• BIST 73.600
  • Altın 132,411
  • Dolar 3,5398
  • Euro 3,7975
  • İstanbul 1 °C
  • Diyarbakır 1 °C
  • Ankara -9 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin -1 °C

Türklerin ve Kürtlerin ittifakı!

Ali Bulaç

Şöyle demiştim: “Kuzey Irak Kürtleriyle ittifak kurup dünyaya meydan okumak dünya ve bölge ülkeleri tarafından dayak yemeyi kabullenmek demektir.”

Bu cümleden anlaşılan Türkler ve Kürtler sahici ittifak kurmasın mı? Hayatını ittihad-ı İslam’a adamış bir Müslüman, hiç Türklerle Kürtlerin ittifak kurmasından rahatsız olur mu? 40 bin insanımızın hayatına mal olan bir savaşın sona ermesinden, her iki Müslüman kavmin kucaklaşıp yeni bir dünya kurma yolculuğuna çıkmalarından daha hayırlı ne olabilir? Ancak maksat başkaydı:

1) “Biz, Kürtlerle küresel sisteme meydan okuyarak birlik kuracağız.” dediğinizde, sistem gelir sizi ve Kürtleri vurur. Buna sistemin gücünün yettiğini biliyoruz. Kuzey Irak Kürt Bölgesi doğrudan ABD’nin kontrolü ve himayesi altındadır. IŞİD, Musul’u aldıktan sonra Erbil’e 10 km yaklaşınca ABD geldi, Erbil’i, Kobani düşmek üzereyken kesintisiz hava bombardımanıyla kurtardı. PKK sıkıştırınca veya Suriye’de umduğunu elde edemeyince Türkiye Amerika’yı ve NATO’yu müdahaleye çağırdı. Anadolu’da 28 noktada ABD ve NATO’nun tesisleri var; bizim kontrolümüz altında olmayan atom bombalarının topraklarımızda konuşlandığı sır değil.

Ancak bu, kıyamete kadar emperyal güçlerin tahakkümü altında kalacağımız anlamına gelmez. Akıllı ve uzun vadeye yayılmış bir stratejik planlama bizi bağımsızlaştırabilir, bu da ancak Müslüman kavim ve ülkeleri İslam, adalet, ortak refah ve bölgesel entegrasyon zemininde mobilize etmekle mümkündür. Sünni “temkin” modeli milyonlarca insanın hayatını tehlikeye atan kabadayılıkların, maceraperestliklerin ötesinde reel hesap ve planlama işidir. Bilgi, güç dengesi, hesap ve şartların desteğinde olmayan kalkışmalar, Suriye’deki gibi trajediye dönüşür.

2) Türkler ve Kürtler, Arapların ve İranlıların rağmına ittifak kurdukları takdirde bölge ülkeleri İran, Suudi Arabistan, Irak, Suriye, Mısır ve hatta diğer irili ufaklı devletler tarafından rahat bırakılır mı? Böyle düşünen varsa ya hakikaten safdildir veya Suriye’de olduğu gibi feci bir hesap hatasına düşmektedir.

Bölgenin ittihadı demokratik olarak bütün kavim ve havzaların beşerî güçleri, hacimleri oranında birliğe katılması, çıkarlarını birleştirmesi; birinin diğerine üstünlük, ağabeylik taslamaması; gizli veya açık tahakküm kurma peşinde olmamasına bağlıdır. Müslüman kavimleri din soslu milliyetçiliklerle birbirine düşüreceğimize İslam ittihadıyla bir araya getirmeli değil miyiz?

Türkiye eğer İslamcı bir bölge politikası takip etseydi, ne bugün kendisi bölgenin tamamından tecrit edilirdi ne Suriye ve Mısır bu trajik duruma düşerdi. Kimse Mısır’da askerî darbeye “evet” deyin demiyor ama size akıl hocası gözüyle bakan “İhvan’ı neden darbeden sakındırmadınız?” diye soruyor!

Ajandamızdaki Neo Osmanlıcılık ve “Yeni Türkiye milliyetçiliği”ni fark eden Arapların bize bakışı değişti. Artık bizi bölgeyi hep beraber ayağa kaldırmaya çağıran öncüler olarak görmüyorlar. Suriye’de maliyeti tamamiyle zavallı halka çıkan akim politikadan sonra bizi “bölgeyi ele geçirmeye çalışan postmodern sömürgeciler” olarak görüyorlar. Elbette İran’ın da günahı bizimkinden az değil. Ancak İslam dünyasının bizden beklentisi farklıydı, büyük bir umut idik. Şimdi ise Arapların yakın tarihte oluşmuş kolektif hafızaları canlanmış bulunuyor. Bizi karşılarında yüz sene sonra ruhları bugüne enkarne olmuş Talat Paşa, Enver Paşa, Cemal Paşa olarak görüyorlar. O üçlü ki, bugünkü Ortadoğu’nun içinde yer aldığı 600 yıllık koca bir devleti de 10 senede sona erdirdiler; Kemal Tahir’in dediği gibi bir bakkaliye dükkânı bile bu kadar kısa zamanda tasfiye edilemezdi.

Türkiye, 2011’de sistem içinde “özerk hareket etme”yi denedi. Hamlesi, yöntemi ve hesabı yanlıştı, başaramadı. “Hüseyin için ağla Yezid’le iş tut” prensibine dönüp küresel güçlerin belirlediği stratejik çerçevenin içine girdi. Bölgenin kurtuluşu Türkler, Kürtler, Araplar ve İranlıların ortak işbirliğine ve yeni bir bölge tasavvuruna bağlıdır. Bölgeyi yeniden şekillendirirken Sünni “temkin” yolunu önermeyi “yeni oryantalizm” olarak nitelendirmek “eski bir PKK’lı”yı ilham alan “eski bir İslamcı”nın entelektüel gücünü kaybettiğinin göstergesi olabilir ancak!

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89