• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 3 °C

Üç anahtar

Ali Bulaç

İslam her neyi emrediyorsa Müslümanlar aksini yapıyor. Hayatlarında emirlerin yerini nehyler, nehylerin yerini emirler almış. 

Başımıza gelen musibetlerin ilk müsebbibi biziz; harici güçlerin tahakküm ve hegemonyaları bizim iç derin zaafımız sayesinde sürmektedir. Ne zaman Nisa Sûresi’nin 114. ayetini okusam bunlar aklımdan geçer: “Onların ‘gizlice söyleşmelerinin’ çoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi emredenlerinki başka. 

“Necva“, iki kişi arasında olan gizli konuşma, sır vermedir. Daha geniş çerçevede gözlerden uzak toplantılar, kulis ve lobi faaliyetleri, komplolar, hile ve desise, amacı kötülük ve zarar plan ve programlar için kullanılır. Özellikle mütegallibe güçlerin başkalarının zararına olmak üzere plan ve programlar yapmak amacıyla düzenledikleri gizli toplantılarda “hayır“ yoktur, bu gizli toplantılarda hedeflenen şer, kötülük ve zarardır. 

İnsan doğası gereği başkalarıyla bir arada yaşar, hemcinsleriyle toplanır, ortak faaliyetler yürütür. Gelişigüzel işler verimli olmadığından, bir araya gelişlerin yani grup kurmanın veya daha geniş anlamda toplumsal hayat tesis etmenin belli bir hedefe yönelmesi zaruridir. Nitekim toplumsal hayatta bir işbölümü söz konusudur. Ancak bir araya gelinecekse, şu üç hedef gözetilmelidir: “Sadaka vermek”, yani toplumun yoksul ve zayıf kesimlerini mali bakımdan güçlendirmek; “iyi olanı emretmek ve yaygınlaştırmaktır” ki, ayet bunu “ma’ruf” terimiyle ifade eder. Yani herkesin iyi, faydalı, güzel, hak ve doğru kabul ettiği söz ve fiillerin yaygınlaştırılması. Diğeri “insanların arasını bulmak (ıslah), dargınları barıştırmak, ihtilafları ortadan kaldırıp anlaştırmaya çalıştırmak”tır. 

“Islah”ın başka anlamı “sulh ve salah”tır. Buna göre bir araya gelişlerin, sosyal organizasyonların diğer bir amacı da toplumsal barışı tesis etmek, güzel, faydalı, herkesin hayrına ve iyiliğine olan tutum ve davranışları, düşünce ve anlayışları yaygınlaştırmak olmalıdır. Bunların tümü “salih amel”in kapsamı içine girer. Kur’an-ı Kerim, neredeyse her defasında “iman ile salih ameli” bir arada zikretmektedir. Sulh/barış ve salahın, ıslah ve ıslahatın yürürlükte olduğu bir toplumda, fesat/bozgunculuk, haksız savaşlar, nefretin körüklediği çatışmalar ve genel toplumsal çöküntüler olmaz. 

Bir hadiste şöyle buyrulmuştur: “Ma’rufu emretmek, kötü olandan sakındırmak ve Allah’ı zikretmek dışında, Ademoğlunun sarf ettiği sözler lehine değil, aleyhinedir” (İbn Mace, Fiten, 12). Yukarıda işaret ettiğimiz üzere, aile içi sohbet, sorunların istişare ile görüşülmesi, sıla-i rahim, dostlar-arkadaşlar arasındaki güzel konuşmalar; irşad edici, bilgilendirici toplantılar, siyasetin müzakere ile yürütülmesi toplumsal hayatta huzur ve barışı tesis eder. Yıkıcı olan, belli bir plan ve program dahilinde amacı kötülük olan gizli toplantılar; yeraltı faaliyetleri, insanların zararına olan komplolar, desise ve tuzaklardır. 

Hz. Peygamber (sas)’in görevi yolu aydınlatmaktır. Elindeki ışığın kaynağı Allah’tan gelen vahydir. Hz. Peygamber (sas) bu görevi eksiksiz yerine getirdi ve etrafında öğrettikleri ve gösterdikleri doğrultusunda hayatını kuran samimi bir cemaat, yani “mü’minler topluluğu” teşekkül etti. Mü’minler topluluğu Hz. Peygamber’in sünnetinin ve siretinin toplumsal ölçeklerde ete kemiğe bürünmüş somut varlığını temsil eder. İlahi vahyin tarihsel yürüyüşü mü’minler, yani ümmet üzerinden devam eder. Vahy, insanla buluştuğu 23 yıllık zaman diliminde “en güzel örnek” olan Hz. Peygamber’in şahsında, şahsının şekillendirdiği sünnet ve siretinde kendini açtı, anlaşılır, öğrenilebilir ve yaşanır forma büründü. O, “yürüyen Kur’an”dı. Onu adım adım takip edip örnek alan mü’minler topluluğu da bunu toplumsal ve tarihsel durumlara aktardı. Durum böyle olunca Kur’an vahyinin anlaşılır ve yaşanabilir referansı Hz. Peygamber olunca, onun da canlı, sosyal ve somut pratiği, tarihsel modeli mü’minler topluluğu oldu. Bu durumda Hz. Peygamber’e uymak (ittiba etmek-tabi olmak) ne kadar gerekli ise, onun sünnetini ve siretini örnek alan mü’minlere de uymak o kadar gereklidir.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89