• BIST 89.270
  • Altın 147,050
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • İstanbul 16 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 19 °C
  • Berlin 12 °C

Türkiye’nin Rojava politikası değişiyor mu?

Ferda Çetin

Geçen haftanın gündemi PYD Eşbaşkanı Salih Muslim’in Türk Dışişleri Bakanı ile görüşmesiydi. Davutoğlu bu görüşmenin, son iki ay içinde PYD ile gerçekleştirilen üçüncü görüşme olduğunu da açıkladı.

Salih Muslim ise DİHA”ya yaptığı açıklamada, görüşmelerin devam edeceğini belirterek , “Türkiye’nin PYD’ye karşı geçmişte oluşan tavrının değiştiğini” belirtti.

Bu kısa bilgiler ilk başta bir umut yaratsa da, dikkatlice okuduğumuzda görüşmenin, Türk tarafından kaynaklanan bir dayatma olduğu açıkça görülmektedir.

Basına yansıyan bilgiler ve Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın bu görüşmeye ilişkin değerlendirmeleri, görüşmenin amacını ve ruhunu deşifre ediyor. Umutlu olmak için henüz ortada hiç bir kıymetli emare olmadığı gibi, Salih Muslim’in açıklamalarının da iyi niyetli beklentilerin ötesinde somut bir karşılığı bulunmuyor. Erdoğan, Salih Muslim’in adını anmadan, “kendisiyle görüşülüyor, attıkları adımlar yanlıştır, kendisine bu çerçevede uyarılar yapılmıştır” diyor.

Basına yansıyan bilgilerden Davutoğlu-Muslim görüşmesinin içeriği de gayet açık ve nettir. Buna göre Salih Muslim, Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesini istemekle birlikte, Türk devletinin El Kaide çetelerini desteklemekten vazgeçmesini talep etmiştir. Buna karşı Davutoğlu’nun da Muslim’den üç somut talebi olmuştur: Birincisi Suriye Kürtlerinin Demokratik Özerklik İlan etmemesi, ikincisi PYD’nin Suriye muhalefeti (Özgür Suriye Ordusu) içinde yer alması, üçüncüsü Beşar Esad rejimi ile ilişkilerini kesmeleri.

Dikkat edilirse Türk tarafı Rojava Kürtlerinin temsilcisi ile eşit bir muhatap pozisyonunda değil; bir zamanlar Barzani ve Talabani’ye yaklaşıldığı gibi, tepeden bakan, ukala bir buyurgan edasındadır. Bu nedenle dayatmalarda bulunmaktadır.

Davutoğlu son iki ayda üçüncü görüşme yapıldığını söylerken, Türk diplomasisinin bir riyakarlık maskesi olduğunu da itiraf etmiş oluyor. Çünkü bu görüşmeler olurken El Kaide, El Nusra, Irak-Şam İslam Devleti çetelerine de para, cephane, silah; yiyecek ve yardım-yataklık hizmeti veriliyordu. Bu görüşmeler olurken Davutoğlu’nun askeri ve polisi, Serêkaniyê’de El Kaide çetelerine ambulansla silah taşıyor; Avrupa’dan, Afrika’dan İstanbul’a ulaşan çetecileri, YPG’ye karşı savaştırmak üzere cepheye yetiştiriyordu.

Türkiye medyasının en iyileri diyebileceğimiz gazetecileri bu görüşmeleri, Türkiye’nin güvenlik ve diplomasi alanındaki en önemli “açılım”ı olarak adlandırdılar. Başta Hasan Cemal, Cengiz Çandar, Aslı Aydıntaşbaş gibi yazarlar, “Türk dış politikası bugün artık Irak ve Suriye’deki Kürt varlığını Türkiye’nin bir hinterlandı gibi görme eğiliminde” diyerek Türkiye’nin, Kuzey Kürdistan Kürtlerine yönelik de yeni adımlara ihtiyaç olduğunu belirtiyorlar.

Bu bakış açısının başlı başına sorun olduğunu belirtmeliyiz. Ne demek hinterland? Rojava ve Rojava Kürtleri neden Türkiye’nin hinterlandı olsun?

Egemen ve kolonyalist zihniyet, sömürgeleri için eskiden kalan alışkanlıkla tam özgürlük veya tam bağımsızlığı hiçbir biçimde hazmedemiyor. Sömürgeci devletler için Kürtlere verilebilecekler noktasında çıtanın çıkabileceği en yüksek yer, daha uzun süreli kölelik için, daha az kırbaç!

Tekrar başlıktaki soruya dönersek: Türk devleti Rojava devrimini yenilgiye ve başarısızlığa uğratmak için uğraşıyor. Bu nedenle de PYD ile bir yandan görüşürken diğer yandan YPG’ye karşı savaşan çetecilere her türlü desteği sunmaya devam ediyor. Yapılan görüşme de bu anlamıyla umut vermiyor.

Aynesi iştir devletlerin, söyledilerine bakılmaz!

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89