• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 17 °C
  • Berlin 11 °C

Üç parti: Türklük, Kürdlük, Müslümanlık

Mücahit Bilici

Bugün toplumsal alandan politik alana doğru akan üç temel akıntı var: Türklük, Kürdlük ve Müslümanlık. Bunlar Türkiye’nin üç toplumsal partisidir. Politik arenaya döküldüklerinde bu akıntıların değişik alt unsurları ortaya çıkıyor. Her akıntının kendine göre parti, örgüt veya cemaatleri olabiliyor. Her ne kadar siyasi temsil ve parti spektrumu bu üçlü karakteri net yansıtmasa da AK Parti devrimi sonrasında oluşan yeni ortamda bu dipten gelen akıntıların varlığı daha bir billurlaştı diyebiliriz.

Türklük suyu siyaset meydanına döküldüğünde CHP, MHP ve Gülen Cemaati gibi formlarda karşımıza çıkıyor. Türklük bünyesinde laikler, klasik mukaddesatçı dindar Türkler, sağ veya sol milliyetçiler ve bir kısım Aleviler var. Türklüğün laik kanadı uzunca bir süre iktidarını Türk Silahlı Kuvvetleri’yle sağladı. Buradaki herşey eskiye ait veya eskiye göre dizayn edilmiş. Ümitler, korkular, mücadele ve muhatap olma yöntemleri Kemalist dönemin verilerine göre şekillenmiş.

Kürdlük akıntısı siyasete döküldüğünde her ne kadar temsil daralması yaşasa da belli bir mücadele ile hakimiyetini pekiştirmiş olan bir Kürd silahlı hareketi (PKK) ve geniş Kürd kesimlerini siyasette temsil konumuna gelmiş bir Kürd siyasi hareketi var (HDP). Hegemonik Kürd siyaseti halen ağırlıklı olarak seküler ve sol eğilimli olmakla birlikte kendini yenileme ve dönüşme gayreti içinde. Silah ve siyaset, iç ve dış konjonktür arasındaki gerilimler bu dönüşümü karmaşıklaştıran faktörler. Kürdlük toplumsal partisinin içinde Kürd olan bir kısım Alevi ve Kürd olmayan bir miktar laik sol veya demokrat kesim de var.

Müslümanlık toplumsal partisi politik billurlaşmasını AK Parti’de buluyor. Burada Müslümanlığı bir siyasi kimlik olarak ele alıyorum. Daha önce Türklüğün arkasına saklanagelen Müslümanlık ilk kez Türklüğün önüne geçerek hâkim akıntı hâline geldi. Böylelikle “milliyetçi- mukaddesatçı” tamlamasında ifadesini bulan bu simbiyotik ilişki AK Parti’de (Türklüğü daha çekinik bir İslamcı mukaddesatçılık olarak) varlığını sürdürüyor. Kürdlerin bir kısmı da AK Parti’nin içinde Kürd olarak değil Müslüman olarak bulunuyor. Devlet, parçalanmamak için daha düne kadar ezegeldiği Müslümanlık partisine teslim olurken, Müslümanlık partisi için de devlet bugün Türklükten daha önemli hâle geldi. (Bir kısım İslamcıdaki devlet fetişizmi gerçekten hayret verici. Kemalistler en karanlık zamanlarında bile devleti bu kadar kutsamadılar. Tehdit ve zulümlerini çağdaşlık, laiklik gibi ezberler adına yaptılar. Bazı gazete köşelerine yansıyan çıplak bir devlet tapınmacılığı ve devlet adına açıktan herkesi tehdit, gecikmiş bir buluşmanın harareti olsa gerek.)

Bugün siyasi iktidar (en azından siyasi istikrar) esasen Müslümanlık ile Kürdlük arasındaki bir dengeye, hattâ ittifaka dayanıyor. Laiklikle özdeşleşen Türklüğün seküler unsurları ve Türklükte ısrar eden kimi dindar unsurlar muhalefet konumuna çekilmiş durumdalar. Denebilir ki ilk iki döneminde Müslümanlık ve bir kısım Türklüğün ittifakı ile yol alan AK Parti, üçüncü döneminde bu ittifakı bir kısım Kürdlük ile yeniledi (İmralı ile partnerlik versus HDP ile rekabet). PKK lideri Öcalan ile yürütülen Barış Süreci kim ne derse desin, hem AK Parti için bir politik başarı kredisi hem de ayakta kalmak için muhtaç olunan bir siyasi ittifaktır.

Hâkim rengi hâlâ seküler olan Kürdlük partisini bir Barış Süreci ile nötralize eden Müslümanlık partisi Türkiye’de hâkim parti konumunu tahkim etmiş bulunuyor. Bugün itibariyle Türklük partisinden yeni veya etkili bir muhalefet çıkmıyor. Muhalefetin geleceği de yine Kürdlük partisinde. Türkiye’de mevcut iktidara meydan okumak isteyen bir muhalefetin bu üç partiden en az ikisine hitap edebiliyor olması lazım. Türklük ve Kürdlüğü buluşturmak için demokrasiye ve bu ikisinden birisini Müslümanlıkla buluşturmak için de dindarlığa ihtiyaç var. Şu hâlde AK Parti’yi aşmak isteyen herhangi bir siyasetin hem dinle barışık hem de daha özgürlükçü olması gerekiyor.

*

Not: Çağlayan’daki menfur terör saldırısını tel’in ediyor, hayatını kaybeden C. Savcısı Mehmet Selim Kiraz’a Allah’tan rahmet diliyorum.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89