yaşasalar bile kendilerini din ve kültürlerine düşman olduğuna inandıkları Batı ile Müslüman dünyası arasında süren bir savaşın tarafı/askeri olarak görüyorlar.

Bu tavırlarıyla kendi ülkelerinde ekonomik olarak tutunamayan, kötü yönetim ve baskıdan kaçarak Batı’ya sığınan Müslümanlar’la ev sahibi ülkelerin/halkların arasını açmak istiyorlar. Stratejik amaçları; dışlanan, rahatı kaçan Müslümanlar’ın radikal İslamcılar’ın safına geçmesi, onların cihadına katılmalarıdır.

Yani aslında asıl mücadele Müslümanlar arasında. Totaliter siyasetlerini, dini söylem ve gerekçelerle diğer Müslümanlar’a zorla kabul ettirmek isteyenlerle demokratik değerleri ve laikliği benimseyen Müslümanların egemenlik kavgası bu. Birinciler, jeopolitik etki alanlarını genişletmek için her türlü kültürel ve sosyal çelişkiyi sömürüyorlar.

Bütün kavga, İslam dünyasını kim kontrol edecek sorusuyla ilgili. İslam dünyası şiddetle mi yönetilecek yoksa İslam kültürü, demokrasi ile bağdaşıp, Müslümanlar dünya ile barışık mı yaşayacak?

İşte cihatçılar bu ikinci sorunun sorulmasına izin bile vermek istemiyorlar. Onlar için İslam’la onu kuşatmış olan Batı arasındaki çelişki varlıksal ve Batı uygarlığı (aslında üstünlüğü) alt edilmedikçe de sonlanamaz.

Müslümanlar, demokrasiye ve çoğulculuğa sahip çıkmadıkça, dinleri üzerinde ipotek kuran cihatçıların hayatları üzerinde de egemenlik kurmalarını önleyemezler.

Bu gerçeği en çok Müslüman ülkeleri yönetme sorumluluğu üstlenmiş olan siyasi kadrolar anlamalıdır.

Son olarak şunu söyleyeyim: Kendinden emin, inancından ve yeteneklerinden kuşku duymayan olgun bir toplum ne mizahtan ne de eleştiriden çekinir. Vereceği cevapları olanlar, çaresizliğin bir yansıması olan şiddete başvurmazlar.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89