• BIST 97.726
  • Altın 146,210
  • Dolar 3,5844
  • Euro 3,9885
  • İstanbul 18 °C
  • Diyarbakır 24 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 18 °C
  • Berlin 23 °C

Üç ayrı Irak ve ABD

Yasemin Çongar

Saddam Hüseyin’i deviren Amerikan işgali dokuz yıl sonra resmen sona erdi ama geride kalan ülkenin bütünlüğünü koruması zor görünüyor. Bağdat’ta yayımlanan El Sabah gazetesi, Amerikan askerlerinin ülkeden çıkışını anlatan karikatüründe durumu iyi özetlemiş: Önde, üniformaları içinde iki Amerikan askeri yürüyor; arka planda kalan Irak’ın üç önemli siyasetçisi, ülkeyi çekiştirip dururken, askerlerden biri diğerine, “Onları barış ve huzur içinde bıraktık” diyor.

Barış ve huzur bir yana, bugün Irak’ta, meşruiyeti genel kabul gören ortak bir devlet yapısından söz etmenin bile güç olduğu söylenebilir. Son bir haftadır devam eden kavgada sarfedilen sözlere ve o sözlerin sahiplerine bakınca, “Irak’ı yönetenlerin Irak’a güvenmediği” sonucunu çıkarmamak imkânsız. Cumhurbaşkanı Kürt, Başbakanı Şii Arap, Meclis Başkanı Sünni Arap olan Irak’ta, bu görev bölüşümünün verdiği “uyum” görüntüsü, en karamsar tahminlerden bile daha hızlı çöktü; işgalin 15 aralıkta resmen bitmesiyle birlikte temayüz eden kavga, “Irak’ın ortak bir geleceği var mı” sorusunu, herkesin kafasının gerisindeki yerinden alıp, gündemin tepesine taşıdı.

Amerikan askerlerinin Irak’tan çıkmasından 24 saat sonra, Şii Başbakan Maliki Sünni Cumhurbaşkanı Yardımcısı Haşimi hakkında, “ölüm mangaları besleyip, bir intihar saldırısını finanse etmekten” tutuklama kararı çıkarttı. Haşimi kaçıp, Kürt Cumhurbaşkanı Talabani’ye sığındı. Talabani başında durduğu devletin adaleti hakkında, “Haşimi mahkemeye çıkmayı ancak davanın adil olacağı konusunda yeterli güvence verilirse kabul eder” diye açıklama yaptı. Haşimi de, ülkenin başbakanı için “Saddam Hüseyin’den beter bir diktatör” dedi ve AFP ’nin “Yargılanmak üzere Bağdat’a dönecek misiniz” sorusuna net cevap verdi: “Tabii ki hayır!”

Bu arada, Sünni Başbakan Yardımcısı ve Haşimi gibi Irakiya İttifakı üyesi olan Mutlak da, Başbakan Maliki tarafından “terörizm” ile suçlanıyor. Irakiya ise, bu suçlamalar nedeniyle, hem bakanlar kurulunu hem parlamentoyu boykot ediyor. Başbakan Maliki’nin Sözcüsü Bervari, Cumhurbaşkanı Talabani’yi “adalete engel olmakla” suçlarken, Kürdistan Bölgesel Lideri Barzani’nin devreye girme çabasına da, “Bu sorun Talabani ile Maliki arasında çözülecek, Barzani’nin meselesi değil” diye tepki gösterdi.

Tabii, bütün bunlar olurken kan akmaya devam ediyor. İşgal sırasında, Türkiye’de kolayından “direniş” diye yaftalanarak meşru kılınan bombalar yine patlıyor; geçtiğimiz perşembe günkü patlamalarda altmış kişinin ölümünden sonra, dün de Bağdat’da İçişleri Bakanlığı’nı hedef alan bombalı saldırıda altı kişi öldü. Iraklı Sünni siyasetçiler de, bu son saldırılarda El Kaide’den ziyade, bizzat ülkenin Şii bürokratlarının parmağı olduğunu iddia ettiler.

Bu kavganın sonu nereye varacak? Irak “bütünlüğünü” koruyabilecek mi? İran bu kavganın neresinde? Ve Amerika ne yapacak? Bu soruların kesin cevapları yok belki ama ipuçlarına bakarak, Irak hemen parçalanmasa ya da korkulan yoğunlukta bir “iç savaş” patlak vermese bile, ülkede işgal sonrası ilk yılın da, en iyimser ifadeyle “kaotik” geçeceğini söyleyebiliriz.

Bu kaosun çözümü, şu an için çok zor görünse de, yeni pazarlıklar ve belki yeni bir yetki paylaşımı anlamına gelebilir. Maliki’nin “otoriter” ve “dışlayıcı” tutumu ile İran’ın Şii gruplar üzerindeki nüfuzundan şikayet eden Sünniler, kendi açılarından pazarlığı “otonomi” ile açıyorlar.

Nitekim El Haşimi, tam zamanında Süleymaniye’ye giderek çok iyi gazetecilik yapan Milliyet yazarı Aslı Aydıntaşbaş’a, “Mevcut Sünni vilayetlerinin ‘bölge’ haline gelmesini istiyoruz” demekle, birarada durmanın bundan böye Sünniler açısından, ancak Kürtler benzeri bir özerkliğe kavuşmaları halinde mümkün olacağını ima etmiş. El Haşimi, bunun mevcut anayasanın tanıdığı bir hak olduğunu da özellikle vurguluyor. Bu vurgusunda haklı, ancak Irakiya’nın, az farkla da olsa 2010’daki seçimleri kazanmasına ve – Türkiye’nin de devrede olduğu bir süreçte — yoğun siyasi çabalara rağmen, önce hükümeti kurmasının engellendiği, sonra da Maliki tarafından giderek daha fazla marjinalize edildiği hatırlanınca, Irakiya’nın öncülüğünü yapacağı bir “özerklik” talebinin kabul görmesinin güçlüğü daha iyi anlaşılıyor.

Esasen Maliki’nin, El Haşimi hakkında tutuklama kararı çıkartarak bir anlamda “imal ettiği” krizin kökeninde de Sünnilerin özerklik fikri olduğu söylenebilir. Maliki, “federalizm” taleplerini, anayasadaki açık hükümlere rağmen “yasadışı” saydığını daha önce açıkladı. Her halükârda Haşimi’nin işaret ettiği El Anbar, Salahaddin ve Diyala vilayetlerinde, Sünnilere, Kürdistan’dakine benzer “federal bölge” statüsü sağlanması, Şiilerin çoğunlukta olduğu, petrol zengini güney vilayeti Basra da aynı statüyü almadıkça çok zor olacaktır.

Öte yandan, mevcut kavganın, Iraklı Kürtlerin elini güçlendirdiği söylenebilir. Maliki dâhil bütün Iraklı aktörlerle, Başkan Yardımcısı Joe Biden düzeyinde birebir temas yürüten ama bir yandan da, ülkeden daha yeni çekilmişken, ateşin ortasına atlamak istemeyen Obama yönetimine göre, Barzani’nin evsahipliğinde bir ulusal konferans toplanması fikri “Bağdat’taki krizin çözümü için en ideal fırsat” olabilir. Yer kalmadı; yarın, Irak’ta Kürtlerin muhtemel arabuluculuğu ile ABD’nin ve İran’ın rolü üzerine yazmaya devam edeceğim.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89